Salı, Haziran 16, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

EVLİ DULLAR: MODERN TÜRKİYE’DE EVLİLİKTE DUYGUSAL YALNIZLIK OLGUSUNUN İNCELENMESİ

Bu çalışma, modern evliliklerde giderek görünür hale gelen “duygusal yalnızlık” olgusunu teorik ve literatür temelli bir yaklaşımla incelemektedir. “Evli dullar” kavramı, bireylerin evli olmalarına rağmen duygusal bağ, yakınlık ve psikolojik destekten yoksun kalmalarını ifade eden bir metafor olarak ele alınmaktadır. Çalışma, bağlanma kuramı, sosyal değişim teorisi, yalnızlık literatürü ve evlilik doyumu modelleri çerçevesinde yapılandırılmıştır. Ayrıca Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri bağlamında evlilik ve boşanma oranlarındaki değişim analiz edilmiştir. Literatür bulguları, evlilikte duygusal yalnızlığın temel belirleyicilerinin iletişim bozukluğu, duygusal ihmal, ekonomik stres, dijitalleşme ve toplumsal rol çatışmaları olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak bu olgu, yalnızca bireysel bir psikolojik durum değil, aynı zamanda modern toplumun yapısal bir sonucu olarak değerlendirilmektedir.

Evlilik, insan yaşamında hem psikolojik hem de sosyolojik açıdan en önemli ilişkisel yapılardan biridir. Bowlby (1988), insanın temel ihtiyacının “güvenli bağlanma” olduğunu ve bu ihtiyacın yetişkin romantik ilişkilerde devam ettiğini belirtmektedir. Bu bağlamda evlilik, yalnızca sosyal bir kurum değil, aynı zamanda bireyin duygusal güvenlik alanıdır. Ancak modernleşme süreciyle birlikte evlilik kurumunun işlevlerinde önemli dönüşümler yaşanmıştır. Giddens (1992), modern ilişkilerde “saf ilişki” kavramını ortaya koyarak, ilişkilerin artık zorunluluklardan ziyade duygusal tatmine dayandığını vurgulamıştır. Bu durum evlilikten beklentileri artırmış, ancak aynı zamanda duygusal kırılganlığı da yükseltmiştir. Türkiye’de evlilik yapısı da bu dönüşümden etkilenmiştir. TÜİK (2025) verilerine göre evlenme sayısı 552.237, boşanma sayısı ise 193.793’tür. Bu veriler, evlilik kurumunun varlığını sürdürdüğünü ancak aynı zamanda ciddi bir dönüşüm ve çözülme sürecine girdiğini göstermektedir.

Teorik Çerçeveden ele aldığımızda ise; Bağlanma Kuramı: Bowlby’nin bağlanma kuramı (1988), bireylerin erken çocukluk deneyimlerinin yetişkinlik ilişkilerini şekillendirdiğini savunur. Güvensiz bağlanma stillerine sahip bireyler, evlilikte ya aşırı bağımlı ya da duygusal olarak mesafeli davranışlar geliştirebilir. Hazan ve Shaver (1987), romantik ilişkilerin bağlanma sisteminin bir devamı olduğunu ortaya koymuştur. Bu nedenle evlilikte duygusal uzaklaşma, erken dönem bağlanma sorunlarının bir yansıması olabileceği görülmektedir. Sosyal Değişim Kuramı: Thibaut ve Kelley (1959) tarafından geliştirilen sosyal değişim teorisi, ilişkilerin maliyet–ödül dengesi üzerine kurulduğunu savunur. Evlilikte birey, duygusal olarak yeterli ödül (sevgi, destek, ilgi) alamadığında ilişkiyi “tatminsiz” olarak değerlendirmeye başlar. Bu durum uzun vadede “duygusal çekilme” ve yalnızlık hissine yol açabilir.

Yalnızlık Teorileri: Weiss (1973), yalnızlığı iki boyutta ele almıştır:
• Duygusal yalnızlık: Yakın bağ eksikliği
• Sosyal yalnızlık: Sosyal ağ eksikliği
Evlilikte görülen yalnızlık genellikle duygusal yalnızlık türüdür ve birey sosyal olarak çevrili olsa bile hissedilebilir. Peplau ve Perlman (1982), yalnızlığın “algılanan sosyal ilişkiler ile istenen sosyal ilişkiler arasındaki fark” olduğunu belirtmiştir.

Evlilik Doyumu Modelleri: Gottman (1999), evlilik başarısızlığının en önemli göstergelerinin eleştiri, duvar örme, küçümseme ve savunmacılık olduğunu belirtmiştir. Bu davranışlar zamanla duygusal kopuşa yol açmaktadır. Sternberg’in (1986) üçgen aşk teorisine göre sağlıklı bir ilişki; yakınlık, tutku, bağlılık bileşenlerinden oluşur. Bu bileşenlerden biri eksildiğinde ilişki dengesiz hale gelir.

3. Evlilikte Yalnızlık Üzerine Araştırmalar

Literatür, evlilikte yalnızlığın oldukça yaygın bir fenomen olduğunu göstermektedir. Cramer (2004), evli bireylerin önemli bir kısmının zaman zaman yalnızlık hissettiğini belirtmiştir. Cutrona (1996), evlilikte sosyal desteğin azalmasının depresyon riskini artırdığını ortaya koymuştur.

Duygusal İhmal ve İlişki Kalitesi: Markman, Stanley ve Blumberg (2010), iletişim kalitesinin evlilik doyumunun en güçlü belirleyicilerinden biri olduğunu belirtmiştir. Yapılan incelemeler duygusal ihmal kavramının bir ayırım yapılmadan duygusal istismar kavramı ile aynı başlık altında ele alındığı dikkati çekmektedir (Glaser, 2002). Duygusal ihmal, ilişkinin en sessiz yıkıcı faktörlerinden biridir. Bu yüzden evliliklerde görünür ve görünmez belirtiler yan yana ilerler. Fark edilen belirtilere baktığımızda, partner sık sık ilgisiz davranır ve ortak etkinlikleri ertelemeye başlar. İletişim girişimlerine kısa, yüzeysel ya da savunmacı yanıtlar verir. Üstelik birlikte geçirilen kaliteli zaman hızlı biçimde azalır. Fark edilmeyen belirtiler ise kişi, içten içe yalnızlaştığını ve yabancılaştığını hisseder. Sürekli yetersizlik düşüncesi eşlik eder; öz-değer duygusu düşer. Öte yandan, ilişkiyi örten görünmez bir duvar yükselir; duygusal temas seyrekleşir. Belirtileri görmezden geldiğimizde küçük çatlaklar büyür. Dolayısıyla bu işaretler, zamanla evliliği tehdit eden derin bir kopuşa dönüşür.

Dijitalleşme ve Evlilik: McDaniel ve Coyne (2016), teknoloji kullanımının çiftler arasındaki yüz yüze etkileşimi azalttığını ve “phubbing” (partneri telefon için görmezden gelme) davranışının ilişki doyumunu düşürdüğünü göstermiştir.

Türkiye bağlamında ise; Türkiye’de evlilik kurumu hem geleneksel hem modern özellikleri birlikte taşımaktadır. Bu durum “ikili yapı” oluşturur:
• Geleneksel beklentiler (aile rolü, sorumluluk)
• Modern beklentiler (duygusal tatmin, bireysellik)
Bu ikilik, evlilikte rol çatışmalarına neden olur. Ekonomik baskılar, özellikle büyük şehirlerde yaşayan çiftlerde ev içi iletişimi azaltmaktadır. Ayrıca dijital medya kullanımı, duygusal etkileşim yerine bireysel ekran kullanımını artırmaktadır.

Türkiye’de Aile Yapısı Üzerine Çalışmalara baktığımızda ise; Türkiye’de yapılan aile araştırmaları, modernleşme ile bireysel beklentilerin arttığını ve geleneksel aile yapısının çözülmeye başladığını göstermektedir (Kağıtçıbaşı, 2007). TÜİK verileri (2025), boşanma oranlarındaki artışın özellikle şehirleşmiş bölgelerde yoğunlaştığını göstermektedir. Psikolojik açıdan sonuçlarına baktığımızda ise yapılan araştırmalar evlilikte duygusal yalnızlığın birçok psikolojik sonucu olduğunu göstermektedir; bunlar arasında depresyon (Cacioppo et al., 2010), kaygı bozuklukları, düşük benlik saygısı ve duygusal tükenmişlik bulunmaktadır. Ayrıca kronik yalnızlık, fiziksel sağlık üzerinde de olumsuz etkilere sahiptir (Hawkley & Cacioppo, 2010).

Evli dullar olgusu, modern toplumlarda evlilik kurumunun dönüşümünü temsil etmektedir. Çalışmalar, evlilikte duygusal bağın yalnızca fiziksel birliktelikle sürdürülemeyeceğini göstermektedir. Bağlanma kuramı, sosyal değişim teorisi ve evlilik doyumu modelleri birlikte değerlendirildiğinde, evlilikte yalnızlığın çok boyutlu bir yapı olduğu görülmektedir. Türkiye bağlamında bu durum, ekonomik baskılar, dijitalleşme ve kültürel dönüşüm ile daha da belirgin hale gelmektedir. Sonuç olarak evli dullar kavramı, modern evliliklerde giderek artan duygusal yalnızlık olgusunu açıklayan önemli bir sosyopsikolojik göstergedir. Yapılan çalışmalar, bu durumun bireysel değil yapısal bir problem olduğunu ortaya koymaktadır. Evlilikte sağlıklı bir yapı için; duygusal iletişim, empati, bağlanma farkındalığı ve dijital denge kritik öneme sahiptir.

Burcu uzun aydın
Burcu uzun aydın
Burcu Uzun İstanbul’da doğmuştur. Üniversitede lisansını psikoloji bölümünde, yüksek lisans eğitimleri Klinik psikoloji, Uygulamalı psikoloji ve Pdr alanlarındadır. Vakıf ve özel psikiyatri hastanelerinde stajlarını tamamlamıştır. Psikoloji biliminde kendini devamlı olarak geliştirmeyi ve her yaştan bireyin psikoterapi gerekliliği olduğu inancını benimsemektedir bu sebepten dolayı birçok psikoterapi alanında farklı eğitimler almış ve seminerlere katılmış edindiği kazanımları en iyi şekilde sunmayı kendine ilke edinmiştir. BDT, Dinamik psikoterapi, Oyun terapisi, Mindfulness, Cinsel terapi gibi birçok terapi yönteminin dışında yetişkin, ergen, çocuk testleri uygulayabilmektedir Ayrıca bağımlılık, Türkiye’de kadına yönelik şiddet alanında çalışması bulunmaktadır Depresyon, TSSB, DHEB, OKB, Kaygı bozuklukları, Çocuk Ergen psikolojisi Cinsel işlev bozuklukları gibi geniş bir çerçevede çalışmaktadır

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar