Cuma, Şubat 20, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Büyümek: Çocukluğa ve Gençliğe Sessiz Veda

Geçen ay çok sevdiğim bir dizinin finaliyle birlikte sanki geçmişime veda ettiğimi hissettim. Bilgisayarımı kapattığımda içim hüzünle doluydu. O an fark ettim ki bu duygu yalnızca bana ait değildi; aslında pek çok insan benzer hislerle karşılaşıyordu. Bazen zamanlama öyle denk geliyor ki, izlediğimiz dizilerdeki karakterlerle büyümüş oluyoruz. Bu nedenle bir dizinin finaliyle hissettiğim hüzün, yalnızca bir hikâyenin bitişiyle ilgili değildi. Asıl fark ettiğim şey, içimde beliren yoğun bir özlem duygusuydu. Özellikle son zamanlarda bu his daha belirgin hale geliyor; sanki yaş aldıkça geçmişe dönme isteği de artıyor. Belki de bu yüzden geçmişe dair anılar, bir gölge gibi peşimden geliyor. Geçmişe vedanın neden bu kadar acıttığını ve bu vedayı olgunlukla kabul etmenin nasıl bir güce dönüştüğünü anlamaya çalıştığım bu günlerde bunu sizinle de paylaşmak istedim.

Çocukluktaki Güven ve Özgürlük

Çocukluk dönemi, kişiliğimizin temellerinin atıldığı en kritik süreçtir. Bu dönem bizim için değerlidir çünkü temel güven duygumuz çocuklukta şekillenir. Çocuklukta öğrendiğimiz güven, korku, sevilme biçimleri yetişkinlikte de bizimle birlikte taşınır; dünyayı algılama ve ona güvenme biçimimiz bu yıllarda inşa edilir. Çocukken dünya bir tehdit alanı değildir; çevremiz ihtiyaçlarımızı karşılayan, bizi sarıp sarmalayan yetişkinlerle doludur. Sorumluluk bize ait olmadığı için üzerimizde bir baskı hissi oluşmaz ve bu nedenle çocuklar kendi küçük dünyalarında görece özgür olarak yaşarlar. Duygularını daha serbest ifade ederler ve davranışlarını kontrol etmek zorunda kalmazlar. Küçükken zaman çok yavaş akar; bir yere yetişme kaygısı taşımayız ve yalnızca ana odaklanırız. “Küçükken yaz mevsimi daha uzundu” hissi tam da bu yüzdendir. Gelecek bizi korkutmaz ve geçmişe takılı kalmayız; çocuklukta yalnızca şimdi vardır. Tüm bunların kıymetini ise çoğu zaman ancak yetişkinliğe adım attığımızda fark ederiz ve bu nedenle geçmişe duyulan özlem kaçınılmaz hale gelir.

Ergenliğin Sancılı ve Büyülü Dünyası

Ergenlik dönemine girişle birlikte ise yetişkinliğin ilk oyununu sahnelemeye başlarız. Gelecek önem kazanmaya başlar. Kim olduğumuzu anlamaya çalışırız ve bu süreç sancılı geçer. Bedenimiz gibi zihnimizde gelişmeye başlar. Olasılıklar öyle çoktur ki kafa karışıklığı yaşamak normalleşir. Ergenlik çağındaki biri büyük hayaller kurar. Dünya, gözünde sonsuz olasılıkları barındıran büyülü bir yer haline gelir. Bu dönemde kimlik karmaşası olsa da kişilik, bir oyun hamuru gibi şekilden şekle girer. Ergenlik dönemi; müzik grupları, kitaplar, dizi ve filmler içinde kaybolduğumuz bir dönem olur. Dünyamızı kendi zihnimizle büyütürüz. Herkes bize karşıymış gibi görünür, bizleri anlamalarını beklemeyiz. Her şeyi mümkün gördüğümüz bu döneme veda da can yakıcıdır; çünkü gelecek kaygısı, sorumluluklar ve seçilmemiş ihtimaller bu veda ile birlikte içimize yerleşir.

Yetişkinlikte Sorumluluk ve Varoluşsal Kaygı

Yetişkinliğe adım attığımızda ise dünya daha karanlık ve daha gerçekçi görünmeye başlar. Çocukken başkalarının bizim adımıza taşıdığı sorumlulukları artık kendimiz sırtlanırız. Hayaller daha netleşir; çünkü artık belirli kararlar almış ve bu kararların çerçevesinde bir hayat kurmaya başlamışızdır. Hata yapma özgürlüğümüz azalır, düşünce ve davranışlarımız daha kontrollü hâle gelir. Bu dönemde varoluşsal kaygı ile karşılaşırız; verdiğimiz kararların geri dönülemez olabileceğini ve hayatımızın iplerinin artık kendi elimizde olduğunu fark ederiz. Özgürlük arttıkça kaygının da artması bu nedenle kaçınılmazdır ve bu durum patolojik değil, yaşamın doğal bir parçasıdır. Tüm bunlar gerçekleşirken bir yandan da geçmişe dönme düşüncesiyle çevreleniriz ancak bu mümkün olmadığı için acı verici bir durum içinde kalırız. Geçmişe veda etmenin bu kadar acı vermesinin nedeni ise beynin geçişleri bir tehdit olarak algılamasıdır; tanıdık olan güvenli, belirsiz olan ise tehlikelidir. Bu algı kaygıyı tetikler ve kaygıdan kaçınmak için güvenli alanımızdan çıkmakta zorlanırız. Oysa güvenli alan bir süre sonra bizi sıkıştırmaya başlar; rahatsızlık hissederiz ama nedenini fark etmek güçleşir. Bu yüzden çoğu zaman tanıdığımız acıyı, tanımadığımız ihtimale tercih ederiz.

Olgunlukla Gelen Kabul ve Süreklilik

Büyümek, geçmişi tamamen geride bırakmak anlamına gelmez. Çocukluk ve gençlik dönemleri sona erse de izleri yetişkinlikte de varlığını sürdürür. Asıl olan, bu izlere tutunmak ya da onlardan kaçmak değil; onları hayatımızın birer parçası hâline getirebilmektir. Böylelikle olgun bir kabul ile kucakladıklarımız, bize engel olmak yerine destek olur. Olgunluk, geçmişe duyulan özlemi bastırmak değil; o özlemin varlığını kabul ederek yolumuza devam edebilmektir. Vedalarla yaşamayı öğrenmek de tam olarak bu noktada başlar. Çocukluğun sunduğu güven ve gençliğin taşıdığı umut, yetişkinlikte aldığımız sorumlulukların ve bize dair olan pek çok şeyin zeminini oluşturur. Bu dönemler birbirini dışlamaz; aksine birbirini tamamlar. Hayat, tek bir dönemde takılı kalmak değil, değişime rağmen sürekliliği koruyabilmektir. Geçmişe saygı duyarak ama ona hapsolmadan ilerleyebilmek, belki de yetişkinliğin en sessiz ama en güçlü kazanımıdır. Çünkü gerçek güç, her vedada eksilmekten değil; her geçişte kendimizi yeniden taşıyabilmekten doğar.

Ece Uçman
Ece Uçman
Ece Uçman, psikoloji lisansını tamamlamış bir psikologdur. Bilişsel davranışçı terapi, kriz ve yas terapisi, kısa süreli çözüm odaklı terapi, projektif testler ve insan kaynakları alanında eğitimler almıştır. Yalnızca bireyi değil, toplumu da anlamayı hedefleyen yazılarında, farklı alanlara duyduğu ilgiyle özgün bir bakış açısı sunar. Okumaya, kendini geliştirmeye ve sosyalleşmeye büyük önem verir; insanları tanımayı ise bir tutku olarak görür. Dergide, bireysel ve toplumsal psikolojiye dair güncel ve düşündürücü konuları ele alır. Amacı, psikolojiyi geniş kitlelere ulaştırmak ve farkındalık yaratmaktır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar