Bazı diziler izlenir, bazıları hissedilir. “This Is Us” insanın içine dokunan, eski yaralarını hatırlatan ama aynı zamanda sarıp sarmalayan nadir hikâyelerden biridir. Her bölümünde başka bir duyguyla yüzleşirken, aslında kendimize daha yakından bakarız. Dizinin akışında zaman doğrusal ilerlemediği için bireysel deneyimlerin kuşaklar arası aktarımını da görülebilir. Karakterlerin geçmiş yaşantıları bugün aldıkları kararlarda yankı bulur ve söylenmeyen sözler, bastırılan duygular ilişkilerin içine sızar. Öykünün bu şekilde aktarılması sayesinde de izleyici konuk konumunda olmaktan çıkıp aynı zamanda kendi öyküsünü de sorgulamaya başlar.
This Is Us
Bu dizi, aynı gün doğan üç çocuk ve onların anne babaları üzerinden şekillenen dram ağırlıklı bir dizidir. Jack ve Rebecca üçüz çocuklarını beklerken biri doğumda hayata gözlerini yumar. Eş zamanlı hastaneye de terk edilmiş bir bebek gelir. Doktor bu acı haberi verirken hastaneye yeni gelen bebeği de evlat edinmeleri için Jake’e; “Hayatın sana sunduğu en ekşi limonu alıp onu limonataya benzeyen bir şeye dönüştürebilirsin, bunu yapabilirsin ve evine giderken planladığın gibi 3 bebeğinle çıkabilirsin.” der. Dizide de gördüğümüz gibi gerçekten Jake ve Rebecca dünyanın en ekşi limonlarını mükemmel bir limonataya çevirip hastaneden 3 bebekle çıkarlar; Kevin, Kate ve Randall.
Aile Dinamiği
Jack ve Rebecca’nın ebeveynlik deneyimi, hatalarla örülmüş olsa da niyet ve çaba üzerinden anlam kazanır. Sevgi burada her şeyi onaran sihirli bir güç olarak sunulmaz; aksine, kırılganlıkla birlikte var olan, bazen yaralayan ama çoğu zaman iyileştiren bir bağ biçimi olarak karşımıza çıkar. Dizi bu yönüyle ideal aile anlatılarını sorgulayarak, kusurlu sevginin gerçek hayattaki karşılığını görünür kılar. Kardeşlere gelecek olursak Kevin, Kate ve Randall’ın yetişkinlikte yaşadıkları çatışmalar, çocuklukta deneyimledikleri sevgi biçiminin izlerini taşır. Her bir karakter, sevilme ihtiyacını farklı yollarla ifade ederken, aslında aynı temel soruyla yüzleşir: Eksikleriyle kabul edilmek mümkün müdür? Tıpkı bizlerin de gerçek hayatta yaptığı gibi. This Is Us, bu soruya net cevap vermez; bunun yerine, sevginin çoğu zaman belirsizlikler ve çelişkiler içinde şekillendiğini gerçekçi bir biçimde gösterir.
“Gözümüzü dolduran her hikâye biraz da bizim hikâyemizdir” düşüncesinden hareketle diziyi izlerken izleyicilerin de kendine benzer soruları sorup anlatının içine davet etmiş; bu da yapımı son derece etkileyici kılmıştır.
Kusurların Yarattığı Mükemmellik
This Is Us, bölümlerin akışında hep geçmiş ve bugün arasında gidip gelen bir anlatımla ilerler. Jack ve Rebecca’nın gençlik yılları, evlilik ve çocukları nasıl büyüttüklerini izlerken aynı zamanda çocukların kendi yetişkinlik dönemlerindeki kimlik arayışları, travmalarını, ilişkilerini nasıl sürdürdüklerini ve baş etme çabalarını görürüz. Dizi aile teması başlığı altında sadece ebeveynlik değil kayıplar, bağımlılık, beden algısı, ırk ve sevgi gibi evrensel konulara da değinir. Sıradan görünen bir ailenin, sıradan olmayan duygularla dolu hayatını anlatırken izleyiciye şunu hatırlatır:
Herkesin bir hikâyesi vardır ve o hikâye, düşünülenin aksine kusursuz olduğunda mükemmel değil bizi biz yapan kırılganlıklar ve hatalarla anlamlıdır.
Kayıp ve Yas
Dizinin temel noktalarından biri de Jake’in kaybıdır. This Is Us bizlere gerçekte de olduğu gibi kaybın bir anda olup bitmediğini, yas sürecinin yıllara ve birçok anıya yayıldığı ve sevginin bize hiçbir zaman kusursuzluk vadetmediğini karakterlerin yaşantılarıyla beraber sessizce anlatır. Merkeze kayıp ve yası alan bu dizi; gündelik ama yine kalbimize dokunan olaylarla da bizi etkileyerek hayatta acının çoğu zaman bağırmadığını, genellikle usulca yerleştiğini gösterir. Kayıp olarak adlandırdığımız olgu yalnızca ölümle sınırlı değildir. Söylenememiş sözler, yarım kalmış ilişkiler veya kaçırdığımız ihtimaller de kayıptır. Jake’in ölümü herkeste derin bir iz bırakır ve o izi her birisi farklı şekilde yaşar; kimi daha fazla her şeyi kontrol etmeye çalışarak, kimi geçmişe tutunarak ve kimi de kaçıp savrularak. Yasın aslında süreçten daha çok bazen sakin bazen öfkeli bir durum olduğunu bazen de beklenmedik anlarda kendini hatırlatan bir hâl olduğunu görürüz. Bu olayla beraber yasın herkesin içine aynı işlemediğini, doğru yas tutma biçiminin tam olarak olmadığını görürüz. Kate’in geçmişe takıntılı olması, Kevin’ın yüzleşmekten kaçması veya Randall’ın her şeyi kontrol edip yüzleşmeye çalışması kardeşlerin yas karşısında savunma mekanizmalarıdır. Zihnimiz acı ve kayıpla baş edebilmek için kendine yollar bulur. This Is Us bulunan bu yolları yargılamaz ve bu yüzden de bize tanıdık hissettirir.
Jake kusursuz bir baba değildir; Jessica kusursuz bir anne değildir. Çocuklar birbirlerini sevse de bazen birbirlerini üzebilirler. Dizide sevgi idealize edilmez, zıt duygulardan beslenir. Birine karşı hem sevgi hem kırgınlık hissedebilmek gibi. Sevginin kusursuz olmadığını, gerçek hayatta olduğu gibi insanların birbirlerini yanlışlarıyla kabul ettiğini ve sevdiğini gösterir.
Bize Bıraktığı Anı
Diziyi genel olarak incelediğimizde bizleri en çok etkileyen yanının sevginin kaybı ortadan kaldırmayıp onunla yaşamayı mümkün kıldığını göstermesidir. Yasın şekil değiştirdiğini, acının zamanla azalmasından ziyade taşınabilir hale geldiğini görürüz. Anılarımız, anlatılan hikâyeler ve küçük anlar yükü hafifletmeyi sağlar. Psikolojide de kaybedilen bağın tamamen kopmaması ve sevginin şekil değiştirmesi olarak tanımlanır. Sonunda da dizi bize hayat dersi vermektensin hayatın kusurlu olduğunu, insanların yaralanabileceğini ve kaybın kaçınılmazlığını yansıtır. Belki de asıl mesele acıdan kaçmak değil, onunla yaşamayı öğrenmek ve kusursuzluğu değil, kusurlu sevginin taşıdığı mükemmelliği görebilmektir.


