Bir odaya giriyoruz ve bir anda duruyoruz. Az önce ne yapacağımızı biliyorduk. Hatta bunun için yerimizden kalkmış, birkaç adım yürümüşüz. Ama şimdi odanın ortasında öylece durup kendimize soruyoruz: “Ben buraya neden gelmiştim?” Bazen birkaç saniye sonra hatırlıyoruz, bazen de geldiğimiz yere geri dönmemiz gerekiyor. Sonra bir anda aklımıza geliyor ve kaldığımız yerden devam ediyoruz. Oldukça sıradan bir an. Hepimizin başına geliyor. Fakat bu küçük unutkanlık, aslında zihnimizin çalışma biçimi hakkında düşündüğümüzden çok daha fazlasını anlatıyor.
Psikolojide bu durum “doorway effect”, yani kapı eşiği etkisi olarak adlandırılıyor. İlk bakışta oldukça basit görünüyor: Bir odadan diğerine geçiyoruz ve ne yapacağımızı unutuyoruz. Ancak bilimsel açıdan konu bundan biraz daha karmaşık. Araştırmalar, kapının tek başına hafızamızı silen bir etkisi olmadığını; asıl meselenin bağlam değişimi, dikkat ve çalışma belleğiyle ilişkili olduğunu gösteriyor. Yani bazen bizi şaşırtan şey kapının kendisi değil, beynimizin bir ortamdan diğerine geçerken yaşadığı değişim.
Aslında bunu günlük hayatımızda çok sık görebiliriz. Mutfaktan su almak için kalkıyoruz. Tam mutfağa girerken telefonumuza bir bildirim geliyor. Ekrana bakıyoruz, sonra başka bir mesajı hatırlıyoruz, ardından aklımıza yapmamız gereken başka bir iş geliyor. Birkaç saniye sonra elimizde telefon, mutfağın ortasında duruyoruz. “Ben buraya niye gelmiştim?” diyoruz. Burada sorun hafızamızın bir anda ortadan kaybolması olmayabilir. O anda zihnimiz başka bir şeye yönelmiştir.
Çünkü zihnimiz aynı anda düşündüğümüz kadar çok şeyi taşıyamıyor. Gün boyunca karşılaştığımız bilgiler, düşünceler, sesler ve uyaranlar arasında sürekli seçim yapıyor. Neye dikkat edeceğine, neyi şimdilik geri plana atacağına karar veriyor. Bir ortamdan başka bir ortama geçtiğimizde ise yalnızca yer değiştirmiyoruz; zihinsel bağlamımız da değişiyor. Beynimiz yaşadığımız hayatı baştan sona tek bir film gibi kaydetmiyor. Deneyimleri küçük olaylara ve bölümlere ayırıyor. Kahvaltı, işe gidiş, toplantı, eve dönüş, alışveriş… Her biri zihnimizde farklı bir olay olarak temsil edilebiliyor. Bir kapıdan geçmek de bazen bu geçişlerden biri gibi çalışabiliyor.
Bu yüzden bir odaya girdiğimizde unuttuğumuz şey tamamen silinmiş olmayabilir. Bazen bilgi hâlâ zihnimizdedir; sadece ona ulaşmamızı sağlayan ipucu değişmiştir. Zaten bunu kendimiz de fark ederiz. “Ne yapacaktım?” diye düşünüp hatırlayamadığımızda, çoğu zaman önceki odaya geri döndüğümüzde aklımıza gelir. Çünkü önceki ortam, düşüncemizi yeniden çağıran bir ipucu hâline gelmiştir.
Burada hafızayla ilgili önemli bir yanılgımız ortaya çıkıyor. Hafızayı bir arşiv gibi düşünüyoruz. Sanki yaşadığımız her şey zihnimizde dosyalanıyor ve istediğimiz zaman o dosyayı açıp bakabiliyoruz. Oysa hafıza bundan çok daha hareketli bir sistem. Bir şeyi hatırlayabilmemiz; o anda nereye dikkat ettiğimize, bilgiyi nasıl işlediğimize, içinde bulunduğumuz bağlama ve zihinsel yükümüze bağlı. Bu nedenle yıllar önce duyduğumuz bir şarkının sözlerini hâlâ hatırlarken, beş dakika önce telefonumuzu neden elimize aldığımızı unutabiliyoruz.
Belki de bugün yaşadığımız küçük unutkanlıkların bir kısmını yalnızca hafızamızla açıklamak yerine, dikkatimizi nasıl kullandığımıza da bakmamız gerekiyor. Çünkü artık zihnimiz neredeyse hiç boş kalmıyor. Bir şey izlerken telefona bakıyoruz, çalışırken bildirimleri kontrol ediyoruz, biriyle konuşurken aklımızdan başka bir düşünce geçiriyoruz. Bir iş bitmeden diğerine başlıyoruz. Aynı anda birkaç ekranı, birkaç konuşmayı ve birkaç planı takip etmeye çalışıyoruz. Sonra zihnimizden küçük bir şey kaçtığında kendimize kızıyoruz. Belki de bazen zihnimizin ihtiyacı daha güçlü bir hafıza değil, biraz daha az bölünmüş bir dikkat.
Bu yüzden “Ben buraya neden geldim?” sorusu aslında düşündüğümüz kadar önemsiz olmayabilir. Çünkü o küçücük anda beynimizin nasıl çalıştığını görebiliyoruz. Zihnimiz sürekli olarak bulunduğumuz ortamı, yaptığımız işi ve bir sonraki adımımızı yeniden düzenliyor. Bazen bu düzenleme sırasında küçük bir düşünce arka plana düşüyor ve biz bunu yalnızca birkaç saniyelik bir unutkanlık olarak yaşıyoruz.
Belki de bir dahaki sefere böyle olduğunda kendinize hemen “Unutkanlaşıyorum.” demek yerine birkaç saniye durun. Az önce ne yaptığınızı düşünün. Gerekirse geldiğiniz yere geri dönün. Çünkü bazen zihnimiz gerçekten unutmuş değildir; sadece başka bir sahneye geçmiştir.
Ve belki de günlük hayatın içinde fark etmeden yaşadığımız bu küçük kayboluşlar bize zihnimizin ne kadar yoğun bir iş yaptığını hatırlatıyordur. Sonuçta bazen bir odaya neden girdiğimizi unutabiliriz. Ama bu, zihnimizin boş olduğu anlamına gelmez. Belki de bazen unutmak, zihnimizin bizi yarı yolda bırakması değil; sadece bir anlığına başka bir yere gitmesidir.


