Çarşamba, Haziran 3, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Nadir Hastalıklarla Yaşam: Çocuklar ve Ebeveynler İçin Psikolojik Dayanıklılığın Gücü

Nadir hastalıklara sahip çocuklar ve onların yakınları için yaşam, çoğu insanın hiç deneyimlemediği zorluklarla örülüdür. Tanı sürecinde yaşanan belirsizlikler, tedaviye erişim süreçlerinin getirdiği fiziksel ve duygusal yorgunluk, toplumsal farkındalığın sınırlı olması, hem çocuklar hem de aileleri için bedensel ve psikolojik açıdan yıpratıcı bir mücadeleye dönüşebilir. Bu süreçte göz ardı edilmemesi gereken en önemli unsurlardan biri psikolojik sağlamlıktır. Psikolojik sağlamlık, bireyin stres, travma veya zorlayıcı yaşam olaylarına rağmen psikolojik esnekliğini koruyarak duygusal dengesini sürdürebilmesi ve olumsuz olaylar karşısında uyum sağlayabilme becerisi olarak tanımlanmaktadır (Connor ve Davidson, 2003).

Tıbbi müdahaleler bireyin fiziksel sağlığını korumayı amaçlarken, psikolojik sağlamlık bu sürecin birey için sürdürülebilir ve yaşanabilir olmasını sağlar. Nadir hastalıklarla mücadele eden bireylerin ve ailelerinin umudunu koruyabilmesi, duygusal dengeyi sürdürebilmesi ve yaşadıkları zorluklara karşı baş etme mekanizmaları geliştirebilmesi, süreçte en az tıbbi tedavi kadar kritik bir rol oynar.

Bu noktada, psiko-sosyal destek, ebeveynler ve çocuklar için büyük bir güç kaynağı olabilmektedir. Bir bireyin yalnız olmadığını bilmesi, yaşadığı duygusal dalgalanmaların anlaşılabilir ve kabul edilebilir olduğunu hissetmesi, onun mücadele azmini güçlendiren en önemli faktörlerden biridir. Aynı zamanda bir ruh sağlığı uzmanından psikolojik destek almak, destek gruplarına katılmak ve farkındalık çalışmaları da hem çocukların hem de ailelerin bu sürece uyum sağlamasına yardımcı olabilir.

Unutmamalıyız ki, psikolojik sağlamlık yalnızca zor zamanlarda mücadele etmek değil, bu süreçte anlam bulabilmek ve yeni bir bakış açısı geliştirebilmektir. Nadir hastalıklarla yaşayan çocuklar ve onların yakınları için güçlü bir ruh hali ve destekleyici bir çevre, tıbbi tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu nedenle, sağlık alanında atılan her adımın, çocuğun psikolojik iyiliğini de göz önünde bulunduracak şekilde planlanması ve sürece bütüncül bir bakış açısıyla yaklaşılması önemlidir.

Ailelerin Tanıdan Sonraki Yolculuğu

Bir çocuğun nadir hastalıklar tanısı alması, aileler için beklenmedik ve sarsıcı bir süreçtir. İlk etapta tanı sürecindeki belirsizlik, hastalığın getirdiği bilinmezlikler ve ilerleyişiyle ilgili kaygılar, ebeveynler için büyük bir duygusal yük oluşturmaktadır (Pelentsov vd., 2015). Nadir hastalıklar, genellikle geç tanı konulan, tıbbi açıdan karmaşık hastalıklar olması nedeniyle aileler, doğru teşhise ulaşana kadar birçok farklı süreç ile karşılaşabilirler.

Araştırmalar, zorlu süreçlerde bireysel ve aile bireylerinin psikolojik sağlamlıklarının kritik bir koruyucu faktör olduğunu göstermektedir. Psikolojik sağlamlık, sadece travmaya direnmek değil, anlam bulmak ve uyum sağlamakla da ilgilidir. Bu nedenle, nadir hastalıklara sahip çocukların ailelerinin psiko-sosyal destek almaları, hem ebeveynlerin hem de çocukların iyilik hallerini doğrudan etkileyen bir unsurdur. Bu süreçte ebeveynlerin psikolojik sağlamlıkları, çocuklarının duygusal ve fiziksel iyi oluş süreçlerini yakından etkilemektedir. Uçaklarda sıkça duyduğumuz “Oksijen maskesini önce kendinize, sonra çocuğunuza takın” ifadesi, ebeveyn olarak iyi oluş sürecinin ne kadar önemli olduğunu vurgulamaktadır. Bu nedenle ebeveynlere sağlanacak psiko-sosyal destek, bireysel terapi, aile danışmanlığı ve destek grupları, ebeveynler ve çocukların zorlandıkları duygulara alan açmalarına, bu süreci daha sağlıklı yönetmelerine ve baş etmelerine yardımcı olacaktır.

