Çalışmanın İki Yüzü
Bazen uzun süredir bitmek bilmeyen bir koşuşturmacanın içinde olduğunuzu hissettiniz mi? Eğer öğrenciyseniz veya yeni mezunsanız ve kendi bütçenizi kazanmanız gerekiyorsa, özel sektördeki serbest meslekler bu koşuşturmaca için kapılarını açar. O işlere girdikten sonra tüm gününüzü daha önce görmediğiniz bir işyerine ve insanlara adayarak geçirirsiniz. Bu fedakarlık, bazen ek mesaiyle, kimi zaman da yasal olmasa da karşılığı olmayan gönüllü fazla çalışmalarla sonuçlanır. Bu durum, ister istemez özel hayatınıza yansır. Hiç kimse demesin ki özel hayatınızı işe taşımayın; çünkü özel hayatınız bu kadar alıkonulurken, bu mümkün değildir. Gün sonunda etrafı temizlediniz, rafları düzenlediniz ve kasanızı kapattınız, ancak iş serüveniniz hâlâ sona ermedi. Eve gidene kadar yaşayacağınız o yorgunluk, evde yapacağınız işlerinizi halledememe, çalıştığınız saatler nedeniyle sosyalleşememe ve daha birçok şey… Her şeyden öte, uyuyup dinlenmekte cabası. Çünkü eğer uyursanız, günün bittiğini kabullenmiş ve vaktinizi sadece o işyerine harcadığınızı kabul etmiş olursunuz. “Mesai saatlerim dışında özgürüm” demek ne yazık ki çok da doğru bir anlam taşımıyor. Mesai saatleriniz dışında ne yaptığınızı gözlemlediniz mi? Uyandınız, “işe gitmek için” hazırlandınız, toplu taşımanız kaçmasın diye yediğinizden bir şey anlamayarak kahvaltı ettiniz. Tüm bunların odağı yine iş içindi. Ardından işe gittiniz; normal şartlarda 8 saatinizi ayırmanız gerekirken, çoğu işyeri bu saatin üstünde çalıştırıp ucuna yine (o da zorunlu olduğu için) asgari ücret tutuşturmayı sever. Mesainizi tamamladınız, eve varana kadar geçen süre yine işyeriniz için harcandı. Size ne kaldı koskoca günden? Sadece 2-3 saat, o saatler içerisinde de günün yorgunluğunu atmak için şöyle bir uzanayım deseniz, yine bir o kadar daha zaman geçecek. Bu süre zarfında öz bakım mı yapasınız, arkadaşlarınıza ya da ailenize vakit mi ayırasınız? Eğer öğrenci iseniz, vay halinize. Okul hayatı, iş hayatı derken nerede bizim bu dur tuşumuz?
Gündelik Döngü: İşin Hayatı Yutması
Çoğu işyerinde şöyle korkunç bir gerçek var; “full çalışmak”. Bilmeyenleriniz için bu, sabah 8 akşam 8 demek (tabii saatlerde farklılık olabilir). Hele bir de en yoğun gününüze denk geliyorsa, günü bitirip kendinizi eve atmak en büyük ödül olur sizin için. Bir de asla anlamlandıramadığım bir durum var; sürekli yüksek performans beklerken, acaba işyerleri ona uygun mu diye hiç durup bakıyorlar mı? Ben size cevabını vereyim; o kadar kötü bir sistemde yaşıyoruz ki, kendi emeğimizle kendimize kazanıyoruz sanarken aslında o işyerini yüceltiyor, üstüne üstlük patronu zengin ediyoruz. Sonrasında da çabamızın takdiri niteliğinde, gözünüzü bile boyamayan bir maaş konduruyorlar. Tüm bunların bize fiziken zarar verdiği kadar, bir de psikolojik baskısını düşünebiliyor musunuz? Eve varıp kafanızı yastığa koyduğunuzda, zihninizde hâlâ o mağazada tüm gün duyduğunuz müzikler, o yoğun koşuşturmacalı tempo hali ve hatta çoğu zaman rüyalarınıza bile giren o işyerinizdeki anlarınız… Tüm bunların çözümü ne yazık ki sadece uyumakla geçmiyor; saati saatine uyusanız bile…
Görünmez Yorgunluk: Duygusal Tükenme
Gün boyu sadece bacaklarımız yorulmuyor; içimizde de daha beter fırtınalar kopmaya başlıyor. “Ben neden buradayım?” sorusuyla başlayan bu düşünceler, “başıma bir şey gelse de şuraya gelmesem” demekle bile sonuçlanabiliyor. Bunun başlıca sebebi, hakkımız olan dinlenmenin artık lüks bir hayal haline gelmesidir. Özellikle de işyerinizde işiniz bittiğinde biraz olsun durulmanız bile göze çarpıyor. Sanarsınız onca zaman bir şey yapmamışsınız da o an durdunuz diye oraya sadece dikilmeye gelmişsiniz gibi olursunuz patronunuzun gözünde. Tüm bunlar eşliğinde, fark etmeseniz bile işyeriniz sizin kimliğinizi ele geçirir. Siz, tüm bu sıradan normal insan haklarınızdan feragat edip işyerinizi hâlâ daha el üstünde tutmaktan, artık Ayşe, Fatma, Ahmet, Mehmet değilsiniz; direkt artık A firması, B firmasısınız. Henüz bu raddeye gelmediyseniz, gözlerinizi açın!
Aile ve Sosyal Hayatın Daralması
Çocuk sahibi bir yetişkin olarak ele alalım konuyu. Aynı tempo, aynı rutin bir öğrenci için de bir yetişkin için de geçerli, ancak sonuçları daha üzücü olabiliyor. O kadın veya o adam işten eve döndüğünde gördüğü tek şey ailesinin uyuduğu olunca, hayatı başına yıkılmış gibi olabiliyor. Siz, onlar için çabalayıp para kazanmak isterken, aslında para kazanma aracının tüm hayatını elinden alması böyle bir şey ne yazık ki… Hadi uyanık olduklarını varsayalım, peki ya siz? İşten çıkıp ayılabildiniz mi yoksa sisteminizin kapanmaya mı ihtiyacı var? Yorgunum dediğinizde, her ne kadar suçlu hissetseniz de bu sizin savunma mekanizmanızdır. Bundan ötürü pişmanlık hissetmeniz oldukça yersizdir. Kendinizi o işyerinin kurtarıcısı gibi görmeyin. İşinizi değil, kendinizi el üstünde tutun. Unutmayın ki hak etmeyene saygı gösterilmez. Siz, görev tanımınız kadar işinizi halledin; başka şeylere koşmayın, çok bilmişlik yapmayın. Buna gerek yok; çünkü ne kadar çok bilirseniz, o kadar çok sizden bir şeyler beklenir, alınır.
Dengeyi Yeniden Kurmak
Hem işe ihtiyacınız var hem de tüm bunların farkındasınız. Peki, ben nasıl denge kuracağım dediğinizi duyar gibiyim; molalarınızda tamamen işyerinizden uzaklaşın. Orası sizin kaos, yorgunluk ve daha her türlü kötü sıfatlı alanınız. Kendinize bir kahve alın ve dışarıda için. Sosyal planlarınızı düşünün, hayaller kurun; hatta olağanüstü hayaller kurun. Yarım saatse yarım saat, 1 saatse 1 saatte olsa tamamen kopun oradan. Evet, belki molanızın bitmesine yakın daha acı bir hüzün duyacaksınız o güzel düşünceleri bıraktığınız için ama yine de bu bedeninizi ve ruhunuzu rahatlatacak. İşten eve geldiğinizde kendinize güzel bir ortam yaratın. Ortamı loş bir hale getirin; belki arkaya sakinleştirici bir müzik açın. İnanın bana, kendinizi o iş etkisinden çıkarmanız çok daha hızlı gerçekleşecek. Bu kurumlar ne yazık ki bizlere sadece maaş tanımlıyorlar; ancak bizim paraya ihtiyaç duyduğumuz kadar, kendi sağlığımıza ve psikolojimize de ihtiyacımız var. Bu çalışma düzeninin, yoğun temponun, işveren baskılarının ve mobbinglerinin normalleştirilip alışılmasından ziyade, her defasında buna bir dur denilmesi gerekiyor. “Bizde böyle” diye bir şey yok; artık eski zamanlarda yaşamıyoruz, hakkımızı sonuna kadar aramak hepimizin hakkı!
İki Hayat Arasında Bir İnsan
İnsanoğlu, başka insanların göremediği böyle mücadeleler verir işte hayatta. Bir yandan ailesini, eşini, çocuğunu mutlu etmek isterken, bir yandan da yabancı birinin, yani bir elin işini mutlu eder. İş ve özel hayat arasındaki dengeyi kurmak imkansız gibi görünse de, çabalamaktan asla yılmamamız gerekiyor. Bu sadece bizim elimizde; kendi haklarımızı kendimizden başka savunacak başka hiç kimse yok. O işyerine verdiğiniz emeğin onda birini kendinize verseniz, çok daha iyi yerlere geleceğiniz de belli. Bu yüzden sizler, hiçbir yerde hakkınızı yedirmeyin; hakkınızdan fazla iş yapmayın, olur olmadık her şeye atlamayın. Kendinize olan öz saygınızı her şeyden üstte tutun. Unutmayın ki sizi kurtaran yine siz olacaksınız.


