Pazar, Nisan 19, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Çocuklar Hep Mutlu mu Olmalı?: Görmezden Gelinen Duygular

Çoğu ebeveyn, çocuklarının olumlu duygularla olmasını ister. Bu istek, sevgi ve koruma arzusundan beslenir. Ancak bazen bu iyi niyetli yaklaşım, çocukların yalnızca “olumlu” duygular yaşaması gerektiği gibi bir beklentiye dönüşebilir. Olumsuz duygular ise çoğu zaman görmezden gelinir ya da hızla ortadan kaldırılmaya çalışılır. Oysa duygusal gelişim, yalnızca mutlu olmakla değil, tüm duyguların deneyimlenmesi ve anlamlandırılmasıyla şekillenir. Çocuğun ruhsal dayanıklılığı, olumsuz duygulardan korunmasıyla değil, bu duygularla baş edebilme becerisi kazanmasıyla gelişir. Bu yazıda; ebeveynler neden sadece olumlu duyguların yaşanmasını isterler, çocuklar duygularını nasıl öğrenir, sürekli mutlu olma beklentisinin uzun vadeli etkileri ele alınacaktır.

Ebeveynler Neden Sadece Olumlu Duyguların Yaşanmasını Isterler?

Her ebeveyn çocuğunun iyi bir yaşantı içerisinde olmasını isterler. Bunun arkasında çoğunlukla çocuğu koruma isteği kadar, ebeveynin kendi duygularıyla kurduğu ilişki de yer alır. Üzülen ya da öfkelenen bir çocuk, ebeveyn için zorlayıcı olabilir. Bu durum ebeveynin yetersizizlik, suçluluk ya da çaresizlik hislerini tetikleyebilir. Bu nedenle bazı ebeveynler, çocuğun olumsuz duygularını tolere etmek yerine onları hızlıca yatıştırmaya ya da ortadan kaldırmaya yönelir.”Bunda ağlanacak ne var?, güçlü ol biraz, erkekler ağlar mı hiç” gibi cümleler ebeveyn için tolere etme cümleleri gibi görseler de bu cümleler, duyguları geçersiz kılan cümlelerdir. Ben senin yanındayım hissi yaratmaktansa çocuğa yalnızlık hissi yaratabilir. Buradaki en önemli etkenlerden biri de ebeveynin geçmiş deneyimleridir. Ebeveynlerimiz de çoğunlukla kendi duygularını rahatça ifade edemedikleri ya da duygularına değer verilerek yetiştirilmedikleri için, farkında olmadan duyguları reddetmeye yatkın bir tutum geliştirmiştir. Sonuç olarak, bu yaklaşım kuşaktan kuşağa aktarılan bir duygusal kopukluğun oluşturduğu bir zemindir (Erden, 2026). Mutluluk, sürekli iyi hissetmek değildir. Üzüntü, öfke ve hayal kırıklığı gibi duygularla baş edebilmeyi öğretmektir. Ebeveynler çocuklarının her zaman mutlu olmasını isterken, kendi tutumlarına da dikkat etmelidir. Çünkü günlük yaşamda sergiledikleri davranışlar, çocukların dünyayı algılama biçimini doğrudan etkiler. Sürekli sorunlara odaklanan, sık şikâyet eden ya da yoğun stres altında olan ebeveynler, çocukların çevrelerini daha tehdit edici algılamalarına zemin hazırlayabilir. Öte yandan, çocuğa sürekli “her şey yolunda” mesajı vermek de zorlayıcı duyguların yok sayılmasına neden olarak, duyguların sağlıklı biçimde ifade edilmesini güçleştirebilir ve çocukta içsel bir çelişki yaratabilir.

Sürekli Mutlu Olma Beklentisinin Uzun Vadeli Etkileri

Ebeveynlerin yalnızca olumlu duyguların yaşanmasını teşvik etmesi, çocukların gelecekteki duygusal gelişimlerini de olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Çocukların sıkıntı, korku, üzüntü ve öfke gibi günlük olumsuz duygularına karşı olumsuz, destekleyici olmayan tepkilerinin çocuklar için olumsuz sosyal ve duygusal sonuçlarla ilişkili olduğunu öne sürmüşlerdir (Eisenberg, Fabes ve Murphy, 1996; Gottman, Katz ve Hooven, 1996). Olumsuz duyguların ifade edilmesi nedeniyle cezalandırılan bireylerin, yetişkinliğe doğru yavaş yavaş duygularını açıkça ifade etmeyi gizlemeyi öğrendiklerini, ancak duygu uyandıran ortamlarda fizyolojik tepkilerinin arttığını varsaymıştır. Buck’ın görüşüne göre, duygusal ifadeye olumsuz tepkiler alan çocuklar, ceza ve duygusal ifade arasındaki tekrarlanan bağlantılar nedeniyle duygusal olarak uyarıcı durumlarda kaygı duymayı öğrenirler. Bunun sonucunda, ebeveynlerin çocukların duygularını ifade etmelerini engellemesi ya da bu duyguları cezalandırması, çocukların hem kendi duygularını hem de başkalarının duygularını olumsuz ve tehdit edici olarak algılamalarına yol açabilir. Bu durum, çocukların duyguların anlamını kavrama ve bu duygularla nasıl baş edeceklerini öğrenme fırsatlarını da sınırlayabilir. Duygularını sağlıklı ve açık bir şekilde yaşayamayan çocuklarda, bastırılan duygular zaman zaman karın ağrısı ve mide bulantısı gibi fizyolojik belirtilerle ortaya çıkabilir. Fakat ilerleyen yaşlarda öfke kontrolünde güçlük yaşayan bireyler olma olasılığını da artırabilir. Bu tür durumlara toplumumuzda özellikle erkek çocuklarının daha sık maruz kaldığı görülmektedir. Bu durum, ilerleyen yıllarda duygularını rahatça ifade edemeyen bireyler olmalarına ve çeşitli psikolojik sorunlar yaşama olasılıklarının artmasına yol açabilir. Kısacası, ebeveynlerin çocukların sıkıntı ve çaresizlik duygularına açıkça şefkatle karşılık vermesi, çocukların bu duygularını utanmadan ifade etmeyi öğrenmelerine ve başkalarına daha anlayışlı bir şekilde yaklaşmalarına katkı sağlayabilir.

Çocuklar Duygularını Nasıl Öğrenir?

Her ebeveynin çocuğunun mutlu olmasını istemesi en doğal ve temel isteklerinden biridir. Ancak mutluluk yalnızca iyi hissetmekten ibaret değildir. Duyguları tanıyabilme, stresle baş edebilme ve destek gördüğünü hissedebilme, uzun vadede sürdürülebilir bir mutluluğun temelini oluşturur. Bu yüzden dikkat edilmesi gereken ve yapılabilecek şeylerden bir kaç tanesi;

  • Aktif dinleme: Eleştirmek, yargılamak ya da nasihat vermek yerine; çocuğun ifade ettiği veya davranışlarıyla gösterdiği duyguları dikkatle dinlemek ve yanında olduğunu hissettirerek bile çocuğun kendini anlaşılmış ve güvende hissetmesine katkı sağlar.

  • Rol model olmak: Çocuklar ebeveynlerinin yüz ifadelerini ve davranışlarını kolaylıkla fark eder ve bunlardan etkilenir. Bu nedenle ebeveynlerin duygularını bastırmak yerine sağlıklı bir şekilde ifade edebilmeleri önemlidir. Söylenenlerle yapılanlar uyumlu olmadığında, çocukların beklenen davranışları geliştirmesi zorlaşır; hatta çocuklar duygularını gizlemeyi öğrenebilir.

  • Duygular hakkında konuşmak: “Büyüdün artık ağlama”, “Erkekler ağlamaz” gibi yargılayıcı ifadeler yerine; “Evet, şu an üzgünsün”, “Öfkeli görünüyorsun” gibi duyguyu fark eden ve isimlendiren cümleler kullanmak, çocukların kendilerini anlaşılmış hissetmelerini sağlar ve duygularını sağlıklı bir şekilde yaşamalarına olanak tanır.

  • Duygu düzenleme becerisi: Ebeveynler duyguları yalnızca kabul etmekle kalmayıp, bu duygularla nasıl baş edileceği konusunda da rehberlik etmelidir. Örn: beden farkındalığı için birlikte nefes egzersizleri yapmak, öfke, üzüntü, hayal kırıklığı gibi dile getirilmeyen kabul edilmeyen duygular için alternatif davranışlar sunmak şeklinde çalışmalar yapılabilir.

Sonuç: Sağlıklı Gelişim İçin Duyguların Önemi

Çocukların sağlıklı bir duygusal gelişim gösterebilmeleri için yalnızca olumlu duygulara odaklanmak yeterli değildir. Ebeveynlerin çocukların tüm duygularını kabul eden, yargılamayan ve rehberlik eden bir tutum sergilemesi büyük önem taşımaktadır. Çocuklar, duygularını ifade edebildikleri ve anlaşıldıklarını hissettikleri ortamlarda duygusal farkındalık ve baş etme becerileri geliştirirler. Bu beceriler ise yalnızca çocukluk dönemini değil, bireyin ileriki yaşamındaki psikolojik sağlamlığını da doğrudan etkiler. Bu yüzden geleceğin bireyleri için, duyguların bastırılmadığı, anlaşılabildiği, güvenle ifade edilebildiği bir ortamda büyütmek büyük bir önem taşımaktadır.

Kaynakça

Buck R. The communication of emotion. Guilford; New York: 1984. https://search.catalog.loc.gov/instances/45bf5a66-8c8d-54ec-b30e-af817ffb358c?option=lccn&query=83001613

Eisenberg N, Fabes RA, Murphy BC. Parents’ reactions to children’s negative emotions: Relations to children’s social competence and comforting behavior. Child Development. https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/9022240/

Gottman JM, Katz LF, Hooven C. Parental meta-emotion philosophy and the emotional life of families: Theoretical models and preliminary data. Journal of Family Psychology. https://psycnet.apa.org/buy/1996-05875-001

Erden, B. (2026, 5 Nisan). Duygulara odaklı ebeveynlik: Çocuğunuzla bağ kurmanın gücü Psikolog Bahar Erden. https://www.psikologbaharerden.com

Melisa İnce
Melisa İnce
Melisa İnce, yüksek onur derecesiyle tamamladığı Psikoloji (İngilizce) lisans eğitimini takiben özel klinikte gönüllü, devlet hastanesinde ise zorunlu staj yapmıştır. Psikoloji alanındaki gelişimini sürdüren İnce, çocuk, ergen ve yetişkin psikolojisi seminerlerine katılarak sertifikalar almıştır. Çocuk ve ergen psikolojisine ilgisiyle çocuk ve ergen danışmanlığı, oyun terapisi, çocuk resim analizi ve değerlendirme testleri gibi konularda eğitimler alıp yetkinliğini aktif olarak geliştirmektedir. Şu anda çocuk gelişim merkezinde stajyer psikolog olarak çalışmakta olup, psikolojiyi herkese erişilebilir kılma hedefiyle Çocuk ve Ergen Psikolojisi, Çocuk Gelişimi ve Davranış Bozuklukları, Ergenlik Dönemi Sorunları gibi konuları kaleme alacaktır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar