Pazar, Ağustos 23, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Çift Terapisti Olmak İyi Bir Eş Olmayı Garantiler mi?

Teoriyle pratiğin, uzmanlıkla insani hâllerin kesiştiği yerden kendi evliliğime bir bakış…

Her ay bu köşede sizlerle ilişkilerin dinamiğini, iletişim tıkanıklıklarını, bazen bir tartışmanın nasıl büyüdüğünü, bazen iyi niyetin nasıl görünmeyen bir yüke dönüşebildiğini, bazen de aynı olayın iki insan tarafından nasıl bambaşka yaşanabildiğini konuştuk.

Ama bu kez biraz farklı bir şey yapmak istiyorum. Bu kez uzman olarak anlattığım ilişkilerden çıkarak, kendi evliliğime bakacak ve sizin de zaman zaman merak ettiğiniz o soruların peşinden gideceğim.

Çünkü bu merak, bazen doğrudan sorularla, bazen de danışanlarımın gözlerinde gördüğüm bir merak olarak karşıma çıkıyor. Sorular birbirine benziyor. “Peki sizin evliliğiniz nasıl?” “Evde sular her zaman durgun mu?’’ “Çiftlerle çalışıyorsunuz, kendi evliliğinizde hiç zorlandığınız olmuyor mu?” Hatta bazen sorunun kendisi söylenmese bile o bakışı tanıyorum. Sanki birazdan şu sorunun geleceğini biliyorum: “Çift terapistlerinin kendi evlilikleri gerçekten nasıl oluyor?”

Doğrusu, bu merakı çok anlaşılır buluyorum. Çünkü hem 14 yıllık evliliğimde bir eş olarak hayatı deneyimliyor hem de yıllardır çiftlerin ilişkilerine, çatışmalarına, iletişim biçimlerine ve birbirlerine nasıl yaklaştıklarına, bilimsel bilgi ve kuramsal birikimle şekillenen profesyonel bir gözle bakıyorum. İlişkilerde hangi dinamiklerin belirleyici olduğunu, hangi döngülerin çiftleri birbirinden uzaklaştırdığını ve çatışmaların nasıl onarılabileceğini mesleki olarak çalışıyorum. Bütün bunları bilen birinin kendi evliliğinin nasıl olduğu elbette merak edilebilir.

İşte bu kez biraz da buradan konuşalım.

Ama önce baştan net bir şekilde anlaşalım: İnsanların zihnindeki o steril, hiç tartışılmayan, her duygunun anında doğru cümlelerle çözüldüğü ütopik ev benim evim değil. Çünkü ben her şeyden önce bir insanım; günün yorgunluğunu taşıyorum, tetikleniyorum, bazen anlaşılmadığımı hissediyorum ve evet, zaman zaman sadece haksızca söylenmek istiyorum. Yani uzman olmak, insan olmanın getirdiği o doğal zaaflardan ya da evliliğin engebeli yollarından muaf olmak anlamına gelmiyor. Peki, mesleğim hiç mi işe yaramıyor? Diplomam mutfak masasında tamamen hükümsüz mü? Elbette değil. İşte tam bu noktada, teori ile pratiğin, uzmanlıkla insani hâllerin nasıl kesiştiğine biraz yakından bakalım.

Mutfak Masasındaki İki Kimlik Bazen evliliğimizde gerilimin yükseldiği, sıradan bir gündelik konu üzerinden bir anda iletişim kazasının yaşandığı anlar olur. O an zihnimin bir yarısı —yani uzman kimliğim— anında refleks olarak devreye girer: “Şu an eşin savunmaya geçti çünkü bir tehdit seziyor. Ona alan açmalısın, ben dilini kullanmalısın, ses tonunu ayarlamalısın.” Fakat diğer yarım —yani kırgın, yorgun ve o an sadece anlaşılmak isteyen –eş kimliğim— direnir: “Ama ben de şu an kızgınım ve sadece haklı görülmek istiyorum!”

İşte uzmanlığımın bana sağladığı en büyük konfor, tartışmayı hiç yaşamamak değil; o tartışmanın ortasında ne zaman durmam gerektiğini bilmektir. Örneğin bir akşam bir konu üzerinde tam bir iletişim tıkanıklığı yaşarken, uzman tarafım bana o meşhur "mola alma" ihtiyacını fısıldar. Eşime dönüp "Şu an ikimiz de çok doluyuz ve birbirimizi duyamıyoruz, istersen daha sonra devam edelim" diyebilmek, yangına körükle gitmemizi engeller. Burada uzmanlığım sihirli bir dokunuş sağlamaz; sadece tartışmanın kontrolsüzce büyümesini engelleyen fren işlevi görür.

“Bana Terapi Yapma!” Bir de madalyonun diğer yüzü var: Bir çift terapistiyle evli olmanın eş tarafındaki karşılığı. Bazen bir gerginliğin tam ortasında, son derece kapsayıcı, yapıcı, adeta kitaptan fırlamış "doğru" cümleler kurmaya çalışırken eşimin son derece insani ve haklı çıkışı gelir: "Lütfen bana danışanınmışım gibi yaklaşma!"

Bu cümle, bir terapist için harika bir silkelenme anıdır. Eşimin bir uzmana, analiz edilmeye ya da bir "teknik" uygulanmasına değil; onunla tartışabilecek, saçmalayabilecek, bazen sadece sessizce yanında oturacak gerçek bir hayat arkadaşına ihtiyacı olduğunu bana hatırlatır. O an akademik dili bir kenara bırakıp sadece "Haklısın, şu an bir uzman olarak değil, sadece seni dinleyen eşin olarak buradayım" diyebilmek, ilişkiye nefes aldıran en kıymetli adımdır.

Sorun Çözmek Yetmez: İlişkiye Emek Vermek Ancak bir evlilik sadece krizleri yönetmekten ya da tartışmaları savuşturmaktan ibaret değildir. Belki de uzmanlığımın evliliğimize yaptığı en kıymetli katkılardan biri, ilişkinin gündelik hayatın içinde de özen istediğini bana hatırlatmasıdır.

Yoğun iş temposu, hayatın sorumlulukları ve günlük koşturmaca arasında çiftlerin birbirini gözden kaçırması çok kolay. Bizim evimizde uzmanlık, birbirimizin hayatına olan ilgiyi kaybetmemeye çalışmak anlamına geliyor. Günün sonunda sadece “Günün nasıl geçti?” diye sormak değil, gerçekten nasıl hissettiğini merak etmek; birbirimizin dünyasına temas etmeye, bağımızı canlı tutmaya çalışmak… Birlikte vakit geçirmek, ortak keyif alanlarımızı korumak ve birbirimize zaman ayırmayı ihmal etmemek de bunun bir parçası.

Çünkü sorunları ne kadar iyi çözerseniz çözün, ilişkinin kendisine zaman ve emek ayırmadığınızda, bir süre sonra sadece sorunları konuşan ama birlikte yaşamayı unutan iki insana dönüşebilirsiniz.

Mesele Çatışmamak Değil, Birlikte Büyüyebilmek Sözün özü, uzmanlık bana sihirli bir değnek vermiyor. Evimde bir cennet havası yaratmıyor. Ancak yolumuzu kaybettiğimizde bakabileceğimiz çok değerli bir harita sunuyor.

Bizim evimizde de zaman zaman anlaşmazlıklar yaşanabilir, sesler yükselebilir veya yanlış anlaşılmalar meydana gelebilir. Ancak zaman içinde, yaşadığımız sorunları yalnızca atlatmayı değil; sonrasında oturup yeniden konuşmayı ve ilişkimizi onarmayı daha iyi yapabilir hâle geldik. Bilginin ve deneyimin getirdiği farkındalıkla, kırılan yeri tamir etme becerimiz güçlendi. Gurur yapmadan bir bardak çay uzatabilmeyi, bir sonraki sabah "Dün seni anlamakta zorlandım, istersen sakin bir kafayla tekrar konuşalım" diyebilmeyi ve en önemlisi haklı çıkma hırsını ilişkinin huzurundan üstün tutmamayı öğrendik.

Elbette burada her evlilikte yaşanan her sorunun aynı olduğunu söylemiyorum. Bazen mesele bir tartışmanın nasıl yönetileceğinden çok daha derindir; sorumlulukların paylaşılmaması, sürekli ikinci planda kalmak, eşin hayatında kendine bir yer bulamamak, güvenin zedelenmesi ya da yıllardır çözülemeyen meseleler ilişkinin bambaşka bir yerinde durur. Bunların her birinin kendi hikâyesi ve ağırlığı vardır.

Sonuç olarak şunu net olarak söylemek isterim ki; kendi evliliğimde her gün deneyimlediğim en canlı gerçek şu: Evlilik tamamlanıp kenara konulan bir şey değil, yaşayan bir süreç. Birbirini her gün yeniden tanımak, zamanla değişen duygulara alan açmak ve “Ben seninle bu hayatı öğrenmeye devam etmek istiyorum’’ diyebilmek.

Eğer siz de evliliğinizde zaman zaman tıkanıyor, tartışıyor ya da yoruluyorsanız, kendinize hemen “Bir şeyleri yanlış yapıyorum” diye yüklenmeyin. İlişkiler, iki insanın aynı hayatın içinde sürekli yeniden ayar yaptığı canlı alanlardır. Bazen anlaşamayız, bazen birbirimizi kırarız, bazen de birbirimizden uzaklaşırız. Elbette her sorun kendi kendine çözülebilecek kadar basit olmayabilir; bazen ilişkiye dışarıdan bir gözün eşlik etmesine ihtiyaç duyabiliriz. Bu, ilişkinin başarısız olduğu anlamına gelmez. Çünkü yakın ilişkilerde zaman zaman dalgalanmaların olması kaçınılmazdır. Mesele hiç dalga çıkmaması değil; dalgalar çıktığında birbirimizden uzaklaşmak yerine yeniden birbirimize dönmeye çalışmaktır.

Gelecek ay görüşmek üzere, sevgiyle…

Hülya Saraç Ballıkaya
Hülya Saraç Ballıkaya
Hülya Saraç Ballıkaya, 1983 yılında İstanbul’da doğmuştur. İstanbul Üniversitesi Çocuk Gelişimi lisans eğitimini tamamladıktan sonra, Yeditepe Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik yüksek lisans programını onur derecesiyle bitirmiştir. Yıldız Teknik Üniversitesi Aile Danışmanlığı programını tamamlayarak aile ve çift terapileri, ebeveyn ve ergen danışmanlığı alanlarında uzmanlaşmıştır. Yaşam boyu öğrenmeyi ilke edinen Ballıkaya, akademik yolculuğunu Psikoloji lisansı ile sürdürmektedir. Danışanlarına destek sunmanın yanı sıra dijital platformlarda içerikler üreterek toplum ruh sağlığına katkıda bulunmakta ve Psychology Times’ta aile, çocuk, bağlanma, ilişkiler ve evlilik üzerine yazılarıyla okurlara hem bilgi hem de duygusal temas sağlamayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar