Son dönemde ‘narsist’ kelimesi, modern zamanların en hızlı yayılan teşhisi gibi aramızda dolaşıyor. Eski sevgilimiz narsist, patronumuz narsist, hatta annemiz babamız narsist… Bir noktadan sonra hepimiz, elimizde taşlarla birer narsist avcısına dönüşüyoruz. Karşımızda bir canavar varmış gibi hissetmek, o anki öfkemizi dindirmeye yetiyor. Ancak dürüst olalım; narsizmi sadece kötü insan etiketiyle paketleyip kenara atmak, bize gerçek bir çıkış kapısı açmıyor. Çünkü birine etiket yapıştırdığınız an, artık düşünmeyi bırakırız ve düşünmeyi bıraktığımızda, sağlıklı bir sınır koymanın yerini ne yazık ki sadece olgunlaşmamış bir öfke alır.
Narsizm, sosyal medyada bize sunulanın aksine sadece bir karakter kusuru ya da kötü niyetten ibaret değildir. Çoğu zaman, insan ruhunun kendi başına taşıyamadığı o korkunç kırılganlığın üzerine geçirilmiş, parıltılı ama çok ağır bir zırhtır. Biz o zırhı taşladıkça, altındaki yarayı görmezden gelmiş oluyoruz. Ama daha da kritik olan, kendi iyileşme fırsatımızı da kaçırıyor oluşumuz. Birini canavar ilan etmek kolay, zor ama özgürleştirici olan ise neden aynı tiplere çekildiğimizi, neden aynı oyuna geldiğimizi ve neden hep aynı yerden yaralandığımızı anlamaktır.
Buradaki temel meseleyi doğru kavramak gerekir; narsizm bir özsevgi patlaması değil, aksine özdeğer iflasının dışarıya vurulmuş telafisidir. İçerideki boşluk ne kadar büyükse, dışarıdaki kalkan da o kadar heybetli olmak zorundadır. Narsist kişi, aynadaki görüntüsüne âşık olduğu için değil, o görüntünün altındaki “yetersizim, eğer görülürsem dağılırım” dehşetini bastırmak için sürekli vitrin kurar. Bu, bir saldırı planından daha çok çevresini yakıp yıkan hatalı bir savunma sanatıdır ve sistem, içindeki o yaralı çocuğu korumaya çalışırken etrafına zarar verir.
Peki, Anlamak Zorunda Mıyız?
Önce bu konuda bir parantez açalım, çünkü anlamak; katlanmak, affetmek ya da hak vermek demek değildir. Anlamak, sadece karşı tarafın planını çözmektir. Bir maçta rakibinizin hamlelerini önceden bildiğinizi düşünün; işte o zaman yönlendirilme ihtimaliniz zayıflar ve duygusal kontrolünüzü tekrar elinize alırsınız. Çünkü artık bilirsiniz ki, size yönelen o ağır cümlelerin ya da küçümseyen bakışların büyük bir kısmı sizin kim olduğunuzla ilgili değil de onun kendini nasıl taşıyamadığıyla ilgilidir.
Günlük hayattan bir örnekle ele alırsak; bir akşam yemeğinde, masada sürekli kendinden bahseden, her yaptığını ballandırarak anlatan ve kimseye nefes alacak alan bırakmayan biri varsa, ilk refleksimiz “ne kadar bencil biri” demek olabilir. Ancak daha işlevsel bir okuma yaptığımızda şunu sorarız; “Bu insan neden bu kadar takdire muhtaç? Hangi derin yetersizliği bu gürültüyle bastırmaya çalışıyor?” Ya da iş yerinde her eleştiride saldırıya geçen bir yöneticinizi düşünün; mesele sizin yaptığınız hata değil, onun “mükemmel olmazsam hiç olurum” inancıdır. Koltuğundan düştüğü an parçalanacak bir kimliği olduğu için oraya o kadar sert tutunur.
Bu perspektif bize paha biçilemez bir avantaj sağlar ve kişiselleştirmeyi bırakırız. Bir davranışı kişisel almadığımızda, tepkisel davranma tuzağına da düşmeyiz. Zihnimiz berraklaşır ve sınırlarımız netleşir. Hedefimiz artık onu düzeltmek değil, kendimizi koruyacak o bilinçli çerçeveyi çizmektir. Yani mesafe, net beklentiler, yazılı kayıtlar ve kararlı sonuçlar; bir öfke duvarı değil, bir farkındalık kalkanı.
Kısacası, narsisti taşlamak bize geçici bir haklılık gururu verir ama bizi içten içe ona bağlamaya da devam eder. Oysa narsizmi anlamak, kalıcı bir özgürlük sağlar. Oyunun adını bilir, tuzağın nerede kurulduğunu görür ve kendi payımızı fark ederiz. İyi niyet maskesi altında uzayıp giden o zehirli döngüleri bitiren tek şey, bu farkındalıktır.
Bir dahaki sefere birine “narsist” demeden önce; “Şu an sadece bir etiket mi yapıştırıyorum, yoksa davranışı tarif edip sınırlarımı mı çiziyorum?” diye sorgulayın ve unutmayın; etiket anlık rahatlatırken, sınır çizmek özgürleştirir. Bu ayrımı yaptığınız gün, narsizmin üzerinizdeki gücünün nasıl hızla söndüğünü göreceksiniz.
Kaynakça
-
Back, M. D., Küfner, A. C. P., Dufner, M., Gerlach, T. M., Rauthmann, J. F., & Denissen, J. J. A. (2013). Narcissistic admiration and rivalry: Disentangling the bright and dark sides of narcissism. Journal of Personality and Social Psychology, 105(6), 1013–1037. https://doi.org/10.1037/a0034431
-
Edershile, E. A., Wright, A. G. C., Campbell, W. K., & Marcus, D. K. (2019). Explaining the association between grandiose and vulnerable narcissism: A meta-analysis. Personality Disorders: Theory, Research, and Treatment, 10(5), 450–458. https://doi.org/10.1037/per0000333
-
Krizan, Z., & Herlache, A. D. (2018). The narcissism spectrum model: A synthetic view of narcissistic personality. Personality and Social Psychology Review, 22(1), 3–31. https://doi.org/10.1177/1088868316685018
-
Miller, J. D., Lynam, D. R., Hyatt, C. S., & Campbell, W. K. (2017). Controversies in narcissism. Annual Review of Clinical Psychology, 13, 291–315. https://doi.org/10.1146/annurev-clinpsy-032816-045244
-
Wright, A. G. C., & Edershile, E. A. (2018). Issues resolved and unresolved in pathological narcissism. Current Opinion in Psychology, 21, 74–79. https://doi.org/10.1016/j.copsyc.2017.10.001


