Kaygı, belirsizlik hissettiğimizde ortaya çıkabilen bir duygudur. Belirsizlik ise yaşamımızda kaçınılmaz bir gerçektir. Fakat belirsizlik zihinde ‘’ileride yaşanabilecek potansiyel bir tehlike’’ olarak kodlandığında vücudumuzun alarm sistemi devreye girer. Ortada somut bir tehlike olmasa bile zihin olası tüm ihtimalleri risk olarak yorumlamaya başlar. Bu durum literatürde belirsizliğe tahammülsüzlük olarak tanımlanır. Bu noktada zihin tehlikeleri sıfıra indirme amacıyla kontrol çabasına girmiştir. Ancak çoğu zaman ortada hayati bir tehlike yoktur ve olası riskleri tamamen ortadan kaldırmak da mümkün değildir.
Günlük yaşamda kontrol çabasına örnekler;
-
Mesajlara geç cevap verildiğinde huzursuz hissetmek, ikinci mesajı atmak
-
İnsanların yüz ifadelerini tekrar tekrar analiz etmek
-
Spontane gelişen planlara uyum sağlamakta zorlanmak
-
Sürekli en kötü ihtimalleri düşünerek hareket etmek
-
Tekrarlayan şekilde ocak, priz, kapıları kontrol etmek
-
Bir sunumun yeterince iyi olmasını yeterli bulmayıp, aşırı düzenlemek
-
Dinlenirken suçluluk hissetmek
-
Sürekli olumluyu düşünmeye kendini zorlamak
-
Bedendeki değişiklikleri Google’dan tekrar tekrar araştırmak
-
‘’Ya yanlış anladıysalar’’ gibi düşünceleri zihinde tekrar etmek…
Günlük yaşamda kontrol çabası bazen oldukça basit şekillerde görülebilir. Hayatımızdaki önemli konularda netlik göremediğimizde zihin bu boşluğa dayanamaz ve senaryolar üretmeye başlar. Bu düşüncelerin ortak noktası belirsizliği azaltma çabasıdır. Peki tüm bu senaryoların temelinde gerçekten bir tehlike var mıdır? Tehlike sandığımız şey sadece belirsizlik olabilir mi?
İnsanlık tarihinin ilk dönemlerinde tehlike somut ve fizikseldi: açlık, barınma, yırtıcı hayvanlar… Bir tehlike varsa ya kaçmak, ya savaşmak ya donakalmak otomatik şekilde verilen tepkilerdi. Böyle bir anda hayatta kalabilmek için kalp atışları hızlanır, kaslar gerilir, nefes sıklaşırdı ve beden gerekli tepkiyi hızlı bir şekilde verebilirdi. Tehlike geçtiğinde ise beden de eskisi gibi sakinleşirdi.
Bugün ise hiçbirimiz yırtıcı bir hayvandan kaçmıyoruz. Büyük bir çoğunluğumuz temel barınma ve beslenme ihtiyaçlarımızı karşılayabiliyoruz. Günümüzde tehlike artık fiziksel değil, psikolojik ve sosyal. Her ne kadar tehlike alanımız değişmiş olsa da alarm sistemimiz değişmedi. Zihnimiz anında cevap gelmeyen bir mesajı, belirsiz bir iş görüşmesini, suratı düşen bir arkadaşı, ‘’ya başaramazsam’’ gibi bir düşünceyi yüksek tehdit olarak algılayabiliyor ve yoğun bedensel tepkiler verebiliyoruz. Çünkü beynimizin tehlikeleri algılayan yapısı olan amigdala, gerçek bir aslanla karşı karşıya kalmak ile ‘’ya başaramazsam’’ düşüncesi arasındaki farkı sandığımız kadar net ayırt edemiyor.
Kontrol Yanılsaması Nedir?
Bu noktada, ‘Hayatımızdaki risklere hiç mi önlem almayalım?’’ şeklinde bir soru düşünülebilir. Kontrol alanı ile kontrol yanılsaması arasında önemli bir ayrım yapmak gerekir. Gerçek kontrol alanı; kişinin kendi davranışları, kararları, tepkileri üzerindeki etkinliğidir. Bir sınava çalışmak, bir sunumu prova etmek ya da sınırlar koymak bu alandadır. Kontrol yanılsaması ise kişinin kendi etki alanı dışında kalan şeyleri değiştirmeye çalışmasıdır. Bir başkasının ne düşüneceği, nasıl hissedeceği, geleceğin nasıl şekilleneceği ya da bir ilişkinin nasıl ilerleyeceği gibi konuları düzenlemeye çalışmak bu kategoriye girer. Sorun burada etki alanımızın dışına taşmaya çalışmaktır. Yani sorun kontrol etmek değil, kontrol edemeyeceklerimizi de kontrol etmeye çalışmaktır. Bu durum belirsizlik karşısında hiçbir şey yapmamaktansa bir davranış ortaya koymanın daha güvenli gelmesi ile açıklanabilir.
Peki Çözüm Nedir?
Kaygı anında zihnin alarm sistemi devreye girer ve hemen harekete geçme ihtiyacı hissedilir. Belirsizliği ortadan kaldırmaya çalıştıkça ona daha fazla odaklanırız. Odaklandıkça büyür, büyüdükçe daha fazla kontrol etmeye çabalarız.
Çözüm her şeyi akışına bırakmak ya da plan programsız yaşamak değildir. Çözüm kontrol edebildiklerimiz ile edemediklerimizi ayırt edebilmektedir. ‘’Bu davranışı yaptığımda gerçekten çözüm mü oluyor yoksa sadece geçici bir rahatlama hissi mi sağlıyor?’’ sorusunu kendimize sormak davranışımızın farkındalığını kazanmaya fayda sağlayacaktır. Kontrol edemediğimiz alanda çaba gösterdiğimiz gerçeğiyle karşılaştığımızda ise tahammül becerimizi geliştirmek gerekmektedir. Belirsizliğe tahammül edebilmek demek ‘’Bu durum henüz net değil ama şu an için elimden daha fazla gelmiyor ’’ ya da ‘’Şu an bilmiyorum ama bilmemek her zaman tehlikeli olacağı anlamına gelmez.’’ diyebilmektir. Bu kontrolü bırakmak değil, kontrol ihtiyacıyla olan ilişkiyi dönüştürmektir. Zamanla gelişebilen bir beceridir ve bir süre pratik yapmak gerekir.
Sonuç olarak; gerçek güç her ihtimali hesaplamak değil; hesaplayamadıklarımızla da birlikte olabilmektedir. Hayat netleşitiğinde değil, biz esneyebildiğimizde kolaylaşır.