Ebeveynlerin Karşılaştığı Zorluklar ve Baş Etme Stratejileri

Ebeveynler, çocuklarının nadir hastalıklar sürecinde çeşitli konularda zorlanmalar yaşamaktadır. Aileler için en büyük zorluklardan biri, belirsizlikle başa çıkmaktır. Çoğu zaman “Neler olacak?”, “Çocuğumu nasıl bir gelecek bekliyor?”, “Çocuğumun tıbbi tedavileri işe yarıyor mu?” gibi soruların yanıtı net değildir. Net olmayan her sorunun cevabı da ebeveynlerde kaygı uyandırmaktadır. Ancak süreci yönetirken, güvenilir bilgi kaynaklarına başvurmak ve uzman doktorlarla iş birliği içinde olmak, bu belirsizliği azaltmaya yardımcı olabilir.

Ebeveynler, genel olarak günlük yaşam işleyişlerinin bozulması ve karşılaştıkları zorluklar karşısında endişe duymaktadırlar. Örneğin, düzenli doktor kontrolleri için sık sık hastaneye gitmek, tedavi süreci, ilaç kullanımları ve hastalığın getirdiği fiziksel kısıtlamalar, ailelerin günlük yaşamını önemli ölçüde etkilediği görülmektedir.

Ebeveynlerin kaygı yaşadığını belirttiği konulardan bir tanesi de diğer aile bireylerinin yaşanılan süreçlerden nasıl etkilendiği yönünde olmaktadır. Yaşanılan tıbbi süreçler, her aile bireyini farklı açılardan etkilemektedir. Süreçte ailelerin en büyük gücü, birbirlerine verdikleri destek ve psikolojik sağlamlıklarıdır. Ebeveynlerin kendi duygusal ihtiyaçlarını da göz ardı etmemesi ve yaşadıkları korku, üzüntü ve kaygı gibi duyguları açıkça birbirleriyle paylaşması ve destek araması, psikolojik sağlamlık için büyük önem taşımaktadır.

Çocukların Gelişimsel ve Sosyal Destek İhtiyacı

Nadir hastalıklara sahip çocukların sadece fiziksel değil, duygusal ve sosyal gelişimlerinin de desteklenmesi gerekir. Eğitim hayatı, bazen hem çocuklar hem de ebeveynleri için uyum sağlamakta zorlanılan bir süreç olabilir. Çocuklarını ihtiyacı doğrultusunda doğru bir eğitim alması için yönlendirmek isteyen anne ve babalar, bu konuda bazen içinden çıkamadıkları bir duruma girebilmektedirler. Öncelikle bir uzman tarafından değerlendirilen çocuğun eğitim ihtiyaçları aile ile belirlendikten sonra, doğru eğitim süreçlerine ve uzmanlara yönlendirme yapılması ve sürecin takip edilmesi gerekmektedir. Çocukların özel eğitim gereksinimleri, okuldaki sosyal etkileşimler, akran kabulü, çevreye uyum süreci, öz bakım becerileri ve baş etme becerileri, çocuklar ve aileler için üzerinde durulan önemli konulardır. Çocukların uyum becerileri, aile ve uzmanlar tarafından desteklenerek gelişim gösterecektir.

Aile İçi İletişimin Rolü

Bu yolculukta aile içi açık iletişim büyük önem taşımaktadır. Çocukları sürecin dışında bırakmak yerine, yaşlarına uygun bir şekilde bilgilendirmek, kaygı ve korkularını paylaşmaları için güvenli bir alan yaratacaktır (Klass vd., 2017). Özellikle ailede başka kardeşler varsa, yaşanılan süreçleri, onları nelerin beklediğini, bu süreçte hep birlikte neler yapabileceklerini yaşlarına uygun şekilde açıklayarak onların da sürecin içinde hissettirilmesi ve duygusal olarak desteklenmesi gerekmektedir. Bazı durumları çocuklardan saklamak ve yeteri kadar bilgi paylaşımı yapmamak, çocukları belirsizlik duygusuna itebilir ve daha büyük kaygılara ve yanlış anlamalara neden olabilir. Çocuklar, bazen ebeveynleri tarafından ihmal edildiğini, yeteri kadar ilgi ve şefkat görmediğini düşünebilir ya da hastalık nedeniyle kendisinde suçluluk duygusu hissedebilir. Bu durumlarda, her zaman açık iletişim sergilemek ve çocuğu sürecin dışında bırakmamak büyük önem taşımaktadır.

Toplumsal Farkındalığın Artırılması

Nadir hastalıklar konusunda toplumsal farkındalığın artırılması, ailelerin kendilerini toplum içerisinde yalnız hissetmemesi için atılacak en büyük adımlardan bir tanesidir (Anderson ve Parent, 2007). Bu nedenle dernekler, sivil toplum kuruluşları ve sosyal medya platformları aracılığıyla farkındalık çalışmaları yapılması, hem bireysel hem de toplumsal dayanışmayı güçlendirir.

Sonuç

Nadir hastalıklara sahip çocuklar ve aileleri, yalnızca tıbbi bir tedavi süreci değil, aynı zamanda derin bir psikolojik ve sosyal mücadele süreci de yaşamaktadır. Bu yolculukta, psikolojik sağlamlığı güçlendirmek, doğru bilgi kaynaklarına ulaşmak, psiko-sosyal destek almak ve açık iletişimi sürdürmek en önemli dayanak noktalarıdır. Unutulmamalıdır ki, bir çocuk sadece bireysel mücadelesiyle değil, çevresinden aldığı sevgi, anlayış ve destekle de büyür ve güçlenir. Bu nedenle, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde atılacak her adım, nadir hastalıklara sahip çocukların ve ailelerinin yaşam kalitesini doğrudan etkileyen, umut dolu bir gelecek inşa etmenin temel taşlarıdır.

Kaynakça

  • Connor, K. M., & Davidson, J. R. T. (2003). Development of a new resilience scale: The Connor-Davidson Resilience Scale (CD-RISC). Depression and Anxiety, 18(2), 76–82. https://doi.org/10.1002/da.10113
  • Pelentsov, L. J., Fielder, A. L., & Esterman, A. J. (2015). The supportive care needs of parents with a child with a rare disease: A qualitative descriptive study. Journal of Pediatric Nursing, 30(1), e105–e120. https://doi.org/10.1016/j.pedn.2014.10.007
  • Klass, P., Nichols, J., & Zillman, L. (2017). Strengthening parent-child relationships: Building emotional connection through communication. Pediatrics, 140(3), e20171889. https://doi.org/10.1542/peds.2017-1889
  • Anderson, M., & Parent, B. (2007). Support needs of families of children with rare genetic disorders: Family and professional views. American Journal of Medical Genetics Part A, 143A(5), 507–517. https://doi.org/10.1002/ajmg.a.31632
Sebla ENDÜRLÜK
Sebla ENDÜRLÜK
Psikolog Sebla Endürlük, lisans eğitimini TED Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde (%100 İngilizce) tamamlamış ve 2020 yılında onur derecesiyle mezun olmuştur. 2020 yılından bu yana Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Beslenme ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı Faz 1 Klinik Araştırma Merkezi bünyesinde yürütülen uluslararası klinik araştırmalarda psikolog olarak görev almaktadır. Bu süreçte nadir ve metabolik hastalıklara sahip çocuklarla çalışmakta, gelişimsel ve nörokognitif değerlendirmeler yapmakta ve uluslararası klinik araştırmalarda psikolojik değerlendirme süreçlerine katkı sağlamaktadır. Aynı zamanda uluslararası klinik araştırmalara danışmanlık vererek multidisipliner ekiplerle birlikte çalışmaktadır. Sebla Endürlük akademik çalışmalarını Hacettepe Üniversitesi Otizm Spektrum Bozukluğu Eğitimi Yüksek Lisans Programı’nda tez döneminde sürdürmektedir. Akademik çalışmaları TÜBİTAK 2210 Yurt İçi Yüksek Lisans Burs Programı kapsamında desteklenmektedir. Üniversite yıllarından itibaren birçok Erasmus+ ve sosyal sorumluluk projesinde, ayrıca TÜBİTAK araştırma projesinde aktif rol almış ve bilimsel çalışmalarını sürdürmüştür. 2021 yılında Muğla’da meydana gelen yangın ve sel felaketlerinin ardından yürütülen Türkiye Sel ve Yangın Travma İyileştirme Projesi kapsamında World Human Relief kuruluşunda gönüllü olarak Muğla’da saha çalışmalarına katılmıştır. Ayrıca TÜBİTAK 1003 KULE projesinde eğitim gönüllüsü olarak görev almıştır. Şu anda Çocuk Beyin Tümörleri Derneği’nde (ÇOBEDER) kanser hastaları ve aileleriyle gönüllü psikolog olarak çalışmaktadır. Yaklaşık 6 yıldır çocuk ve ergenlerde yaygın olarak kullanılan klinik test ve ölçeklerle psikometrik değerlendirmeler yapmaktadır. Psikolog Sebla Endürlük oyun terapisi, bilişsel davranışçı terapi, gelişim odaklı oyun grupları, gelişim değerlendirmesi ve takibi, klinik test uygulamaları ve ebeveyn danışmanlığı alanlarında çalışmalarını yürütmektedir. Çalışmalarında bilimsel temelli değerlendirme yöntemlerini esas alarak çocukların gelişimsel ihtiyaçlarını bütüncül bir yaklaşımla ele almakta; çocukların güçlü yönlerini desteklemeyi ve ailelere gelişim sürecinde rehberlik etmeyi hedeflemektedir. Akademik çalışmalarının yanı sıra spor alanında da aktif bir geçmişi bulunmaktadır. Senkronize buz pateni eski millî sporcusu ve takım kaptanıdır. Spor ve psikoloji alanlarını bir araya getiren çalışmalar yürütmektedir. Bu kapsamda Türkiye Özel Sporcular Spor Federasyonu bünyesinde özel sporcuların uluslararası lisanslama süreçlerinde psikolog ve kurul üyesi olarak görev almaktadır. Aynı zamanda psikoloji alanındaki bilgi ve deneyimlerini paylaşmak amacıyla Psychology Times dergisinde düzenli olarak Türkçe ve İngilizce köşe yazıları yayımlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar