Bazı insanlar hayatımıza farklı isimlerle girer ama hissettirdikleri şey neredeyse aynıdır. İlk başta “Bu kez çok farklı” deriz. Başka bir yüz, başka bir hikâye, başka bir başlangıç… Ancak zaman geçtikçe tanıdık duygular yeniden ortaya çıkar. Aynı hayal kırıklıkları, aynı kırgınlıklar, aynı eksiklik hissi. Sanki farklı insanlara değil, aynı karakterin başka versiyonlarına âşık oluruz. Peki, neden?
İnsan zihni bilinmezden çok tanıdığına yönelir. Bu tanıdıklık sağlıklı olmak zorunda değildir. Çocuklukta öğrendiğimiz sevgi biçimi, ileride kurduğumuz ilişkilerin görünmez şablonuna dönüşür. Eğer sevgiye ulaşmak için sürekli çabalamak zorunda kaldıysak, büyüdüğümüzde de bize sevgiyi kolay vermeyen insanlara çekilebiliriz. Çünkü zihnimiz, mücadeleyi aşk sanmaya başlar. Psikolojide buna duygusal tekrar döngüsü denir. İnsan, çözemediği eski yaralarını bilinçsizce yeniden kurar. Belki de bu yüzden bazı ilişkiler bize zarar verse bile bırakamayız. Çünkü aslında kişiyi değil, yarım kalan bir duyguyu tamamlamaya çalışırız.
Özellikle bağlanma stilleri, partner seçiminde büyük rol oynar. Çocukluğunda duygusal olarak tutarsız bir ortamda büyüyen biri, yetişkinlikte mesafeli ya da ulaşılması zor insanlara çekilebilir. Çünkü bilinçaltı için sevgi; biraz belirsizlik, biraz kaygı ve biraz da beklemek demektir. Sağlıklı ilişki ise bazen “sıkıcı” hissedilebilir. Çünkü drama yoktur. Kaos yoktur. Sürekli kaybetme korkusu yoktur.
Oysa birçok insan yoğun duyguları gerçek aşk sanır. Kalbin hızlı atması, sürekli düşünmek, bir mesaj beklerken yaşanan kaygı… Bunların hepsi aşk gibi görünür. Ancak bazen bunlar sevgi değil, kaybetme korkusudur. İnsan zihni yoğunluğu tutkuyla karıştırabilir.
Bir başka neden ise kişinin kendisiyle kurduğu ilişkidir. Kendini değersiz hisseden biri, çoğu zaman bunu doğrulayan ilişkilere yönelir. Çünkü insan yalnızca mutlu olduğu değil, alışık olduğu duyguların içinde kalmaya eğilimlidir. Eğer kişi içten içe sevilmeye layık olmadığına inanıyorsa, onu gerçekten seven biri karşısında rahatsız hissedebilir. Çünkü sağlıklı sevgi, kişinin kendisiyle ilgili inançlarını da sorgulatır.
Bu durum yalnızca romantik ilişkiler için geçerli değildir. Arkadaşlıklarımızda, iş ilişkilerimizde hatta hayat seçimlerimizde bile benzer döngüler tekrar eder. İnsan psikolojisi, tanıdığı duygusal iklimi yeniden yaratma eğilimindedir. Bazen bilinçsizce aynı hikâyeyi farklı oyuncularla tekrar tekrar yaşarız. Fakat farkındalık bu döngüyü kırmanın ilk adımıdır.
Bir gün insan kendine şu soruyu sormaya başlar: “Ben gerçekten bu kişiye mi âşığım, yoksa bana tanıdık gelen duyguya mı?” İşte değişim tam burada başlar. Çünkü bazı insanlar bize huzur yerine heyecan verir. Ama huzursuzluğu heyecan sanmak, modern ilişkilerin en büyük yanılgılarından biridir.
Gerçek sevgi çoğu zaman filmlerdeki gibi dramatik değildir. Sürekli kaçıp kovalamak, belirsizlik içinde kalmak ya da sevilmek için savaşmak zorunda bırakmak aşkın kanıtı değildir. Sağlıklı sevgi, insanın kendisi gibi hissedebildiği yerde büyür. Yorulmadan, eksilmeden, kendini kanıtlamak zorunda kalmadan…
Belki de hep aynı insanlara âşık olmamızın nedeni, aslında aynı yarayla yaşamamızdır. Ve bazen insan, karşısındakini değil; kendi geçmişini sever. İyileşmek ise farklı birini bulmakla değil, önce kendi içindeki o eski hikâyeyi değiştirmekle başlar.
Gizem Yılmaz ÖZDEN


