‘Kaçmak için Uyumak Aslında Bazen Yakalanmak Olabilir’
Günlük hayat akışında düşünceler ağır gelip susturulmak istendiğinde ‘biraz uyusam geçer’ en çok kullanılan cümlelerden biri olabilir. Uyumak fazlasıyla kullanılan bir kaçış yöntemidir ve birey uyurken çoğunlukla nelerden kaçmaya çalıştığının farkında bile olmayabilir. Peki ya birey kaçmak isterken aslında yakalanıyor olabilir mi? İfade edilemeyen birçok düşüncenin, duyguların korkusuzca ifade edilmesi, en büyük fobilerin üstesinden gelinip aşılması, en büyük arzuların gerçekleşmişçesine rüyalarda buluştuğu anlar, en büyük korkular, atlatılamayan veya bilinç düzeyinde farkında olunmayan travmaların tekrar tekrar rüyalarda görülmesi. Yani günlük hayat işlevselliğinde bilinç düzeyinde olmadığı için yaşantılamadığımız birçok duygulanım, bilinçdışının yansımasıyla birlikte rüyalara yansır ve birey ilk fırsatta bunun farkında değilse bile aslında kaçmaya çalışırken yakalanmış olabilir.
‘Çıkmaz Sokağım Görmekten Bunaldığım Kabuslarım’
Rüyalar bazen birinden kaçarmışçasına koşarken çıkmaz sokakta sıkışmış gibi hissettirebilir. Ve görülen rüyalar bazen o kadar derindir ki uyanıldığı zaman “ben neden şimdi böyle bir rüya gördüm ki” dedirtebilir. Hatta bu tür rüyaların sıklık seviyesi arttıkça birey uyumaktan kaçıp hayat işlevselliğine ve sağlığına zarar verebilir. Düşler sizin koşup kaçmanızı beklemeden sinsice etrafınızdan dolanıp siz doğru yolda gittiğinizi sanırken birden çıkmaz sokak tabelasıyla yakalanmanızı sağlar. Aslında uykuları kaçıran, soğuk terler dökerek uyanılan sabahların çözümlenebilmesi için; çözümlenmemiş durumların, yaşantılanamayan yasların, bastırılmış arzuların ne olduğu belirlenmelidir. Sizi kovalayan veya dört bir yanınızı saran sinsi rüya bulutu hangisi? Bunun farkındalığına vardıktan sonra çıkmaz sokakta karşılaştığınız ve atlayarak geçmek istediğiniz duvarın tuğlalarını aslında zamanında sizin üst üste ekleyerek kendi ellerinizle ördüğünüz bir duvar olduğunu görebilirsiniz.
‘Tekrar Uyuyup Rüyamın Devamını Görmeliyim’
Rüyalar her zaman uykuları kaçıran kabuslardan ibaret olmuyor tabii. Gerçekte yaşanamayan arzuların, zevklerin, eksik kalan parçaların yansımasına dönüşebiliyor. Bazen çok istediğiniz çantanın sizin olduğunu görüyorsunuz. Bazen yapmayı çok istediğiniz tatilde havuza girerken kendinizi buluyorsunuz. Bazen aşık olduğunuz bireye rüyanızda kavuşuyorsunuz. Bazen vefat eden bir yakınınızla rüyada buluşuyorsunuz. Bazen başarılı olmayı çok istediğiniz sınavda birinci olduğunuzu görüyorsunuz. Gibi gibi ‘gerçek gibi hissettirdiği’ denilen rüyalardan uyanıldığında tekrar uyuyup devamını görmeliyim denilebilir ve gün boyu o rüya zihninizden atılamayabilir. Ve bu aslında gerçek hayatla rüya arasındaki duygusal uçurumun ifadesi. Kimi zaman rüyalar, bireyin dış dünyada başaramadıklarını, eksik kalan taraflarını, isteklerini, arzularını, kıskançlıklarını, özlemini içsel dünyada telafi etmeye çalışmasının bir yolu haline gelebiliyor.
‘Boşlukta Hissediyorum’
Rüyalar bastırılmış arzuların, yarım kalan ilişkilerin, bireyin kendine has ve biricik duygulanımlarının temsiline dönüşebiliyor. Karşılanmamış ihtiyaçlar bilinç düzeyinde görülmediği için bilinçdışında perde alıyor. Bu ve bunun gibi eksikliklerin rüyada tatmini, rüya bittiği zaman, gerçek dünyaya uyanıldığı takdirde boşluk hissi yaratabiliyor ve kişi bocalayabiliyor. Çünkü görülen rüyanın gerçek olmadığını bilmek bazen rahatlatırken bazen de gerçeklik algısında karmaşa yaratıp arada kalmışlık hissiyatını yaratabiliyor. Yani ‘boşlukta hissediyorum’ dedirtebiliyor. Dinamik ekole göre görülen her rüyanın aslında bireyin içsel çatışmalarına, karşılanmayan ihtiyaçlarına, çocukluktan yetişkinliğe kadar süre gelen kaygılarına, eksikliklerine dair önemli ipuçları taşıyor.
Uyanış: Farkındalık Penceresinden Gerçek Hayata Yeniden Bakış
Farkındalık penceresinin aralandığı kritik anlar vardır. Bir şeylerin değişmesi gerekiyor düşüncesiyle başlayan uyanış devamında hayat akışını değiştirecek yola adım atmaya başlamak demek olabilir. Dinamik ekole göre farkındalık; bastırılanın bilinç düzeyine gelmesi, çözümlenmemiş durumların ve duygulanımların, yaşantılanamayan yasların, bastırılmış arzuların, karşılanmayan ihtiyaçların yani görmezden gelinen durumların adlandırılması veya adını koymaya adım atılmasıdır. Bu da çoğu zaman sancılı olup devamında da bir o kadar da dönüştürücü bir süreçtir.
‘İç Dünyam Bana Ne Demek İstiyor’
İç dünyadan gelen kıpırtıyla birlikte anlamsız gelen huzursuzluklar, yoğun öfke durumu, ikili ilişkilerde iletişim kurarken kendini direkt savunma davranışı, gün içerisinde hiçbir şey yapmak istememek, aynı döngü içerisinde sıkışmışlık durumu… Bunların hepsi acil durum mesajlarıdır. Ve büyük çoğunlukla rüyalara yansımıştır fakat anlamlandırılamadığı için görmezden gelinmiştir. İç dünyanıza sorulan veya normalde göstermeyeceğiniz davranışlar bütününün ardından ‘ben ne yapıyorum?’ sorusu farkındalığa adım adım ilerlemektir. Kendinizi dinlemeniz, soruların cevaplarını aramaya çalışmanız, görülen rüyaları terapiye taşımanız, kontrollü bir yüzleşme ile değişimin dönüşümüne ve uyanışa götürecektir.


