Bağımlılıklar konusu tartışılırken sıklıkla ödül mekanizmaları, dopaminerjik yolaklar, genetik yatkınlıklar gibi açıklamaların üzerinde durulurken göz ardı edildiğini düşündüğüm önemli bir boyut var; öznenin bağımlı olduğu nesneyle ilişkisi. Bunu açıklamak için bağımlılığını sıkı sıkıya sahiplenen birinden duyduğum bir sözü paylaşmak istiyorum öncelikle.
Bir gün kendisine alkolik dendiğini duyan bu kişi alkolik ifadesinden çok rahatsız olmuştu ve hemen kendisine bunu diyen kişiyi düzeltmek istemişti. “Ben alkolik değilim, mesele alkol değil. Dümdüz koliğim, maddenin ne olduğu fark etmez.”
Duyduğumda şaşırmıştım, hem bu kişiyi gücendirenin bağımlılığının sadece alkole indirgeniyor oluşuna hem de bağımlı olmayı inşa ettiği kimliğin bir parçası haline getirmek istemesine. Tabi bir açıdan bağımlılığın değişmez ve sarsılmaz bir kimlik etiketi olarak kullanılışı, bunun ezeli ve ebedi bir yazgı oluşu ve sahiplenilmesi gerektiği yönündeki anlayış bu konuda “iyileşmeye yönelik” atılan adımların bile arasına sızmış bir halde. Nitekim “Bir kez bağımlı her zaman bağımlıdır” ve “Bağımlılığımızın karşısında güçsüz olduğumuzu kabul ettik” gibi ifadeler ruh sağlığı alanında birçok düzlemde tekrar ediyor. Tabi bunu demekle birlikte Lacanyen bir açıdan psikozlara bakarsak kimliğin dağılmasını önleyebilecek bir halka oluşturabilmesi dolayısıyla “bağımlı” kimliği tedavide stabil bir zemin sağlayan bir unsur da olabilir (Lacan, 1975-1976/2021).
Peki gerçekten bağımlılık birinin başına gelen bir şey mi? Bir seferden bir şey olmaz deyip, o içinden çıkamayacağı bir döngüye giren kişiye bir baksak peki. İkinci seferi niye yaptı acaba, ikincide bir şey olmaz diye bir söz de yok hani. Her tekrarda bir kez daha o nesneyle baş başa kalmayı seçen birisi için gerçekten bu seçimin sorumluluğu göz ardı mı edilmeli?
Jouissance ve Zevkin Bedeli
Bu noktada jouissance kavramını ele almak iyi olabilir. Bu ifade Türkçe’ye kabaca zevk diye çevrilebilir ama psikanalitik açıdan acıyla karışan bir zevke işaret eder ve bu açıdan bağımlılık Simgesel sınırları baypas edip, bir Öteki ile ilişkiyi baypas edip bu zevke bedende ulaşma çabası gibi ele alınabilir (Lacan, 1959-1960/1992).
Bağımlılığın Öteki ile ilişkiden kaçış benzeri bu niteliği açısından bakınca, Freud’un kavramsallaştırmasından da bahsetmek isterim. Freud kelimenin tam anlamıyla masturbasyonu “birincil bağımlılık” (Almanca: Ursucht) olarak adlandırır. “Mastürbasyon ‘birincil bağımlılık’tır ve diğer bağımlılıklar (alkol, morfin, tütün…) ancak onun yerine geçerek ve onun yerini alarak ortaya çıkar.” (1897/1966, Mektup 79). Bu oto-erotik zevke ulaşma çabasını; arzuya ve yaşama yönelen, haz ilkesine göre belirlenmiş bir eylem yerine haz ilkesinin ötesinde bir zevke; bir tekrar zorlantısına teslim olan kişinin ölüm dürtüsü olarak ele alabiliriz (Freud, 1920/1955).
Ozzy Osbourne “Suicide Solution” şarkısında ne güzel tarif etmiş: “Wine is fine but whiskey is quicker, suicide is slow with liquor.”
Arzu ve yaşama dönersek nevrotikler için semptomun genel özelliklerinden birini tabi ki bu konuda da konuşabiliriz. O özellik şudur; semptom öznenin arzusunun nedeninin, eksiğinin üzerini örtme girişimidir (Lacan, 1964/2013). Eksikle karşı karşıya gelmenin uyandırdığı kaygıdan kaçmak adına yapılan bu yama; elbette eksikliği varoluşunun öncülü olan bir özne için varoluşuna ve yaşamına yönelik bir adımdan ziyade onu özünü yok etmeye yaklaştıran bir adımdır.
Bağımlılık Semptomu ve Eksikle İlişki
Bağımlılık konusunda klasikleşmiş Aronofsky’nin (2000) Bir Rüya İçin Ağıt (Requiem for a Dream) filmi de hem bu acı verici zevk hem de bağımlılıkların pekiştiği her bir noktada öznenin bir kez daha seçim yapıyor olduğunu (zevki seçiyor olduğunu) göstermesi açısından çarpıcıdır. Tipik bağımlılık örnekleriyle birlikte Sara Goldfarb karakteri üzerinden televizyon, yemek ve reçeteli ilaçlar gibi birçok nesne üzerinden de bu zevksiz kalamama halinin sürebileceğini göstermesi açısından da özellikle konumuzla ilgili olduğunu düşünüyorum bu filmin.
“Kolik” örneğime dönersek, bebek koliği ağlamayla karakterizedir (Wessel vd., 1954). Peki bir bebek neden ağlar? Dilde kendini ifade edemeyen bebek ağlayarak talep eder kendinde eksik olanı. Nasıl başına eklenen harflerin oluşturduğu yeni anlam kelimenin içindeki kolik merkezine eklendiyse, bağımlılık semptomu da eksik olan için ağlayan öznenin eksiğini merkez alarak eklenmiştir belki de bu kişide.
Kaynakça
Aronofsky, D. (Yönetmen). (2000). Requiem for a Dream [Film]. Artisan Entertainment.
Freud, S. (1955). Beyond the pleasure principle. In J. Strachey (Ed. & Trans.), The standard edition of the complete psychological works of Sigmund Freud (Vol. 18, pp. 1–64). Hogarth Press. (Original work published 1920)
Freud, S. (1966). Letter 79 to Wilhelm Fliess (December 22, 1897). In J. Strachey (Ed. & Trans.), The standard edition (Vol. 1, pp. 270–272). Hogarth Press.
Lacan, J. (1992). The Seminar of Jacques Lacan, Book VII: The Ethics of Psychoanalysis, 1959–1960 (D. Porter, Trans.). W.W. Norton.
Lacan, J. (2013). Psikanalizin dört temel kavramı: Seminer XI 1964 (N. Erdem, Çev.). Metis Yayınları.
Lacan, J. (2021). Sinthome: Seminer XXIII 1975–1976 (M. Erşen, Çev.). Metis Yayınları.
Wessel, M. A., Cobb, J. C., Jackson, E. B., Harris, G. S., Jr., & Detwiler, A. C. (1954). Paroxysmal fussing in infancy. Pediatrics, 14(5), 421–434.


