Çarşamba, Eylül 23, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Herkes Benden Daha İyi Gibi: Kendimizi Neden Sürekli Başkalarıyla Karşılaştırıyoruz?

Ya hayatımızdaki en büyük eksiklik, gerçekten sahip olmadıklarımız değil de başkalarının sahip olduklarına bakarak eksik olduğumuza inandıklarımızsa?

Bir sabah telefonumuzu açıyoruz ve birkaç dakika içinde onlarca hayatın içine giriyoruz. Birinin seyahati, bir başkasının yeni işi, birinin ilişkisi, diğerinin değişen bedeni… Hepsi bir anda gözümüzün önünden geçiyor. Daha o anda bile telefonu kapatmadan kendi hayatımıza dönüyoruz. Belki de birkaç dakika önce gayet normal bir durumda olup iyi hissederken bir anda kendimizi sorgularken buluyoruz: “Ben neden böyle görünmüyorum?”, “Benim hayatım neden onunki kadar güzel?” “Ben neden onun kadar başarılı değilim?”

Belki de sorun başkalarının bizden daha iyi görünmesi veya olması değildir. Sorun, onların hayatlarını kendi hayatımızın ölçü birimi hâline getirmemizdir.

Çünkü aslında çoğu zaman başka insanların hayatlarının bütününü değil, bize göstermeyi seçtikleri birkaç anına şahit oluyoruz. Üstelik kendi hayatımızın bütün eksikliklerini, zorluklarını ya da başarısızlıklarını, başkasının birkaç güzel anıyla karşılaştırıyoruz. Peki, zihnimiz bunu neden yapmaya bu denli yatkın?

Kendimizi anlamak için başkalarına bakıyoruz

İnsanların kendilerini başkalarıyla karşılaştırma eğilimini, psikolog Leon Festinger tarafından 1954 yılında ortaya atılan Sosyal Karşılaştırma Teorisi ile açıklayabiliriz. Festinger’a göre insanlar kendi fikirlerini, yeteneklerini ve başarılarını değerlendirmek için zaman zaman çevrelerinde olan insanları bir referans noktası olarak kullanabilirler.

Aslında bu durum tek başına olumsuz değildir. Hepimiz zaman zaman “Ben neredeyim?” sorusunun cevabını bulabilmek için çevremize bakabiliyoruz. Başarılı birinin deneyimlerinden faydalanmak veya bir arkadaşımızın çalışma disiplininden ilham almak sağlıklı bir karşılaştırmanın parçası olabilir.

Sorun, yaptığımız karşılaştırmanın sonucunda sürekli kendimizi daha yetersiz görmeye başladığımızda ortaya çıkıyor.

“Yukarı doğru” baktığımızda

Kendimizi bizden daha güzel, fit, zengin veya başarılı olduğunu düşündüğümüz kişilerle karşılaştırdığımızda buna yukarı doğru sosyal karşılaştırma denir. Bu tür karşılaştırmalar zaman zaman bizi motive edebilir. Ancak sürekli yetersizlik duygusu olmaya başladığında öz saygımız ve öz değerimiz olumsuz etkilenebilir.

Özellikle sosyal medya bu süreci sürekli ve daha görünür hale getirebiliyor. Çünkü sosyal medya bize insanların hayatlarının tamamını değil, kendilerinin özel olarak seçilmiş anlarını gösteriyor. Bir insanın yaşadığı hayal kırıklıklarını, yıllardır verdiği emeği veya o fotoğrafın çekilmesinden birkaç dakika önce neler olduğunu bilemiyoruz.

Buna rağmen zihnimiz gördüğü görüntüyü kolayca gerçekliğin tamamı gibi değerlendirebiliyor. Benim burada en dikkat çekici bulduğum şey şu: Bazen karşılaştırdığımız şey aslında kişinin hayatı değil, bize gösterdiği hayat oluyor. Biraz da bu yönden düşünüp değerlendirmek gerekiyor.

Bedenimizi bile başkalarının üzerinden değerlendiriyoruz

Sosyal karşılaştırma yalnızca maddi veya başarı ile sınırlı değil. Özellikle beden algısı ve görünüş üzerinden de önemli bir rol oynuyor. Bir kişinin yüzüne, vücuduna veya giyim tarzına bakıp kendimizde eksik gördüğümüz bir şey aramaya başlayabiliyoruz. Filtreler, ışıklandırma düzenlenmiş fotoğraflar ve pozlar da devreye girdiğinde gerçekçi olmayan standartlar ortaya çıkabiliyor. Sonra aynaya baktığımızda kendimizi değil, zihnimizde oluşan “ideal” görüntüyü istiyoruz. Bence bu noktada kendimize şu soruyu sormak önemli: “Gerçekten kendimi mi beğenmiyorum, yoksa kendimi sürekli başka biriyle kıyasladığım için mi yetersizlik duygusu hissediyorum?”

Karşılaştırmayı tamamen bırakmalı mıyız?

Açıkçası bunun çok gerçekçi olduğunu düşünmüyorum. İnsan zihninin karşılaştırma eğilimini tamamen ortadan kaldırmak mümkün değildir. Asıl mesele, karşılaştırmanın bizi yönetmesine izin vermemek ve olumsuz duyguların açığa çıkmasına engel olmaktır.

Bunun için öncelikle kendimizi başkalarının biz gösterdiği hayatıyla değil, kendi geçmişimizle karşılaştırmayı deneyebiliriz. “O benden daha iyi veya ileride” demek yerine “Ben birkaç ay önce neredeydim, şimdi neredeyim?” diye sormak daha anlamlı ve ulaşılabilir olabilir.

Sosyal medyada bizi sürekli yetersiz hissettiren hesapları takipten çıkmak ya da sessize almak da basit ama etkili bir başlangıç olabilir. Çünkü zihnimizin her gün maruz kaldığı bu görüntüler, kendimiz hakkında oluşturduğumuz düşünceleri olumsuz etkileyebilir.

Bir diğer önemli nokta ise başarı kavramını kişiselleştirmek. Hayatımızın başkalarıyla aynı hızda ilerlemesi gerekmiyor. Birinin 20 yaşında ulaştığı bir hedefe bizim 30 yaşında ulaşmamız, bizim daha başarısız olduğumuz anlamına kesinlikle gelmez. Hayat bir yarış olmadığı gibi, herkesin başlangıç noktası ve yaşam şartları da aynı değildir.

Ve belki de en önemlisi, kendimize karşı kullandığımız dilin değişmesi gerektiğini düşünüyorum.

Bir arkadaşımız zorlandığında ona “Sen yetersizsin” demiyorsak, aynı cümleyi kendimize de kullanmamalıyız.

Aslında sağlıklı bir noktaya geldiğimizde ve başkasının başarısını gördüğümüzde bunun kendi potansiyelimizi kaybetmek olmadığını fark ediyoruz. Belki de kendimizi başkalarıyla olumsuz olarak karşılaştırmayı bırakmanın ilk adımı, başkalarının hayatına bakmayı tamamen bırakmak değil; baktığımızda kendimiz hakkında hangi dili kullandığımızı fark etmek.

Bir başkasının güzelliği benim güzelliğimi elbette azaltmaz. Birinin başarısı benim başarısızlığımı göstermez. Birinin hayatının benden farklı ilerlemesi, benim geride kaldığım anlamına asla gelmez. Hepimizin hayatının farklı bir zamanı, başlangıç noktası ve hikâyesi var.

Bu yüzden bir dahaki sefere başka birinin hayatına bakıp içimizden “Ben neden onun gibi değilim?” dediğimizde belki bir an durup kendimize başka bir soru sormalıyız: “Onun hayatını yaşamaya çalışmak yerine, kendi hayatımı nasıl daha anlamlı hâle getirebilirim?”

Çünkü belki de ihtiyacımız olan şey daha iyi bir hayat değil; kendi hayatımıza başkasının gözleriyle bakmayı bırakmaktır.

Kaynakça

  • Bonfanti, R. C., Melchiori, F., Teti, A., Albano, G., Raffard, S., Rodgers, R., & Lo Coco, G. (2025). The association between social comparison in social media, body image concerns and eating disorder symptoms: A systematic review and meta-analysis. Body Image, 52, 101841. https://doi.org/10.1016/j.bodyim.2024.101841
  • Fardouly, J., & Vartanian, L. R. (2016). Social media and body image concerns: Current research and future directions. Current Opinion in Psychology, 9, 1–5. https://doi.org/10.1016/j.copsyc.2015.09.005
  • Fardouly, J., & Vartanian, L. R. (2015). Negative comparisons about one's appearance mediate the relationship between Facebook usage and body image concerns. Body Image, 12, 82–88. https://doi.org/10.1016/j.bodyim.2014.10.004
  • Festinger, L. (1954). A theory of social comparison processes. Human Relations, 7(2), 117–140
  • Vogel, E. A., Rose, J. P., Roberts, L. R., & Eckles, K. (2014). Social comparison, social media, and self-esteem. Psychology of Popular Media Culture, 3(4), 206–222. https://doi.org/10.1037/ppm0000047
Rojda Didem Özen Günaydın
Rojda Didem Özen Günaydın
Rojda Didem Özen Günaydın, stratejik yönetim, kurumsal yönetim ve organizasyonel gelişim alanlarında çok yönlü deneyime sahiptir. Lisans eğitimini İstanbul Bilgi Üniversitesi İngilizce İşletme programında tamamlamış; akademik altyapısını satış, pazarlama, insan kaynakları ve operasyon yönetimi gibi farklı disiplinlerde edindiği saha tecrübesiyle güçlendirmiştir. Kurumsal kariyeri ile birlikte sosyal sorumluluk ve gönüllülük çalışmalarına da önem veren Günaydın; İHH İnsani Yardım Vakfı, Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği ve çeşitli yardım kuruluşlarında gönüllü olarak görev almış, dezavantajlı bireylerin desteklenmesine yönelik projelerde aktif rol üstlenmiştir. Kadınların iş gücüne katılımını artırmayı hedefleyen platform ve projelerde yer alarak sosyal etki odaklı çalışmalara katkı sağlamıştır. Bunun yanı sıra NLP Practitioner ve Yaşam Koçluğu, Transaksiyonel Analiz, EFT, farkındalık, psikoloji ve iletişim temelli çeşitli eğitim ve sertifika programlarını tamamlamıştır. Bu birikim, liderlik yaklaşımını insan odaklı, bütüncül ve iletişim gücü yüksek bir zemine taşımaktadır. Ayrıca, Rojda Didem Özen Günaydın iyi düzeyde İngilizce bilmektedir. Çok disiplinli bakış açısı, güçlü iletişim becerileri ve stratejik düşünme yetkinliğiyle hem iş dünyasında hem de sosyal alanda değer üretmeye devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar