Cuma, Şubat 20, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

İnsanın Kendi Gölgesine Yolculuğu

Ursula Le Guin’in Yerdeniz Büyücüsü romanı, büyücülük yeteneği erken yaşta keşfedilmiş olan Ged adında genç bir çocuğun, yaşadığı yerden koparak büyücülük okuluna eğitime götürülmesi ile eğitim alması esnasında büyüklenmeci tavrı ve merakı yüzünden bir gün yanlış bir büyü yapması sonucunda, karanlık bir varlığı dünyaya salması ve sonrasında kendi yarattığı adı gölge olan karanlık varlık ile mücadele etmesini konu alır. Ged’in bu yolculuğu, dışsal bir macera gibi gözükse de aslında içsel bir hesaplaşmadır.

Romanda geçen “Fakat güç sadece ihtiyaç olduğunda ortaya çıkmaz; bilgi de olması gerekir” cümlesi, Ged’in içsel deneyimlerini ve yolculuğunun yapı taşını oluşturmaktadır; gerçek güç, yalnızca büyüyü kullanabilmekten ve yetenekten geçmez. Kişinin kendi karanlık tarafını (gölgesini) tanıması da son derece önemlidir. Carl Gustav Jung’a göre, psikolojik denge ile toplumsal uyum bir ahenk içinde olmalı ve bireyin bilinç dışı karanlık yönleri, yani gölgesiyle başa çıkması gerekir. “Jung’a göre toplumsal yönün sürdürülmesi için gölge, persona tarafından bastırılmalıdır. Bunun nedenini ise gölgeyi içgüdüsel ve ilkel tarafta, güçlü ve tehlikeli bulması olarak açıklamıştır.” (Kavut, 2020, p. 686). Bu bastırma, bize kişinin egosunun güçlü bir persona yoluyla toplumda işlevselliğini korumasını ama gölge benlik ile yüzleşmeden de gerçek bir bütünlüğün sağlanamayacağını gösterir.

Persona ve Gölge Arasındaki Çatışma

Kavut’a (2020) göre, ego ve gölge benliğin işbirliği kişinin yaşam dolu hissetmesini; kişinin bunalımda olduğu dönemlerde de gölge arketipinin egoyu ele geçirdiğini ve bireyin aldığı ani kararlar vb. durumlarda gölgenin etkili bir işlevi olduğunu söyler. Tıpkı kitapta Ged’in ani kibirlerinden dolayı ortaya çıkan “gölgesi” gibi.

Romanda yer alan “İnsanı büyücü yapan kılığı mıdır? Hayır ama duyduğuma göre, insanı insan yapan davranışlarıymış” diyalog, kimliğin sadece dışsal kimliklerimize değil, eylemlerimize dayandığını söyler. Bu cümle, Jung’un persona kavramı ile örtüşür. Persona bir maske görevi görür. “Bu maskeyle özdeşleşen insana bireyin karşıtı anlamında persona denir” (Jung, 2016b, akt., Kavut, 2020, p. 686). Persona, bireyin dışa karşı oluşturduğu bir maske görevi görürken, gerçek benlik kişinin özüdür ve kişinin davranışları ve seçimleriyle ortaya çıkmaktadır. Kitapta bahsedilen Ged’in yolculuğu da bize bunu gösterir; Ged, büyü gücü çok kuvvetli olduğu için ya da büyücü cübbesini giydiği için değil; tam tersi hatalarının sorumluluğunu aldığı için gerçek ve doğru bir büyücü olmuştur.

Ged kibiri ve hırsı yüzünden kendi “gölgesini” dünyaya salması sonrasında, Ged’in hocası ona bir konuşma yapar: “Onu çağırmakta kullandığın güç onun yararına seni etkiliyor; artık birbirinize bağlandınız. O, senin kibirinin gölgesi, senin yarattığın bir gölge.” Bu cümle aslında bütün kitabın anafikri olabilir. Yukarıda da bahsedildiği gibi Jung, gölge arketipini bireyin kendinden görmek istemediği yönlerinin bilinçdışındaki yansıması olarak tanımlamıştır. Bu da kişinin zayıf yönleriyle paraleldir. Romanda Ged’in gölgesi de dışsal bir kötülük değil onun kibir ve güç arzusunun somut halidir. Bu somutlaşma, Ged’in hocasının sözlerinde de görebileceğimiz üzere; gölgenin kişi ile bir bütün olduğunu ve yüzleşilmediği sürece gölge benliğin hep bizimle olacağını gösterir.

Bireyleşme Süreci ve Karanlığın Kabulü

Ged’e söylenen “İleri doğru gittiğinde, nereye kaçarsan kaç, seni tehlike ve kötülük bekleyecek; çünkü seni yönlendiren o, senin ne yöne doğru gitmen gerektiğini o seçiyor. Bu yolu sen seçmelisin. Seni izleyeni izlemelisin. Avcıyı avlamalısın.” sözleri, gölgeden kaçtıkça onun kovalamaya devam ettiğini gösterir. Ged de nitekim romanda bunu yaşar: gölgesinden kaçtıkça korkusu büyür ve gölge onu takip etmeye devam eder. Ama yüzleşmeye karar verdiği anda kendi psikolojik dönüşümünü başlatmış olur. Bu bağlamda Ged’in yolculuğu, gölgeyi bir tehlike olarak görmek değil, kendi karanlığının ve görmek istemediği yanlarının sorumluluğunu alma sürecidir. “Avcıyı avlamak” burada Jung’un bireyleşme sürecine işaret edebilir. Burada “ben” yani kişinin özü ortaya çıkar. “Bilinçdışındaki diğer arketipleri ve arketiplerin bilince erişimini düzenleyen ve örgütleyen ben arketipi, kişiliğin bütünleşmesini sağlar” (Kavut, 2020, p. 686).

Ben arketipi bize Ged’in gölgesini yakalamaya ve yüzleşmeye çalışmasının aslında kendi benliğinin parçalarını bir bütün haline getirmek için yaptığını gösterebilir. Jung’un, “ben” arketipini düzenleyici ve kişinin bütünlüğünü oluşumu olarak tanımlaması, Ged’in yaşadığı psikolojik dönüşüm ve bütünselleşmeyi bize gösterebilir.

Gölgeden kurtulmasının tek yolu onu tanımlamasıdır. Gölgenin ismi kitap boyunca bilinmez ve Ged’e hocaları tarafından ancak o karanlık varlığa bir ad konulması ile kurtulacağı söylenir. “Kitabın sonunda Ged gölgesiyle ile karşı karşıya gelir. ‘Ged yılların sessizliğini bozarak, yüksek ve açık bir sesle gölgenin ismini söyledi: aynı anda, dudakları ve dili olmayan gölge de aynı sözü söyledi: “Ged.” Ve bu iki ses, tek bir sesti. Ged asasını bırakarak elini uzattı ve gölgeyi, kendisine uzanan kara benliği yakaladı. Işıkla karanlık birleşti, kaynaştı ve tek bir bütün oldu.’

Romanın sonunda, Ged’in gölgesine kendi adını söylemesi, aslında ondan ayrı olmadığını, kendi benliğinin kabul etmekten korktuğu yanı ile yüzleştiğini gösterir. Gölgenin Ged’in adını taşıması, Ged’in kimliğinin bir yansıması olduğunu bize çok açık bir şekilde göstermiş olur ve tam olarak bu noktada kişinin bütünlüğünün oluşumunu görmüş oluruz.

Bu birleşme, Jung’un bireyleşme sürecinde tanımladığı psikolojik bütünleşme aşamasıdır ve gölge ile Ged’in bir bütün oluşturması, bireyin yalnızca olumlu yönlerinden ibaret olmadığını aksi olan gölgesini de kabul etmesi gerektiğini bize gösterir. Ged bu şekilde artık psikolojik dönüşümünü tamamlamıştır. Kendi özü ile bütünleşmiştir. Belki de insan, kendi tezatlıklarını kabul ettiği sürece var olur.

Kaynakça

Kavut, S. (2020). Carl Gustav Jung: Kavramları, kuramları ve düşünce yapısı üzerine bir inceleme. International Journal of Cultural and Social Studies, 6(2), 681–702. https://doi.org/10.46442/intjcss.620975

Aslı Beyza Ayazoğlu
Aslı Beyza Ayazoğlu
Aslı Beyza Ayazoğlu, psikoloji lisans eğitimine devam eden bir yazar adayıdır. Klinik psikoloji, ahlak psikolojisi ve psikopatolojiler üzerine yoğunlaşan, aynı zamanda edebiyatla psikolojiyi harmanlayan yazılar kaleme almaktadır. Eğitim sürecinde özellikle psikopatolojinin edebiyattaki temsilleri ve patolojilerin nöropsikolojik yaklaşımları üzerine yazılar yazmış; psikopatolojinin edebiyattaki temsilleri üzerine olan yazılarında akademik bilgiyi hem gündelik yaşama hem de edebi anlatı diline entegre etmeye özen göstermiştir. Psikopatolojileri yalnızca klinik bir perspektiften değil, aynı zamanda sosyolojik, ahlaki ve edebi boyutlarıyla da ele almayı önemseyen, çok yönlü düşünmeyi sağlayan içerikler üretmeye devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar