Bazı çocuklar vardır; aile içinde “hiç sorun çıkarmaz”. Sessizdir, uyumludur, büyükleri üzmemeye çalışır. İhtiyaçlarını geri plana atar, duygularını bastırır, ortamın havasına göre şekil alır. Bu çocuklar çoğu zaman “ne kadar olgun”, “ne kadar akıllı”, “ne kadar uslu” sözleriyle tanımlanır. Oysa bu övgülerin arkasında çoğu zaman fark edilmeyen bir yük vardır: İyi çocuk rolü.
Seanslarda sıkça fark ettiğim şeylerden biri şudur: Danışan, bugün yaşadığı tükenmişliği anlatırken farkında olmadan çocukluğuna dair bir rolü de anlatıyordur. “Hep idare eden bendim”, “Kimse üzülmesin isterdim”, “Evde ağlayan ben olmazdım” gibi cümleler, iyi çocuk rolünün yetişkinlikteki yankılarıdır.
İyi Çocuk Kimdir?
İyi çocuk; ailesini üzmemeye çalışan, sorumluluğu erken yaşta alan, “ben iyiyim” diyerek duygularını görünmez kılan çocuktur. Evdeki gerginliği fark eder, anne-babanın ruh halini sezgisel olarak okur ve ona göre davranır. Kimi zaman arabulucu olur, kimi zaman yük taşıyıcı. Çoğu zaman da kendi çocukluğundan feragat eder.
Seanslarda bu rolü taşıyan danışanların ortak bir özelliği vardır: Kendi hikâyelerini anlatırken bile başkalarını koruyan bir dil kullanırlar. Anne-babayı anlamaya çalışır, yaşananları küçümser, “ama onlar da zor zamanlardan geçiyordu” diyerek kendi duygularını geri plana iterler.
Bu rol çoğunlukla bilinçli olarak verilmez. Aile içinde yaşanan stres, hastalık, ekonomik zorluklar, duygusal ihmaller ya da ebeveynlerin kendi çözülmemiş meseleleri çocuğu bu role iter. Çocuk, “böyle olursam seviliyorum”, “böyle olursam sorun çıkmıyor” öğrenmesini erken yaşta içselleştirir.
Sorun Çıkarmamak Bir Başarı mı?
Toplumda “sorun çıkarmayan çocuk” çoğu zaman idealize edilir. Oysa seanslarda gördüğüm kadarıyla, bu çocuklar duygularını bastırmayı çok erken öğrenmiş bireylerdir. Çocukluk; ihtiyaçların ifade edildiği, sınırların denendiği, duyguların taşabildiği bir dönemken, iyi çocuklar bu süreci sessizce geçer.
Bir danışanın şu cümlesi bu durumu çok iyi özetler: “Ben hiç şımarıklık yapmadım ama şimdi neden bu kadar yorgunum bilmiyorum.”
Bastırılan Duygular Nerede Birikir?
İyi çocuklar, duygularını çoğu zaman bedenlerinde taşır. Seanslara başvuru nedenleri çoğu zaman bedenseldir: açıklanamayan yorgunluk, sık tekrarlayan ağrılar, huzursuzluk, kaygı. Ancak terapi ilerledikçe bu belirtilerin ardında bastırılmış öfke, üzüntü ve ihtiyaçlar görünür hale gelir.
Danışanlarımda sıkça duyduğum cümlelerden bazıları şunlardır:
-
“Aslında kızgınım ama kızmaya hakkım yok gibi.”
-
“İstiyorum ama söyleyince suçlu hissediyorum.”
-
“Benim ihtiyacım hep en sona kalıyor.”
Bu iç ses, iyi çocuk rolünün içselleşmiş hâlidir.
Yetişkinlikte Ortaya Çıkan Örüntüler
İyi çocuk olarak büyüyen bireyler yetişkinlikte aşırı sorumluluk alır. İşte, ilişkilerde, aile içinde yüklenirler. Hayır demek onlar için sadece bir sınır değil, aynı zamanda bir tehdit gibidir. Çünkü seanslarda da sıkça gördüğüm üzere, hayır demek eşittir “bencil olmak” algısıyla eşleşmiştir.
İlişkilerde genellikle veren, anlayan, tolere eden taraf olurlar. Ancak bu dengenin bozulduğu noktada tükenmişlik ortaya çıkar. Danışan, bir yandan çok yorulduğunu söylerken bir yandan da “ama abartıyorumdur” diyerek kendini geri çeker.
Ebeveyn Olduklarında ne Değişir?
İyi çocuk rolü, ebeveynlikte de kendini gösterir. Seanslarda ebeveyn olan danışanlarda sıkça şunu gözlemlerim: Mükemmel ebeveyn olma çabası. Hata yapmaktan aşırı korkma, yeterince iyi olup olmadığını sürekli sorgulama. Kendi ihtiyaçlarını bastırarak büyümüş bireyler, çocuklarının ihtiyaçlarıyla karşılaştıklarında zorlanabilir. Çünkü çocuklarının talebi, kendi bastırdıkları tarafları da tetikler.
Terapötik Süreçte ne Olur?
İyi çocuk rolünden çıkmak, genellikle “iyi olmamayı” öğrenmekle başlar. Terapide danışanlar şunu fark eder: “Ben güçlü değilmişim, sadece alışmışım.”
Bu farkındalık çok kıymetlidir. Çünkü rol ilk kez bir kimlik olmaktan çıkar, bir savunma olarak görülmeye başlanır. Seanslarda bu noktadan sonra danışan, yavaş yavaş kendi ihtiyacını tanımaya, sınır koymaya ve suçluluk duymadan hayır demeye başlar.
Sonuç
İyi çocuk olmak, dışarıdan bakıldığında uyumlu ve sorunsuz görünür. Ancak terapi odasında gördüğümüz şey şudur: Bu uyumun ardında çoğu zaman görülmeyen bir yalnızlık vardır. İyileşme; kişinin kendine şunu söyleyebildiği yerde başlar: Kendim için de yer açabilirim ve bu beni kötü biri yapmaz.
Yazar Notu
Bu yazı, seans odasında sıkça karşılaştığım “iyi çocuk” hikâyelerinin ortak izlerinden doğdu. Seanslarda, bugün tükenmişlik yaşayan pek çok yetişkinin geçmişte ne kadar erken büyümek zorunda kaldığını görüyorum. İyi çocuk olmanın, çoğu zaman bir tercih değil, bir hayatta kalma yolu olduğunu fark etmek; iyileşmenin en önemli adımlarından biri. Terapi, bu rolü yargılamadan anlamaya ve kişinin kendi ihtiyaçları için de güvenli bir alan açabilmesine eşlik eden bir farkındalık sürecidir.


