Sosyal medyanın hayatımızın merkezine yerleşmesiyle birlikte yeni bir kavram hayatımıza girdi: FOMO (Fear of Missing Out). Bu kavramın kelime anlamı aslında kaçırma korkusudur. Burda korkulan şey etrafımızda ki gelişmeleri ve olup biten yenilikleri kaçırma korkusudur. FOMO başkalarının daha eğlenceli, daha üretken, daha iyi bir hayat yaşadığı düşüncesiyle ortaya çıkan bir duygudur. Ebeveynler için bu korku gündelik konuların dışında iyi ve doğru ebeveyn olma korkusunu da yaratır. Özellikle anne ve babalar için FOMO sadece arkadaş ortamını kaçırma korkusu değil aynı zamanda çocuğunun gelişim fırsatlarını, sosyal etkinliklerini, eğitim olanaklarını kaçırma endişesine dönüşmüş durumda.
Fomo Neden Bu Kadar Yaygın?
Aslında FOMO kavramı 2000’li yıllarda başlamış ve sosyal medya kullanımının artmasıyla birlikte yaygınlaşmıştır. Araştırmalar, yoğun sosyal medya kullanımının artan kaygı, yetersizlik hissi ve sosyal karşılaştırma ile ilişkili olduğunu göstermektedir (Meynadier ve diğerleri, 2025). Kişinin başkalarının hayatını filtrelenmiş ve seçilmiş anlar üzerinden görmesi kendi hayatını eksik ve yetersiz algılamasına yol açabilir. Ebeveynler açısından bu durum daha da karmaşık bir hal alabilir. Sosyal medyada sürekli olarak “ideal ebeveynlik” örnekleri dolaşmaktadır, bu içerikler çoğu zaman gerçeğin tamamını yansıtmasa da ebeveyn zihninde şu sorular belirebilir:
“Ben yeterince iyi bir anne/baba mıyım?”, “Çocuğumu geri mi bırakıyorum?”, “Bu kursa yazdırmazsam ileride pişman olur muyum?”.
Bu sorular zamanla kronik bir yetersizlik duygusuna dönüşebilir. Sosyal karşılaştırmanın özellikle ebeveyn kimliği üzerinde hassas etkileri vardır. Çünkü ebeveynlik yalnızca bir rol değil, kimliğin merkezinde yer alan bir parçadır. Bu nedenle eleştiriye ve kıyaslamaya daha açıktır. Unutulmaması gereken sosyal medyada gördüğümüz ebeveynlik kesitleri bir “vitrin”dir. Kimse çocuğuyla yaşadığı zor sabahları, öfke nöbetlerini ya da kendi yorgunluğunu aynı sıklıkta paylaşmaz. Gerçek ebeveynlik, mükemmel değil, yeterince iyi olmaktır. Psikanalist Donald Winnicott’un ortaya koyduğu “yeterince iyi anne” kavramı da tam olarak bunu vurgular. Çocuğun sağlıklı gelişimi için kusursuzluk değil, tutarlı ve güvenli bir ilişki yeterlidir.
Ebeveyn Üzerindeki Psikolojik Etkileri
FOMO yaşayan ebeveynlerde en sık görülen duygular kaygı, suçluluk ve tükenmişliktir. Bu ebeveynler sürekli bir şeyleri yetiştirme, organize etme ve çocuğa en iyisini sunma çabası içindedirler. Bazı ebeveynler hafta sonlarını neredeyse askeri bir program gibi planlanlar. Çocukları için sabaha ayrı, öğlene ayrı, akşama ayrı bir etkinlik koyarlar. Amaç burada çocuğun gelişimini desteklemek ve geride kalmamak olsa da, bu yoğun tempo hem ebeveyni hem çocuğu yorabilir. FOMO yüzünden ebeveyn zihinsel olarak sosyal medyada kalabilir. Bu durum çocuk ile olan bağlanmanın kalitesini etkileyebilir. FOMO söz konusu olduğunda kişilerin sosyal medya platformlarında geçirdikleri vakit de artış gösterebilir. Bu artış da çocuğa verilen ilgi ve dikkatin üzerinde olumsuz bir etki yaratır. Çocuk için önemli olan ebeveynin sadece fiziksel orada olması değil, gerçekten orada ve temas halinde olmasıdır.
Fomo’nun Çocuklar Üzerinde Yaratabilecek Etkileri
Ebeveynin yaşadığı FOMO doğrudan ya da dolaylı olarak çocuğa yansır. Bu yansımalar birkaç şekilde ortaya çıkabilir:
1. Aşırı programlanmış çocukluk: Ebeveynler çocukların ne zaman ne yapacağını aşırı düzenli bir şekilde planlayabilir. Aslında yapılandırılmamış serbest oyunun yaratıcılık, problem çözme ve duygu düzenleme açısından önemi vardır.
2. Performans baskısı: Çocuk, ebeveynin kaygısını fark edebilir. Sürekli daha iyisi hedefleniyorsa, çocukta da mükemmeliyetçilik ve başarısızlık korkusu gelişebilir.
4. Model alma: Çocuklar ebeveynlerini gözlemleyerek öğrenir. Sürekli telefon kontrol eden, kaçırıyorum kaygısı yaşayan bir ebeveyn modelini izleyen çocuk da aynı davranış kalıplarını tekrarlayabilir.
Sonuç
FOMO çağında ebeveyn olmak aslında görünenden daha zorlayıcıdır. Sürekli karşılaştırma, geri kalma korkusu ve ideal ebeveynlik baskısı ile mücadele etmeyi içerir. Bu düzen Anne ve babaların kaygı düzeyini artırabilir ve bu kaygı ise fark edilmeden çocukları etkileyebilir. İstemsizce çocukların yaşam temposuna, benlik algısına ve aile içi ilişkilere yansıyabilir. Oysa çocukların en çok ihtiyaç duyduğu şey en fazla kursa gitmek ya da en yaratıcı etkinliği yapmak değildir. Çocukların en çok ihtiyacı olan şey ebeveynlere duygusal olarak erişilebilmektir. Ebeveynlerin onlara karşı gerçek ve yeterince iyi olmaları, çocukların sağlıklı bir gelişim göstermelerine katkı sağlar.
Kaynakça
Baker, Z. G., Krieger, H. and LeRoy, A. S. (2016). Fear of Missing Out: Relationships with Depression, Mindfulness and Physical Symptoms. Translational Issues in Psychological Science Meynadier, J., Malouff, J. M., Schutte, N. S., Loi, N. M., & Griffiths, M. D. (2025). Relationships between social media addiction, social media use metacognitions, depression, anxiety, fear of missing out, loneliness, and mindfulness. International Journal of Mental Health and Addiction. Milyavskaya, M., Saffran, M., Hope, N. and Koestner, R. (2018). Fear of missing out: prevalence, dynamics, and consequences of experiencing FOMO. Motivation and Emotion. Villegas, A. (2013) The influence of technology on family dynamics. Proceedings of The New York State Communication Association.


