Cuma, Nisan 10, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Madde Kullanimi: Toplumsal ve Psikolojik Bir Kriz

Giriş

Bu yazıda gençler arasında artan uyuşturucu kullanımını yalnızca istatistiksel bir artış olarak değil; nörobiyolojik, psikolojik ve toplumsal boyutları olan çok katmanlı bir kriz olarak ele alacağız. Öncelikle güncel veriler ışığında mevcut tablo incelenecek, ardından ergen beyninin gelişimsel özellikleri açıklanacak, madde kullanımının psikolojik zeminine değineceğiz ve bağımlılık döngüsünün nasıl oluştuğu ortaya koymaya çalışacağız. Son bölümde ise önleme ve müdahale perspektifini tartışacağız. Amaç, konuyu bilimsel ve bütüncül bir çerçevede değerlendirmektir. İyi okumalar dilerim.

Güncel Durum: Veriler Bize ne Söylüyor?

Son yıllarda gençler arasında madde kullanım oranlarının arttığını gösteren veriler ciddi bir uyarı niteliğindedir. 2023 Dünya Uyuşturucu Raporu, küresel ölçekte madde kullanımının son on yılda belirgin biçimde yükseldiğini ve genç nüfusun risk grubunda öne çıktığını göstermektedir. Avrupa raporları da erken yaşta madde deneme oranlarının arttığını ve sentetik maddelere erişimin kolaylaştığını ortaya koymaktadır. Bu tablo yalnızca kullanım artışını değil, genç nüfusun psikososyal kırılganlığını da işaret etmektedir. Ayrıca toplumsal olarak bakıldığında madde kullanımı hiç azımsanmayacak kadar tehlikeli boyutlara ulaşmaktadır. Gençler özellikle ergenliğin de verdiği duygusal karmaşa ve kimlik bunalımı ile birlikte sosyal medya ve toplumun belli kesiminin itibar gösterdiği “ünlü” kişilerden de fazlasıyla etkilenmektedir.

Ergen Beyni: Risk Neden Bu Kadar Yüksek?

Ergenlik dönemi nörobiyolojik açıdan kırılgan bir dönemdir. Prefrontal korteks henüz tam olgunlaşmamıştır. Buna karşın ödül sistemi oldukça aktiftir. Anlık haz, uzun vadeli sonuçların önüne geçebilir. Akran onayı, karar mekanizmalarında belirleyici hale gelebilir. Risk alma davranışı artış gösterebilir. Madde kullanımı yüksek dopamin salınımı yoluyla güçlü bir ödül sinyali oluşturur. Ancak zamanla doğal haz kaynakları zayıflar, tolerans gelişir ve bağımlılık riski artar. Erken yaşta başlanan kullanımın bağımlılık gelişme olasılığını belirgin biçimde artırdığı bilinmektedir.

Dijital Kültür ve Normalleşme

Sosyal medya ve dijital içeriklerde bazı maddelerin eğlence kültürüyle ilişkilendirilmesi risk algısını düşürebilmektedir. Görsel tekrar ve mizah yoluyla yapılan normalleştirme özellikle ergenlerde zararsızlık algısı oluşturabilir. Bu durum bireysel tercihin ötesinde kültürel bir etki alanına işaret etmektedir. Maalesef toplumumuzda, özellikle gençlerde, sosyal medya bir meşrulaştırma aracı haline dönüştü. Eğlence adı altında meşrulaştırılan bu uyarıcı maddeler bireyleri kısır bir döngüye sokma yolunda en kritik basamak olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle ebeveynler bu durumu normalleştirmemeli ve baskı yapmadan çocuklarını bu konuda bilinçlendirmelidir.

Psikolojik Zemin: Madde Çoğu Zaman Bir Kaçış Aracıdır

Gençlerde madde kullanımı çoğu zaman yalnızca merak ya da haz arayışıyla açıklanamaz. Duygu düzenleme güçlüğü; yoğun kaygı, değersizlik hissi, öfke ve yalnızlık gibi duygularla baş etme becerilerinin sınırlı olmasıyla ilişkilidir. Travmatik yaşantılar, çocukluk çağı ihmal ve istismarı, aile içi çatışma ve güvensiz bağlanma örüntüleriyle bağlantılıdır. Aidiyet ihtiyacı ergenlik döneminde belirgindir ve madde kullanılan sosyal çevre bu ihtiyacı karşılayan bir alan haline gelebilir. Akademik ve toplumsal baskı yetersizlik algısını artırabilir ve madde geçici bir kaçış sağlayabilir. Bu nedenle madde çoğu zaman bir neden değil, altta yatan psikolojik yüklerin bir sonucudur.

Bağımlılık Döngüsü: Neden Çıkmak Bu Kadar Zor?

Bağımlılık ilerleyici bir süreçtir. İlk deneme merak veya sosyal etkiyle başlayabilir, geçici rahatlama sağlar, tolerans gelişir, kontrol kaybı başlar; akademik, sosyal ve ailevi işlevsellik bozulur. Ardından suçluluk ve utanç duyguları ortaya çıkar. Bu duygular yeniden kullanımı tetikleyebilir. Böylece biyolojik, psikolojik ve sosyal boyutları olan bir döngü oluşur. Bağımlılığı yalnızca irade sorunu olarak değerlendirmek bu çok boyutlu yapıyı göz ardı etmektir. Bağımlılık bir devinim içinde sürer ve birey belli bir zaman sonra kısır döngü içerisine girebilir. Bunu fark etmek bireyin tedavisi yolundaki ilk adımdır.

Önleme ve Müdahale Perspektifi

Hiç şüphesiz toplumun bu konudaki farkındalığı daha da artırılmalıdır. Önleme çalışmaları erken yaşta başlamalıdır. Okullarda duygu düzenleme becerileri kazandırılmalı, ailelere bağlanma temelli eğitimler sunulmalıdır. Erken müdahale kritik önemdedir. Madde kullanımının fark edilmesi durumunda cezalandırıcı değil, destekleyici ve profesyonel bir yaklaşım benimsenmelidir. Ceza sistemi kontrolsüz ve yanlış yerde uygulanırsa sorunu kökleştirebilir. Tedavi süreci travma öyküsü, bağlanma örüntüsü ve eşlik eden ruhsal bozukluklar birlikte değerlendirilerek bütüncül tedavi yöntemleri bir uzman tarafından titizlikle uygulanmalıdır.

Sonuç

Gençlerde artan madde kullanımı yalnızca bireysel bir tercih değil; biyolojik hassasiyet, psikolojik kırılganlık ve toplumsal etkenlerin kesişiminde ortaya çıkan karmaşık bir sorundur. Etkili mücadele, yasaklayıcı söylemlerden çok; anlam, bağ ve psikolojik dayanıklılık inşa eden yaklaşımlarla mümkündür. Kamu spotları, afişler, etkinlikler gibi sosyal olarak dikkat çeken yöntemlere başvurulması elzemdir. Toplum olarak bu gidişe dur demezsek gelecekte madde kullanımı tahmin edilemez boyutlara ulaşacaktır. Bu gidişata son vermek zorundayız. Daha temiz ve sağlıklı bir gelecek için… Sevgiyle Kalın…

Kaynakça 

  • European Monitoring Centre for Drugs and Drug Addiction. (2023). European drug report 2023: Trends and developments. Publications Office of the European Union.

  • United Nations Office on Drugs and Crime. (2023). World drug report 2023. United Nations publication.

  • Volkow, N. D., & Boyle, M. (2018). Neuroscience of addiction: Relevance to prevention and treatment. American Journal of Psychiatry, 175(8), 729–740. https://doi.org/10.1176/appi.ajp.2018.17101174

Eren Yener
Eren Yener
Eren Yener, psikolog ve yazar olarak; Psikolojik Test Değerlendirmesi, Çocuk ve Ergen Psikolojisi, Çift Danışmanlığı, Bireysel Danışmanlık, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), Sosyal Fobi, Mindfulness Temelli Terapi, Bilişsel Davranışçı Terapi, Travma Terapisi ve Spor Psikolojisi alanlarında deneyim sahibidir. Lisans eğitimini psikoloji üzerine tamamlayan Yener, TÜBİTAK 2209-A kapsamındaki “Sosyal Medya ve İyi Oluş” araştırmasında araştırmacı olarak yer almıştır. Sosyal medyada psikoloji ve kişisel gelişim içerikleri üreten Yener, psikolojiyi anlaşılır hale getirmeyi ve bireylerin ruh sağlığını güçlendirmeyi misyon edinmiştir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar