Gözlerinizi kapatıp çocukluğunuzu hayal ettiğinizde aklınıza ilk ne geliyor? Muhtemelen o zamanlar çok istediğiniz kocaman oyuncaklar ya da vitrinleri süsleyen pahalı hediyeler değil. Geçmişin tozlu sayfalarından gelen anılar çok daha derin bir etki bırakır. Okul çıkışı eve gelince mutfaktan yayılan o koku, babanızın bir bakışı, annenizin mırıldandığı bir şarkı ya da evinizin kendine has kokusu…
Yıllar geçse de aklımıza kazınan bu anlar, ebeveynlik ve çocukluk hakkında önemli ipuçları sunar. Peki, çocuklar düşündüğümüzden daha fazla şeyi hatırlıyor olabilir mi? Aslında çocuklar, hayatlarındaki somut olaylardan ve nesnelerden çok, o anların kalplerinde bıraktığı izleri hatırlar. Ebeveynler yüksek bütçeli anılar biriktirmeye çalışırken, çocukların hafızaları çoktan o anın hissiyle dolmuştur.
Olaylar Unutulur, Hisler Kalır
Söz konusu çocukluk hafızası olduğunda insan beyni bir duygu süzgecidir. Çocukluk yıllarında beyin, maddesel şeylerden ziyade duygusal deneyimleri o süzgeçten geçirerek en güvenli yerlerinde saklar. Çocuk zihni, yaşanmış bir olayın detaylarını ya da nedenlerini hızlıca unutabilir; ancak o olay yaşanırken hissettiği güveni, korkuyu, utancı ve o anki hislerini anlaşılmış olmanın verdiği o hissi yıllar sonra bile dün gibi hatırlar.
Gündelik hayatta yetişkinler için sıradan olan pek çok an, çocuklarda derin izler bırakır. Tüm ailenin toplandığı neşeli akşam yemeklerinde aniden azarlanmak, çocuk için basit bir uyarıdan ziyade o neşeli ve sıcak sofranın bir anda buz kesmesidir. Tam tersi, başarı sonrası ebeveyninin gözlerinde gördüğü gururlu bir bakış ya da canı yandığında şefkatle sardığınız bir çift kol, çocuğun ruhuna “Değerlisin ve güvendesin” hissini ömür boyu saklayacak şekilde kazınabilir. Yetişkin dünyasında sıradan sandığımız anlar, aslında çocuğun hafızasında hiç de küçük değildir.
Evlerin Çocuk Hafızasında Bıraktığı İzler
Ev, bir çocuk için dört duvardan ibaret değildir. Kendine has kokusu ve atmosferi olan bir yaşam alanıdır. Çocuklar büyüdükçe o evin içinde konuşulan her kelimeyi, tartışmalara sebep olan günlük konuları ya da alınan kararları harfi harfine hatırlamazlar. Ancak evin duvarlarına, eşyalarına sinmiş olan o görünmez atmosferi bir sünger gibi emer ve yetişkinliklerine taşırlar.
Kapıdan girildiği an hissedilen sürekli ve keskin gerginlik, çocuğun omuzlarına erkenden yüklenen görünmez bir yüke dönüşebilir. Ya da bazen hiçbir kavganın edilmediği ama buz gibi sevgisizliğin hâkim olduğu bir ev, çocuğun ruhuna yalnızlığın en yalın halini işler. Öte yandan, kusurların hoşgörüyle karşılandığı, mutfağından kahkahaların yükseldiği güven veren o sıcak ortam, çocuğun hayatı boyunca sığınacağı en güçlü limandır.
Çünkü çocuk zihni kelimeleri unutsa da o kelimelerin geçtiği evin hissettirdiği duyguları asla unutmaz. İşte bu yüzden, çocukluk bazen tek bir anıyı değil, bir hissi hatırlamaktır. Geriye dönüp baktığımızda zihnimizde kalan, o evin bütününe yayılmış olan görünmez iklimin ta kendisidir.
Çocuklar Söylenenleri Değil, Hissettirilenleri Taşır
Çocukluk hafızasının en derin köşesinde bir insanın varlığının ne kadar kabul gördüğü sorusu yatar. Bir çocuk için gerçek anlamda dinlenmek, fikirlerinin küçümsenmemesi ve bir hata yaptığında bir korku çemberine sıkışıp kalmak yerine şefkatle kapsanması, hayatı boyunca yanında taşıyacağı bir özgüven pusulasıdır. Çocuklar en çok, zayıf anlarında nasıl hissettirildiklerini hatırlar. Başarısız bir sınav notu ile eve geldiklerinde aşağılanmamak, kıyaslanmamak ya da sadece mükemmel olduklarında değil, en savunmasız halleriyle bile sevildiklerini bilmek onların ruhunu iyileştirir.
Elbette hiçbir ebeveyn kusursuz değildir. Hayatın koşturmacası içinde her an ideal tepkiyi vermek imkânsızdır. Önemli olan mükemmel olmak değil, o anlık kırılmalardan sonra çocuğun elini tutup yanıldığımızı söyleyebilmek, ona yine ve yeniden güvende olduğunu hissettirebilmektir. Çünkü çocukların dünyasında sevgi; kusursuz kurallarla değil, düştüklerinde onları tutan o şefkatli ellerin yarattığı güven duygusuyla ölçülür.
Geriye Kalan Duygular
Günün sonunda çocukluktan yetişkinliğe uzanan o uzun köprüde elimizde kalanlar eşyalar değil, ruhumuza işleyen o ilk duygulardır. Bizler çocuklarımızın hayat hikayelerini yazarken her sayfayı mükemmel kılamayabiliriz ama sayfa aralarına bırakacağımız şefkat izleriyle onların geleceğini güzelleştirebiliriz.
Belki de çocuklar, onlara söylediklerimizi değil de en çok bizim yanımızda kim olduklarını, nasıl sarılıp nasıl dinlendiklerini büyütüyorlar içlerinde. Bizler için de öyle değil mi? Bugün bile başımız sıkıştığında annemizin o sıcak ses tonu, babamızın şefkatli sarılışı aniden aklımıza gelip yüreğimize bir serinlik vermiyor mu? Yıllar sonra her şey eskiyip unutulsa bile hafızanın karanlığında yollarını bulmalarını sağlayan şey; pahalı hediyelerden ziyade, o günlerden kalan hep güvende hissettiren sesin içi ısıtan yankısıdır.


