Günümüzde çoğumuz bir gün içerisinde birçok şeye aynı anda odaklanmaya çalışıyor. Evle ilgili yapılması gereken işler, işle ilgili tamamlanması gereken görevler, gündemi takip etmek, bakım verilen bir canlı varsa onun ihtiyaçlarıyla ilgilenmek bunlardan yalnızca birkaçı. Dijitalleşmeyle beraber sürekli şekilde maruz kaldığımız yeni bilgiler de hali hazırda var olan zihinsel yükümüzü arttırıyor. Peki, beynimiz yapısal olarak bu yükü kaldırmaya elverişli mi? Eğer kaldıramazsa sonuçları ne olur? Gelin, beraber inceleyelim.
Bilişsel Yük Teorisi Nedir?
Sweller (1988) bir öğrenme aracı olarak problem çözmeyi incelemek için bir deney gerçekleştirmiştir. Katılımcılara bir bulmaca vermiş ve onları iki gruba ayırmıştır: bulmaca çözerken belirli bir hedefe sahip grup ve hedefleri olmayan grup. Çalışmanın sonucundaysa ilginç bir şey keşfetmiştir. Gözlemlerine göre, hedefi olan katılımcılar, problem çözmenin zihne eklediği bilişsel yük nedeniyle öğrenmeleri gereken şemaları öğrenemeyecek duruma gelmişlerdir. Sweller ise bu duruma “bilişsel yük teorisi” (cognitive load theory) ismini vermiştir.
Teorinin kalbinde çalışma belleğinin (working memory) limitli olduğu gerçeği yatmaktadır (Sweller et al., 2019). Yeni bir şey öğrenmeye çalışırken beynimiz ilk önce çalışma belleğini o bilgiyi işlemek için kullanır, ardından bu bilgi uzun süreli belleğe (long-term memory) aktarılır. Fakat burada bir problem vardır, çalışma belleği aynı anda sadece birkaç bilgiyi beraber tutabilecek kapasiteye sahiptir. Bu sınır geçildiğindeyse bilişsel yük yani cognitive overload durumu oluşur ve performans, karar verme, öğrenme gibi bilişsel faaliyetlerimiz ciddi anlamda sekteye uğrar.
Bilişsel yük teorisine göre bu durumunun üç çeşidi vardır: görevin zorluğundan kaynaklı ortaya çıkan içsel yük, gereksiz bilgilerden doğan dışsal yük ve yeni şemaların oluşmasına ortam sağlayan anlamlı yük. Zihnin doğru şekilde fonksiyon edebilir olması için dışsal yükün olabildiğince azaltılması ve içsel yükün yönetilebilir şekilde olması gerekmektedir.
Peki bu bilişsel yük sürekli bir hale gelirse ne mi olur?
Tükenmişlik Sendromu Nedir?
Tükenmişlik, kişinin duygusal ve kişilerarası stres faktörlerine karşı verdiği kronik bir yanıt olarak tanımlanır (Maslach et al., 2001). Maslach ve meslektaşları, tükenmişliği üç boyutlu olarak ele alırlar: duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve yetersizlik duygusu (kişinin başarı hissinin azalması). Araştırmacılar, makaleden önceki 25 yılda yapılan çalışmaları inceleyerek tükenmişliğin oldukça karmaşık bir yapıda olduğunu ve kişinin yaşadığı stresin iş hayatıyla yakından bağlantılı olduğunu belirtmişlerdir.
Buradaki önemli nokta şudur ki, araştırmacılara göre, tükenmişlik sadece kişisel bir başarısızlık olmaktan ziyade, çalışan ile iş ortamı arasındaki kronik bir uyumsuzluktan kaynaklanmaktadır. Bu uyumsuzluk altı örgütsel faktörle ilgilidir: iş yükü, kontrol, ödül, topluluk, adalet ve değerler. Bu faktörlerle çalışan arasındaki uçurumun derinleşmesi, tükenmişliği arttırmaktadır.
Bilişsel Yük ve Tükenmişlik Arasındaki Bağlantı
Bilişsel yük teorisi ile tükenmişlik sendromu ilk bakışta birbirinden bağımsız iki kavram gibi görünebilir. Kavramların biri genellikle bilişsel psikolojide, diğeriyse örgütsel psikolojide incelenmektedir. Ancak araştırmalar, zihinsel yük arttıkça tükenmişlik riskinin de arttığını ve bu ilişkinin karşılıklı olarak birbirini besleyebildiğini göstermektedir (Van Dijk et al. 2020; Gavelin et al., 2022).
Van Dijk ve meslektaşları (2020), henüz klinik düzeyde tükenmişliği olmayan çalışanlarda bile çalışma belleği performansının önemli ölçüde düştüğünü gözlemlemişlerdir. Özellikle çalışma belleğinin “merkezi yönetici” bileşeni, yani dikkat dağıtıcıları engelleme, görevler arası geçiş yapma ve bilgiyi zihinde tutma gibi işlevleri yerine getiren bileşeni, strese en hassas bileşen olarak öne çıkmaktadır. Gavelin ve arkadaşlarıysa (2022) 17 çalışmayı kapsayan meta analizlerinde klinik tükenmişliğin epizodik bellek (uzun süreli belleğin kişisel deneyimlerimizi tutan kısmı), yürütücü işlevler (önleyici kontrol, çalışma belleği ve bilişsel esneklik), dikkat ve akıcılık gibi birden fazla bilişsel alanda küçükten orta büyüklüğe kadar bozulmalarla ilişkili olduğunu saptamıştır.
Sonuç
Beynimiz sonsuz bilgiyi işleyecek şekilde tasarlanmamıştır. Kronik bilişsel yük, zamanla hem zihinsel kapasitemize hem de duygusal dayanıklılığımıza zarar verir. Tükenmişlik ise bu zararın klinik bir görünümüdür. Kişisel önlemler almak, örneğin; dikkat dağıtıcıları azaltmak, görevleri önceliklerine göre sıralandırmak, dinlenme aralıkları oluşturmak, bu süreçte koruyucu bir rol üstlenebilir. Ancak araştırmacıların da altını çizdiği gibi, tükenmişliği yalnızca bireysel bir sorun olarak ele almamamız gerekir. İş yükü ve çalışma koşulları gibi yapısal faktörlerin de gözden geçirilmesi gerekir.
Kaynakça
- Gavelin, H. M., Domellöf, M. E., Åström, E., Nelson, A., Launder, N. H., Fingelkurts, A. A., & Lampit, A. (2022). Cognitive function in clinical burnout: A systematic review and meta-analysis. Work & Stress, 36(1), 86–104. https://doi.org/10.1080/02678373.2021.2002972
- Maslach, C., Schaufeli, W. B., & Leiter, M. P. (2001). Job burnout. Annual Review of Psychology, 52(1), 397–422. https://doi.org/10.1146/annurev.psych.52.1.397
- Sweller, J. (1988). Cognitive load during problem solving: Effects on learning. Cognitive Science, 12(2), 257–285. https://doi.org/10.1207/s15516709cog1202_4
- Sweller, J., van Merriënboer, J. J. G., & Paas, F. (2019). Cognitive architecture and instructional design: 20 years later. Educational Psychology Review, 31(2), 261–292. https://doi.org/10.1007/s10648-019-09465-5
- Van Dijk, D. M., van Rhenen, W., Murre, J. M. J., & Verwijk, E. (2020). Cognitive functioning, sleep quality, and work performance in non-clinical burnout: The role of working memory. PLOS ONE, 15(4), e0231906. https://doi.org/10.1371/journal.pone.0231906


