Pazar, Ağustos 23, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Bizi Yaralayan Şey, Bizi İyileştirebilir mi?

Özerk kalabilmek ile bir başkasına yakın hissedebilmek çoğu zaman birbirine zıt iki deneyim olarak algılanır. Oysa denge, bu ikisinden birini seçmekten değil, ikisini bir arada taşıyabilmekten geçer. Kendimizi korumak adına ördüğümüz “kalın” duvarlar, bazen bizi incinmekten uzaklaştırırken, aynı zamanda görülme, anlaşılma ve ait hissetme ihtiyacımızı da sessizce gölgede bırakabilir. Belki de bu yüzden, kalabalıkların ve kesintisiz iletişimin içinde bile yalnızlık hissi birçok insan için tanıdık bir deneyim olmaya devam eder. Çünkü insan, ne kadar bağımsız olursa olsun, doğası gereği güvenli bağlar kurmaya ihtiyaç duyan sosyal bir varlıktır.

Bu ihtiyaç, sadece duygusal bir ihtiyaçtan ibaret değildir. Nörobiyolojik olarak da beynimizin derinliklerine işlenmiştir. İnsan beyni, doğduğu andan itibaren bir başkasının zihniyle senkronize olmak üzere tasarlanmış ayna nöron sistemlerine sahiptir. Bir başkasının acısını hissettiğimizde ya da sevincine ortak olduğumuzda devreye giren bu sistem, bizim biyolojik olarak “bağlantıda kalmak” üzere programlandığımızı gösterir. Yani bizler, biyolojimiz gereği bir başkasının aynasında kendi duygusal dünyamızı anlamlandırır ve onun güvenli varlığında regüle oluruz.

Pek çoğumuz için kendi kabuğumuza çekilmek bir tercihten ziyade, geçmişte aldığımız yaraların bir sonucu olabilir. İlişkilerde incinmek, güvenimizin sarsılması ya da hayal kırıklığı yaşamak, bizi korumacı bir mesafeye itebilir. Kendimizi güvende hissetmek için yarattığımız o sessiz alanlar, bir süreliğine ruhumuzu dinlendirse de uzun vadede tek başına bizi beslemeye yetmeyebilir. Evet, bizi en çok zorlayan, bazen en derinden yaralayan yer ilişkilerimizdir. Ancak erken dönemde ya da yetişkinlikte aldığımız bu yaraların onarılması ve duygusal dayanıklılığımızın artması da yine güvenli bağların sunduğu o korunaklı alanda gerçekleşir.

Buradaki hassas denge, ötekine duyduğumuz ihtiyacın bizi bir bağımlılığa sürüklememesidir. İlişki halinde olmak, kendini bir başkasının varlığı üzerinden tanımlamayı ya da tüm varoluşunu ona yaslamayı gerektirmez. Buradaki anahtar kavram, kendi özerkliğini koruyarak bağ kurabilme becerisidir. Kendi ayakları üzerinde durabilen içsel kaynaklarına güvenen ama aynı zamanda bir başkasının şefkatine ve desteğine de alan açabilen insan dengededir. Ne kimsenin olmadığı soğuk bir kalede yalnızlık ne de eriyip yok olduğumuz bir bağımlılık ilişkisi… Asıl olay, biraz da iki ayrı birey olarak yan yana durabilmekte saklıdır.

Süreç, tam olarak bu dengenin içinde, kırılganlığımızı güvenli bir alanda, yargılanmayacağımızı bildiğimiz bir eşlikçinin yanında açabilmekle başlar. Bir dostun samimi sohbetinde, bir partnerin şefkatli varlığında ya da bir terapi odasının güvenli sınırlarında maskelerimizi indirebildiğimizde içimizdeki o sıkışmış duygular çözülür. Bir başkasının bizi olduğumuz gibi kabul eden sakin bakışı, duyulmanın ve anlaşılmanın verdiği o tatlı halin ruhun kendi dengesini bulmasına yardımcı olur. Tıpkı fırtınalı bir denizde sığınılan dingin bir liman gibi, sağlıklı ilişkiler de bize kendi rotamızı kaybetmeden hayatın dalgalarıyla baş edebilme gücü verir.

Bugün belki de kendimizi korumak adına kurduğumuz o konforlu ama mesafeli alanlara yeniden bakma vaktidir. Duvarları tamamen yıkmak zorunda değiliz. Ancak oraya küçük pencereler açmak, kendi özerkliğimizi kaybetmeden güvenli köprüler inşa etmek bize iyi gelebilir. Kendi içimizdeki gücü keşfetmek değerlidir ama o gücü bir başkasının şefkatiyle, kendi merkezimizden ödün vermeden birleştirdiğimizde hayat çok daha taşınabilir ve anlamlı hale gelir.

Ruhumuzun ancak özerk kalabilerek kurulan güvenli, şefkatli ve samimi bağların içinde tam anlamıyla esneyip olgunlaşabileceğini hatırladığımız, bağımlılıktan uzak, bağ kurma cesaretini elinden bırakmayan herkese sevgiyle…

Pelin Göktebin
Pelin Göktebin
Pelin Göktebin, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik lisans eğitiminin yanı sıra psikoloji alanında çift ana dal eğitimini tamamlamış bir psikolog ve psikolojik danışmandır. Ergen ve yetişkin bireyler ile çalışmaktadır. Bireysel psikolojik danışma süreçlerinde danışanlarının duygusal, bilişsel ve ilişkisel yaşantılarını bütüncül bir yaklaşımla ele almaktadır. Danışma sürecini güvenli, yargısız ve kapsayıcı bir alan olarak görürken danışanlarının ihtiyaçlarına göre Bilişsel Davranışçı Terapi, Kabul ve Kararlılık Terapisi ve Kısa Süreli Çözüm Odaklı Terapi başta olmak üzere eklektik bir çerçevede çalışmaktadır. Psikolojik danışmayı, kişinin kendi yaşamına dair anlamı yeniden kurabildiği bir süreç olarak tanımlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar