Salı, Haziran 23, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Kalbimiz Neden Tanıdık Olanı Seçer?

Bazen kalbimiz bize en iyi geleni değil, en tanıdık olanı seçer. Bir deneyde araştırmacılar katılımcılara daha önce hiç görmedikleri yüz fotoğraflarını gösterdiler. Bazı yüzler yalnızca bir kez, bazıları ise tekrar tekrar ekrana getirildi. Sonuç ilginçti: Katılımcılar daha sık gördükleri yüzleri daha çekici, daha güvenilir ve daha sıcak olarak değerlendirme eğilimindeydiler (Zajonc, 1968). Psikolojide bu durum “maruz kalma etkisi” (mere exposure effect) olarak bilinir. Bir şeyle ne kadar sık karşılaşırsak, ona o kadar aşina olur ve çoğu zaman da onu daha olumlu algılarız. Tanıdıklık, zihnimizde güven hissi yaratır.

Peki, aynı mekanizma ilişkilerimizde de çalışıyor olabilir mi? Birçok insan hayatının belirli dönemlerinde benzer bir soruyla karşı karşıya kalır: “Neden hep yanlış kişilere aşık oluyorum?” İlişkiler değişir, isimler değişir, koşullar değişir; ancak yaşanan hayal kırıklıkları çoğu zaman birbirine şaşırtıcı derecede benzer.

Yakınlığı Nasıl Öğreniyoruz?

Belki de burada sorulması gereken soru, neden yanlış kişilere aşık olduğumuz değil; neden bazı insanların bize bu kadar tanıdık geldiğidir. İnsan beyni belirsizlikten hoşlanmaz. Bu nedenle çoğu zaman yalnızca güvenli olanı değil, tanıdık olanı da tercih eder. Ancak tanıdık olan her zaman sağlıklı olduğu anlamına gelmez.

Çocukluk yıllarında bakım verenlerimizle kurduğumuz ilişkiler, sevgiye ve yakınlığa dair ilk deneyimlerimizi oluşturur. Bu deneyimler zamanla ilişkilerden ne beklediğimize dair içsel şemalara dönüşür. Bağlanma kuramına göre bireyler, erken dönem ilişkilerinden hareketle kendileri ve diğerleri hakkında zihinsel modeller geliştirirler (Bowlby, 1969). Yetişkinlikte kurduğumuz romantik ilişkilerde de çoğu zaman bu modellerin izlerini görürüz. Bize tanıdık gelen davranışlar, ilişki biçimleri ve duygular farkında olmadan çekici gelebilir.

Çekim mi, Yoğunluk mu?

1974 yılında psikologlar Donald Dutton ve Arthur Aron dikkat çekici bir araştırma yürüttüler. Erkek katılımcılar ya güvenli ve sabit bir köprüden ya da yüksek ve sallanan bir asma köprüden geçiyorlardı. Köprünün sonunda ise bir kadın araştırmacı katılımcılarla kısa bir görüşme yapıyordu. Araştırmanın sonuçları oldukça dikkat çekiciydi. Sallanan köprüden geçen erkeklerin, kadın araştırmacıyı daha çekici buldukları ve onunla sonrasında iletişim kurmaya daha istekli oldukları görüldü (Dutton & Aron, 1974). Araştırmacılar bu durumu, yoğun fizyolojik uyarılmanın yanlış yorumlanmasıyla açıkladılar. Kalp atışlarının hızlanması ve bedensel gerginlik, romantik çekim olarak algılanmış olabilir.

Bu bulgu ilişkiler açısından önemli bir noktaya işaret eder. Bazen bizi bir insana bağlayan şey uyum, güven veya yakınlık değildir. Belirsizlik, ulaşılmazlık ya da duygusal iniş çıkışlar da güçlü bir çekim hissi yaratabilir. Hatta kimi zaman kaygı ile heyecan birbirine karışabilir. Özellikle kişi, erken dönem ilişkilerinde sevgiyle birlikte tutarsızlık, belirsizlik veya yoğun kaygı deneyimlemişse; ilişkideki duygusal yoğunluğu yakınlıkla karıştırabilir. Bu nedenle ilişkileri değerlendirirken yalnızca ne kadar güçlü hissettiğimize değil, o ilişkinin bize ne kadar güven verdiğine de bakmak gerekir.

Aynı Kişiyi Değil, Aynı Duyguyu Seçmek

Bu yüzden insanlar çoğu zaman aynı kişiyi değil, aynı duyguyu tekrar tekrar seçerler. Sürekli onay aradığımız, terk edilmekten korktuğumuz ya da kendimizi değersiz hissettiğimiz ilişki örüntüleri bazen geçmiş deneyimlerin bugüne taşınan yansımaları olabilir. Psikanalitik kuram bu eğilimi “tekrar zorlantısı” kavramıyla açıklamaya çalışır. Buna göre bireyler, geçmişte çözümlenmemiş ilişki deneyimlerini farklı kişilerle yeniden yaşamaya eğilim gösterebilirler (Freud, 1920).

Elbette bu durum bilinçli bir tercih değildir. Kimse kendisine zarar verecek bir ilişkiyi özellikle seçmez. Ancak tanıdık gelen dinamikler, çoğu zaman daha öngörülebilir hissettirdiği için çekici olabilir.

Döngüyü Kırmak Mümkün mü?

Burada önemli bir noktayı vurgulamak gerekir: Geçmiş deneyimlerimiz geleceğimizi belirlemez. Çocuklukta kurulan bağlar, yaşanan hayal kırıklıkları ya da tekrarlayan ilişki örüntüleri kader değildir. Araştırmalar, bağlanma örüntülerinin yaşam boyu tamamen sabit olmadığını; güvenli ilişkiler, psikoterapi deneyimi ve artan öz farkındalıkla değişebileceğini göstermektedir (Fraley, 2002; Mikulincer & Shaver, 2016). Bu nedenle ilişkilerde tekrar eden döngüleri fark etmek, değişimin ilk adımıdır. Kendimize hangi insanlara çekildiğimizi, hangi davranışları normalleştirdiğimizi ve hangi duyguların bize tanıdık geldiğini sormaya başladığımızda yeni seçimler yapabilme kapasitemiz de artar.

Belki de mesele hep yanlış kişilere aşık olmak değildir. Belki mesele, bize tanıdık geleni sevgi sanmaktır. Ve bazen iyileşme, ilk kez tanıdık olmayan ama güven veren bir ilişkiye kalabilme cesaretinde saklıdır.

Kaynakça
Bowlby, J. (1969). Attachment and Loss: Vol. 1. Attachment. Basic Books.
Dutton, D. G., & Aron, A. P. (1974). Some Evidence for Heightened Sexual Attraction Under Conditions of High Anxiety. Journal of Personality and Social Psychology, 30(4), 510-517.
Fraley, R. C. (2002). Attachment stability from infancy to adulthood: Meta-analysis and dynamic modeling of developmental mechanisms. Personality and Social Psychology Review, 6(2), 123-151.
Freud, S. (1920). Beyond the Pleasure Principle.
Mikulincer, M., & Shaver, P. R. (2016). Attachment in Adulthood: Structure, Dynamics, and Change.
Zajonc, R. B. (1968). Attitudinal Effects of Mere Exposure. Journal of Personality and Social Psychology, 9(2), 1-27.

SİNEM GÜL
SİNEM GÜL
Sinem Gül, 2011 yılında İzmir Ekonomi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezun olduktan sonra, 2015 yılında Ege Üniversitesi’nde Aile Danışmanlığı Yüksek Lisans programını tamamlamıştır. Eğitim sürecinde birey ve aile terapisi alanlarında teorik ve uygulamalı bilgiler edinmiş, psikolog, aile danışmanı ve çift terapisti olarak çeşitli alanlarda görev almıştır. Özellikle ilişki sorunları, evlilik çatışmaları, aile içi iletişim ve bireysel danışmanlık konularında yoğun deneyim kazanmış, danışanlarına bilimsel ve etik ilkeler doğrultusunda hizmet sunmaya özen göstermiştir. Mesleki gelişimini sürdürmek amacıyla birçok eğitim ve sertifikaya sahip olan Gül, Yaşar Üniversitesi ve Hiebert Enstitüsü iş birliğiyle gerçekleştirilen süpervizör destekli Evlilik ve Aile Terapisi eğitimini de başarıyla tamamlamıştır. Psikoterapi teknikleri, travma terapisi, stres yönetimi gibi konularda yetkinliğini artırmış; aynı zamanda çeşitli sosyal sorumluluk projelerinde aktif görev almıştır. 2017 yılından bu yana Adalet Bakanlığı’na bağlı olarak cezaevinde psikolog olarak çalışmakta, mahkumların psikolojik destek ve rehabilitasyon süreçlerine katkıda bulunmaktadır. İngilizceye ileri, İspanyolcaya ise temel düzeyde hakim olan Gül, mesleki bilgisini güncel tutarak danışanlarına en iyi hizmeti sunmayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar