Cuma, Şubat 20, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Canım Sıkılıyor

“Canım Sıkılıyor.” Bu cümleyi son zamanlarda hangi sıklıkla tekrarlıyorsunuz? Peki, teknolojinin zirve yaptığı; her türlü bilgiye, eğlenceye ve sosyal ortama saniyeler içinde ulaşabildiğimiz bu bolluk çağında, nasıl oluyor da hâlâ canımız sıkılabiliyor?

Can sıkıntısı, genellikle ‘bireyin yapacak bir şey bulamaması’ olarak tanımlanır. Fakat günümüzde bu tanım geçerliliğini yitirmiş durumda. İnternet kullanımının %90’ın üzerinde olduğu bir ülkede her türlü kaynağa ulaşmak mümkün. Buna rağmen can sıkıntısı yaşıyorsak, sorun gerçekten yapacak bir şey olmaması mı, yoksa durum bambaşka bir hale mi evrildi?

Dijital Bollukta Anlam Arayışı

Eskiden sıkıntının kaynağı ‘uyarıcı eksikliğiydi’, ama artık bunu söylemek zor. Beynimiz elbette uyarılmak ister; fakat asıl mesele herhangi bir uyarıcı değil, doğru dozda ve nitelikte olanıdır. Kişi, o anki ihtiyacını karşılayacak anlamlı bir etkileşim arar. O halde, her yanımız uyarıcılarla doluyken neden hâlâ o tatmin duygusunu yakalayamıyor ve sıkılmaya devam ediyoruz?

Karşımıza çıkan reklamlar, fenomenler ve bitmek bilmeyen içerik akışıyla sosyal medya, hayatımızın merkezine yerleşti. Artık sürekli ‘satın al, izle, yorum yap’ diyen ve bizden durmaksızın etkileşim bekleyen bir dünyadayız. Bu devasa uyaran havuzu, zihnimizi hiç olmadığı kadar yoruyor; literatürdeki adıyla ‘sosyal medya yorgunluğu’ yaratıyor. Tam da bu noktada zihnimiz, kaosun içinde sakin bir liman aramaya başlıyor. İşte ‘Arayışta Sıkılma’ (Searching Boredom) dediğimiz kavram burada devreye giriyor. Peki, onca uyaranın ortasında neden hâlâ sıkılıyoruz? Gelin; bu durumun psikolojik sebeplerini, sıkıntıyı bastırmak için girdiğimiz arayışları ve sosyal medyanın görünmeyen etkilerini derinlemesine inceleyelim.

Beynin Adaptasyonu ve Eşik Değeri

İnsan beyni, hayatta kalma güdüsüyle sürekli çalışır ve zihnimiz, dışarıdan gelen her türlü veriyi işleyen açık bir mekanizma gibidir. Beynimiz, öğrenmenin gerçekleşmesi için gelen uyaranları fark eder, yorumlar ve tepki verir. Ses, görüntü veya bilgi beyne ulaşır; ancak hepsi işlenmez. İşte burada devreye ‘eşik değeri’ girer. Eğer beynimiz sürekli yüksek hacimli uyaranlara (parlak ekranlar, gürültülü videolar, yanıp sönen reklamlar) maruz kalırsa, bu yoğunluğa adapte olur.

Gün geçtikçe eşik değeri yükselen beyin; yol kenarındaki bir çiçeği fark etmek, arkadaşındaki küçük bir değişikliği görmek veya sessizce kitap okumak gibi ‘düşük uyaranlı’ aktivitelere ilgi gösteremez hale gelir. Çünkü beyin, o ana kadar hep yüksek dopamin alışmıştır. Sosyal medyada başkalarının hayatını izlerken, sanki o etkinlikleri biz yapıyormuşuz gibi hissetmemiz de bu döngüyü besler. Beyinde oluşan bu ‘zahmetsiz dopamin’ etkisi yüzünden; doğada yürümek veya sakince bir film izlemek bize artık ‘sıkıcı’ gelmeye başlar.

Sürekli çilekli pasta yiyen biri için çileği dalında koparıp yemek zevk veren bir davranış olmaktan çıkar.

Sosyal Medyanın Aldatıcı Döngüsü

Sosyal medyanın bu döngüdeki etkisi çok büyük. Can sıkıntısını gidermek ve iyi hissetmek için başvurduğumuz bu platformlar, aslında tam tersi bir etki yaratıyor. Normalde can sıkıntısı, bireyi harekete geçmeye ve üretmeye yöneltmelidir. Ancak sosyal medya, kişiye sanki aktifmiş ve bir şeyler üretiyormuş gibi aldatıcı bir his verir. Oysa kişi üretmekten ziyade sadece tüketmektedir. Üstelik, ekranda gördüğü ‘kusursuz’ hayatlarla kendi durumunu kıyasladığında, hissettiği şey rahatlama değil, derin bir yetersizlik ve suçluluk duygusu olur.

Ayrıca beynimiz, 5-10 saniyelik videoların sağladığı o hızlı ve kısa süreli dopamine alışır. Hap bilgiler ve anlık etkileşimler ona daha cazip gelir. Böyle bir zihin yapısında, sabır gerektiren uzun soluklu işler meşakkatli, sıkıcı ve rahatsız edici bir hal alır. Sonuç olarak, dikkati tek bir noktada toplamak ve derinleşmek giderek zorlaşır.

Yaratıcılığa Açılan Kapı Olarak Sıkıntı

Can sıkıntısını gidermek için sığındığımız sosyal medya, aslında beyni yavaş yavaş pasifleştirir ve dikkat mekanizmasını zayıflatır. Oysa can sıkıntısını ‘kötü’ bir duygu olarak değil, yaratıcılığınızı ateşleyecek bir fırsat olarak görmelisiniz. Kısa süreli dijital hazlar sizi anlık olarak iyi hissettirse de, uzun vadede zihni uyuşturur. Boş zamanlarınızı telefon ekranında harcamak yerine; zihninize iyi gelecek, sizi aktif tutacak işlerle meşgul olun. Ancak bu sayede can sıkıntınızı verimli hale getirebilir ve hayattan aldığınız gerçek zevki artırabilirsiniz.

Yapılması gereken en önemli davranış, kendinize biraz vakit ayırmanızdır. Canınızın sıkılmasına biraz izin verdiğiniz takdirde yaratıcılığınız gelişecek, yeni şeyler üretmeye başlayacaksınız. Bir sonraki sefer canınız sıkıldığında bir saniye bekleyin ve kendinize şu soruyu sorun: ‘Gerçekten şu an ihtiyacım olan ne?’ Belki de ihtiyacınız olan şey sadece biraz sessizliktir.

Kaynakça

Balcı, Ş., & Sarıtaş H. (2025). Sosyal Medya Yorgunluğu ile Can Sıkıntısı ve Sosyal Medya Bağımlılığı Arasındaki İlişki: Üniversite Gençliği Üzerine Bir İnceleme. Erciyes İletişim Dergisi, 12(2), 569-597 Tetik, B. (2015). İnternet Bağımlılığı İle Dikkat Süreçleri Arasındaki İlişkinin İncelenmesi. [Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Arel Üniversitesi]. İstanbul Arel Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşiv Sistemi. Uplifers. (2021, 25 Şubat). Can sıkıntısının 5 türü: Sıkılmak yaratıcılığa ve üretkenliğe nasıl katkıda bulunabilir? https://www.uplifers.com/can-sikintisinin-5-turu-sikilmak-yaraticiliga-ve- uretkenlige-nasil-katkida-bulunabilir/ Türkiye İstatistik Kurumu (2025). Hanehalkı Bilişim Teknolojileri (BT) Kullanım Araştırması. https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Hanehalki-Bilisim-Teknolojileri-(BT)-Kullanim- Arastirmasi-2025-53925

cihan karakuş
cihan karakuş
Cihan Karakuş, Psikoloji lisans eğitimini tamamlamış, aynı zamanda aldığı pedagojik formasyon ile rehber öğretmen unvanı kazanmıştır. Üniversite yıllarından bu yana gönüllülük faaliyetlerinde yer almış, edindiği teorik bilgileri sahada aktif olarak uygulamaştır. Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü ile İl Milli Eğitim Müdürlüğü bünyelerinde staj deneyimi edinmiş; belediyeler, valilikler, kaymakamlıklar ve eğitim kurumlarıyla ortak projelerde görev almıştır. Özellikle bağımlılık alanına yönelmiş, bu alanda eğitimler verip çeşitli çalışmalarda bulunmuştur. Şu anda Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ekolüyle danışan görüşmeleri yürütmekte; bağımlılıkla baş etme, kitle psikolojisi ve pozitif psikoloji gibi konular üzerine yazılar kaleme almaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar