Cuma, Mayıs 8, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Bambaşka Bir Ülkede Sıfırdan Bir Hayat Kurmak: Göç Etmenin Psikolojik Arka Planları

Daha önce Sosyal medya’da ‘başka bir ülkede kendime sıfırdan bir hayat kurmak istiyorum’ paylaşımlarına denk gelmiş miydiniz? Günümüzde gerek ekonomik özgürlükten gerekse rahat bir sosyal yaşantı istediğinden kaynaklı, insanlar ‘başka bir ülkeye taşınma ve kendine sıfırdan bir hayat kurma’ hayali kuruyor. Peki taşınmak ve sıfırdan hayat kurmak dizilerde/filmlerde veya sosyal medyada gördüğümüz kadar kolay mı oluyor? Arka planında psikolojik olarak neler yaşanıyor? Biraz buralara bakmak ister misiniz?

Nesne Kaybı

Freud’un Psikanalitik Kuramı’nda ‘Nesne Kaybı’ olarak bahsedilen bir kavram vardır. Bu “nesne” kavramı eşya olarak bahsedilen bir kavram değildir. Bu kavramla aktarılmaya çalışılan; duygusal anlamda bağ kurulan kişiler, mekanlar ve hatta vatan olabilir. Duygusal anlamda bağ kurulan şeyin kaybı veya artık hayatımızda olmayışı ise ‘nesne kaybı’ olarak tanımlanır.

Nesne kaybı konusunu göç kavramıyla ele aldığımızda ise, kişinin göç etme nedeni ne olursa olsun; sevilen ve alışılmış olanın artık hayatımızda olmayışından kaynaklı bir kayıp yaşanmaktadır. Buradaki süreç yalnızca fiziksel değildir; kişinin alışık olduğu düzeni, ailesini, ana dilini, vatanını ve en önemlisi ise kendine dair bildiği kimliğini, aidiyetini geride bırakmasıdır. Bu durumu bir örnekle açıklayacak olursak; İstanbul’dan Almanya’ya taşınan bir birey ana dilinde iletişim kuramaz, taşındığı yerin alışkanlık ve kültürüne uygun davranmak zorunda kalır. En önemli kısım ise yaşanan tüm durumlar beraberinde yalnızlık, çaresizlik gibi duygular getirir. Bunlar sevilen, değer verilen, önem arz eden veya yatırım yapılan kavramların eksikliği yani nesne kaybıdır.

Aidiyet Hissi ve Kimlik Çatışması

Göçle birlikte kimlik, sabit bir yapı olmaktan çıkarak müzakere edilen bir sürece dönüşür. Birey, bir yandan geçmişine ait değerleri korumaya çalışırken, diğer yandan yeni toplumun beklentilerine uyum sağlamaya çalışır. Bu iki yönlü durum, kişiye kendini ‘sıkışmış’ hissettir. Bu sıkışmışlık hissi ise beraberinde kimlik çatışmasını getirir. Yaşanan bu kimlik çatışması “Artık orada değilim ama buraya da ait değilim” şeklindedir.

Ayrımcılık ve Irkçılık

Göçün arka planında yaşanan başka bir gerçeklik ise “ayrımcılık ve ırkçılıktır’’. Kişi çalışmaya başladığı bir iş yerinde, yaşadığı ülkenin dilini tamamen öğrenemeden “dil ırkçılığına’’ maruz kalabilir. Hatta zaman zaman, iş yerinde kişi kendisine yeni bir düzen oluşturmaya çalışırken, aynı zorlukları yaşamış kişilerden bile kendine zorluk yaratılmasına maruz kalabilir. Bunların hepsi ne yazık ki göç sürecinin arka planına dair pek bahsedilmeyen durumlardandır. Bu durumlar çoğunlukla yaşanması mümkün olan olumsuz deneyimlerdir. Peki böyle bir süreçten geçerken neler yapılabilir?

Sosyal Destek veya Terapi

Göç yalnızca fiziksel açıdan değil aynı zamanda psikolojik ve duygusal açıdan da uzun bir yolculuktur. Yaşanan bu deneyim yeni bir hayat kurarken gerçekleşen geçiş sürecidir. Bu süreç zorlu olup, kişinin tek başına atlatmak zorunda kaldığı bir süreç olmamalıdır. Bu süreçte psikolojik destek almak çok yardımcı bir eylem olacaktır. Terapi, yaşanılan deneyimlerle savaşmak yerine bu olumsuz durumları dönüştürerek, duyguları işlemleyerek kişinin yeni bir kimlik inşa etmesine olanak sağlar.

Burada Jung’un ‘bireyleşme’ kavramına da değinebiliriz. Jung’un bireyleşme kavramı; göçü, benlik algısını yeniden yapılandırdığı dönüştürücü bir süreç olarak ele alır. Bu süreçte umut, bireyin içsel bütünlüğünü korumasını sağlayan psikolojik bir pusula işlevi görür. Göç, Jung’cu perspektifte yalnızca bir kopuş değil, aynı zamanda bireyin kendi iç dünyasıyla daha derin bir temas kurmasına olanak tanır.

Sonuç olarak; göç süreci birçok deneyimi de beraberinde getirir. Kişi bu yeni deneyimlere alışmaya, uyumlanmaya çalışırken “kimlik çatışması’’ ve “aidiyet hissinin kaybı’’ gibi durumları yaşayabilir. Burada en önemli durum, kişinin doğup büyüdüğü yer ile göç ettiği yer arasında, kendi içinde sürekli çatışmak yerine o iki yer arasında köprü kurabilmesidir. Hatta göç’ü “yeniden doğmak” olarak nitelendirebilirse, yeni kimliğini kabul etmeye ve bu kimliği yeniden inşa etmeye başlayabilir.

başak melis tokay
başak melis tokay
Başak Melis Tokay lisans eğitimini Psikoloji alanında tamamlamış olup, Yüksek Lisans süreci için Almanya’da yaşamaktadır. Uzmanlığını çocuk-ergen psikolojisi alanında yapmak isteyen yazar lisans sürecinde çeşitli danışmanlık merkezlerinde ve hastanelerde staj gerçekleştirmiştir. Çocuk ve ergen psikolojisi, sosyal kaygı ve akran zorbalığı konularına ilgi duymakta ve bu konularda araştırmalarını sürdürmektedir. Almanya’ya yerleşme süreciyle birlikte göç psikolojisi üzerine de çalışmalar yürüten yazar, Psychology Times dergisinde birçok konuda yazı yazmakla birlikte göç psikolojisine odaklı yazılar da yazmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar