Kategori: Klinik Psikoloji
Bazı insanlar, çevreleri tarafından güçlü, olgun, fedakâr ve yardımsever olarak tanımlanır. Herkesin derdine koşar, sorumluluk alır, kolay kolay şikâyet etmez ve çoğu zaman takdir görürler. Ancak terapi odasında bu kişilerin bazen şu cümleyi kurduğu görülür: “Aslında ne istediğimi bilmiyorum.” Dışarıdan bakıldığında şaşırtıcı görünen bu durum, Carl Gustav Jung’un ortaya koyduğu persona kavramıyla daha anlaşılır hale gelir. Çünkü insanın yaşadığı bazı içsel çatışmalar, başkalarına gösterdiği kimlik ile iç dünyasında deneyimlediği benlik arasındaki mesafeden kaynaklanabilir.
Persona Nedir?
Jung’a göre persona, bireyin toplum içinde kabul görmek, ilişki kurmak ve sosyal yaşamın gerekliliklerine uyum sağlamak için geliştirdiği psikolojik yüzdür (Jung, 1953). Kavramın kökeni, Antik Roma tiyatrolarında oyuncuların kullandığı maskelere dayanır. Bu nedenle persona çoğu zaman “maske” olarak tanımlansa da, bu durum sahte bir kimliğe sahip olmak anlamına gelmez. Bir öğretmenin sınıftaki davranışlarıyla evdeki davranışlarının farklı olması ya da bir psikoloğun terapi odasındaki profesyonel tavrıyla arkadaş ortamındaki tavrının aynı olmaması oldukça doğaldır. Aslında persona, sağlıklı psikolojik işleyişin bir parçasıdır. Sorun personanın varlığı değil, kişinin zamanla yalnızca bu sosyal yüzüyle özdeşleşmeye başlamasıdır.
Tek Bir Personamız Yoktur
Persona kavramıyla ilgili yaygın yanlışlardan biri, herkesin yalnızca tek bir maskeye sahip olduğunu düşünmektir. Oysa birey yaşamı boyunca farklı bağlamlarda farklı personelar geliştirebilir. İş yaşamında başarılı çalışan personası, aile içinde fedakâr ebeveyn personası, arkadaş ortamında neşeli kişi personası ya da ilişkilerde kurtarıcı rolü bunlardan bazılarıdır. Bu durum psikolojik açıdan sorun oluşturmaz. Sorun, kişinin bu rollerden birini tüm kimliği olarak görmeye başlamasıdır. Jung’un dikkat çektiği nokta da tam olarak budur: İnsan bazen taktığı maskeyi kullanmayı bırakıp maskenin kendisi haline gelebilir (Jung, 1964).
Persona Nasıl Oluşur?
Persona çoğu zaman çocukluk yıllarında şekillenmeye başlar. Çocuk, hangi davranışların kabul gördüğünü ve hangilerinin eleştirildiğini öğrenir. “Ağlama”, “güçlü ol”, “örnek çocuk sensin” veya “insanları üzme” gibi mesajlar zamanla yalnızca davranışları değil, benlik algısını da etkileyebilir. Çocuk, kabul görmek ve sevilmek adına bazı yönlerini görünür hale getirirken bazı yönlerini geri planda bırakabilir. Böylece “güçlü çocuk”, “uslu çocuk” ya da “sorun çıkarmayan çocuk” kimliği zamanla personanın temel parçalarından biri haline gelebilir. Yetişkinlikte yaşanan bazı kimlik çatışmalarının altında da şu soru bulunur: “Ben gerçekten böyle miyim, yoksa böyle olmam gerektiğini mi öğrendim?”
En Zor Fark Edilen Persona: İyi İnsan Personası
Terapi süreçlerinde sık karşılaşılan personalardan biri “iyi insan personası”dır. Bu kişiler genellikle herkese yardım etmeye çalışır, hayır demekte zorlanır ve kendi ihtiyaçlarını geri plana atarlar. Sınır koyduklarında suçluluk hissedebilir, yardım istemeyi güçsüzlük olarak değerlendirebilirler. Dışarıdan bakıldığında bu özellikler olumlu görünür. Ancak kişi zamanla kendi ihtiyaçlarıyla bağlantısını kaybedebilir. Bazı danışanların “Kimseyi kıramıyorum”, “Sürekli başkalarını düşünüyorum” veya “Ne istediğimi bilmiyorum” şeklindeki ifadeleri, yalnızca sınır koyma güçlüğünü değil; uzun yıllardır sürdürülen bir personanın etkisini de yansıtabilir.
Personanın Gölgesi
Jung’un kuramında persona, gölge kavramından bağımsız düşünülemez. Gölge; bireyin kabul etmek istemediği, bastırdığı veya kendisine yakıştıramadığı özellikleri ifade eder (Stein, 2006). Öfke, kıskançlık, kırılganlık, yetersizlik hissi ve korkular çoğu zaman bu alanda yer alabilir. İnsan yalnızca güçlü görünmeye çalıştığında zayıflıkları ortadan kalkmaz; yalnızca görünmez hale gelir. Benzer şekilde yalnızca fedakâr olmaya çalışan biri zamanla bastırılmış bir kırgınlık biriktirebilir. Bu nedenle psikolojik gelişim, yalnızca olumlu yönleri güçlendirmek değil, görmek istemediğimiz yönlerimizle de temas kurabilmeyi içerir.
Sosyal Medya Çağında Persona
Günümüzde persona kavramı sosyal medya ile birlikte yeni bir boyut kazanmıştır. Artık insanlar yalnızca yakın çevrelerine değil, yüzlerce kişiye aynı anda bir kimlik sunmaktadır. Mutlu çift, başarılı çalışan, mükemmel ebeveyn veya sürekli üretken birey kimlikleri dijital ortamda daha görünür hale gelmektedir. Araştırmalar, sosyal medyada idealize edilmiş benlik sunumlarının sosyal karşılaştırma süreçlerini artırabildiğini ve öz saygıyı etkileyebildiğini göstermektedir (Vogel, Rose, Roberts, & Eckles, 2014). Bu nedenle kişi zamanla gerçek yaşamını değil, oluşturduğu imajı korumaya çalışabilir.
Sonuç
Persona, bireyin sosyal yaşamını sürdürebilmesi için gerekli olan psikolojik bir yapıdır. Ancak kişi yalnızca toplumun görmek istediği yönleriyle var olmaya başladığında kendi ihtiyaçlarından, duygularından ve gerçek benliğinden uzaklaşabilir. Psikolojik olgunluk, tüm maskeleri çıkarmak değildir. Asıl önemli olan, hangi maskeyi ne zaman taktığını bilmek ve onu çıkardığında da kendini tanıyabilmektir. Belki de zaman zaman kendimize şu soruyu sormamız gerekir: Kimse benden bir şey beklemiyorsa ben kimim?
Kaynakça
Jung, C. G. (1953). Two Essays on Analytical Psychology. Princeton University Press.
Jung, C. G. (1964). Man and His Symbols. Doubleday.
Stein, M. (2006). Jung’s Map of the Soul: An Introduction. Open Court Publishing.
Vogel, E. A., Rose, J. P., Roberts, L. R., & Eckles, K. (2014). Social comparison, social media, and self-esteem. Psychology of Popular Media Culture, 3(4), 206–222.


