Perşembe, Eylül 17, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Feministler Redpill’cilere Karşı

Bir tarafta kadınların yıllarca maruz kaldığı adaletsizlikleri ve toplumsal cinsiyet rollerini sorgulayan feminist söylem, diğer tarafta erkeklerin kadınlar ve ilişkiler hakkında “görmediği gerçekleri” anlattığını savunan Red Pill dünyası…

Feminizm artık hayatımızın oldukça tanıdık bir parçası. Katılanı, karşı çıkanını, farklı yorumlayanını biliyoruz. Red Pill ise çoğu insan için hâlâ daha yabancı bir kavram.

Matrix’deki “kırmızı hap” metaforundan gelen Red Pill, özellikle erkeklik, kadın-erkek ilişkileri ve cinsel çekim üzerine yoğunlaşan bir düşünce akımı. Temel iddiası, modern toplumun erkeklere ilişkiler konusunda bazı gerçekleri sakladığı ve erkeğin bunları fark ederek daha bilinçli, daha bağımsız ve daha güçlü bir konuma gelmesi gerektiği fikrine dayanıyor. Bu çevrelerde kadınların seçimleri, hipergami, cinsel çekim, erkeklik, statü, sınırlar ve güç dengeleri üzerine oldukça keskin yorumlar bulmak mümkün.

İlginç olan şu: Red Pill’in bazı tespitleri gerçekten düşündürücü. Bazıları ise insanı tek bir kalıba hapsetmeye oldukça müsait. Red Pill’in çekici tarafı da tam burada başlıyor.

“Çekim Her Zaman Mantıklı Değildir”

Red Pill’in en güçlü tespitlerinden biri, cinsel çekimin yalnızca iyi niyet, fedakârlık ya da çok sevmekle oluşmadığıdır. Bir insan çok iyi, çok anlayışlı ve çok fedakâr olabilir. Bu onu güvenilir bir partner yapabilir. Ama bütün bunlar otomatik olarak cinsel çekim yaratmaz. Çekimde güç algısı, özgüven, yön duygusu ve netlik gibi unsurların da rolü vardır.

Modern romantik anlatılar ise uzun süre bunun tersini söyledi: “İyi davranırsam sevilirim.” Oysa bazen iyi davranış yalnızca güvenli bir alan yaratır; çekim ise başka bir yerden gelir.

Red Pill’in ikinci önemli tespiti de kadın ve erkek arasındaki bütün farkların yalnızca toplum tarafından üretilmediğidir. Biyoloji, evrim ve cinsiyetler arasındaki farklı seçilim baskıları da davranışlarımız üzerinde rol oynar. Sorun, buradan sonra başlıyor.

“Enerjiyi Kimliğe Dönüştürmek”

Red Pill dünyasında eril enerji çoğu zaman liderlik, sertlik ve dominasyonla; dişil enerji ise yumuşaklık, pasiflik ve itaatle eşleştiriliyor. Oysa bunlar enerjiden çok karakter kalıplarıdır.

Bir insanın merkezde olması (savrulmaması), her durumda aynı davranması anlamına gelmez. Tam tersine, gerçek merkez biraz daha farklı bir şeydir: Kendini kaybetmemek. Bazen sertleşmek, bazen yumuşamak, bazen geri çekilmek, bazen öne çıkmak mümkündür. Bunların hiçbiri tek başına merkezden çıkmak değildir.

Bir ağacın rüzgârda hiç hareket etmemesi sağlamlık değildir. Kırılmadan esneyebilmesi daha ilginç bir güç göstergesidir. Bu yüzden duygusal açıklığı zayıflık, yumuşamayı güç kaybı, ihtiyaç ifade etmeyi konum düşüşü olarak görmek insanı zamanla tek bir role hapsedebilir.

Başlangıçta bu rol oldukça etkileyici görünebilir. Çünkü netlik verir. Belirsizliği azaltır. İnsana kontrol hissi verir. Ama poz ile merkez aynı şey değildir.

Merkez, sürekli güçlü görünmek değil; güçsüz hissettiğinde de kendinle temasını kaybetmemektir.

“Kadını da Erkeği de Karikatürleştirmemek”

Red Pill söyleminin bir başka problemi, kadını çoğu zaman hipergamik, fırsat kollayan, güvence arayan ve sürekli test yapan bir varlığa indirgemesidir.

Bu davranışların bazı ilişkilerde veya bazı insanlarda görülmesi başka şeydir; bunu kadının özü olarak kabul etmek başka. Çünkü insan yalnızca fayda optimize eden bir canlı değil. Bağlanır, özler, fedakârlık yapar, korkar, sever ve bazen kendi çıkarına aykırı davranır.

Aynı şey erkek için de geçerlidir. Erkeği yalnızca “güçlü kalması gereken”, duygularını göstermeyen ve kontrolü elinde tutan bir figüre çevirdiğinizde ortaya güçlü bir insan değil, çoğu zaman zırhlı bir insan çıkar.

Kontrol ile güç aynı şey değildir. Gerçek güç, her şeyi kontrol etmek zorunda hissetmemektir.

“Kısa Vadeli Çekim, Uzun Vadeli İlişki”

Belki de asıl ayrım burada. Flörtte işe yarayan bazı davranışlar uzun ilişkide aynı sonucu vermeyebilir.

Kaybetme korkusu yaratmak, mesafe koymak veya sürekli ulaşılmaz görünmek kısa vadede çekim yaratabilir. Fakat uzun vadeli bir ilişkide güveni ve yakınlığı besleyen şey çoğunlukla bunlar değil. Çünkü korku çekim yaratabilir ama sevgi üretmez.

Uzun ilişki başladığında oyun değişir. Artık mesele “Nasıl etkileyebilirim?” değil, “Bu ilişkiyi nasıl canlı tutabiliriz?” sorusudur. Burada da sabit rollerden çok sabit merkezler önem kazanır.

“Maskülen Enerji Kırılmaz Bir Duvar Değildir”

Erkeğin yön verme ve güven üretme kapasitesi, kadının ise bağ kurma ve ilişkiyi canlı tutma kapasitesi ilişkiye farklı katkılar sağlayabilir. Fakat bu, erkeğin duygusallaşmayacağı ya da kadının karar almayacağı anlamına gelmez. Elbette kadın bazen yön verir, erkek bazen kırılır, ağlar, geri çekilir.

Mesele bunların olması değil. Mesele, ilişkide kimin neyi sürekli taşıdığıdır.

Bir erkek her krizde dağılıyor, kadın sürekli toparlıyorsa; bir süre sonra kadın yalnızca partner değil, ilişkinin taşıyıcısı hâline gelir.

Tersi de mümkündür. Erkek sürekli kadının ruh hâlini düzenlemek, bütün kararları almak ve ilişkiyi ayakta tutmak zorunda hissediyorsa bu kez başka bir dengesizlik ortaya çıkar.

İlişkiyi yoran şey rol değişimi değil, rollerin mecburiyete dönüşmesidir. Anne ve çocuk olduğunuzda işler zorlaşır.

Uzun ilişkilerde çekimin sessizce azalmasının en sık görülen örneklerinden biri de budur: Erkek giderek rahatlar, plansızlaşır ve sorumlulukları erteler. Kadın sürekli planlamaya, hatırlatmaya ve toparlamaya başlar. Bir süre sonra partnerlik yerini anne–çocuk dinamiğine bırakır. Ve anne–çocuk ilişkisinde yetişkin ilişkisi zorlanır. Çünkü arzu, yalnızca sevgiyle değil, iki yetişkinin birbirini yetişkin olarak görmesiyle de beslenir.

Bu yüzden uzun ilişkilerde romantizm kadar önemli olan şey, kimin neyi taşıdığının hâlâ canlı olmasıdır.

“Peki Feminen ve Maskülen Enerji Gerçekten Nedir?”

Belki de bu kavramları birbirinin düşmanı gibi görmekten vazgeçmek gerekiyor. Feminen enerji pasiflik değildir. Sınır koyabilir, karar verebilir, gerektiğinde sertleşebilir. Maskülen enerji de duygusuzluk değildir. Şefkat gösterebilir, kırılabilir, yakınlık kurabilir. Sorun, bu doğal bütünlüğün yerine insanların rol yapmaya başlamasıdır.

Erkek “erkek gibi” görünmek için duygularını bastırdığında, kadın “güçlü kadın” olmak için sürekli sertleştiğinde ortaya güç değil, yabancılaşma çıkabilir. Belki mesele hangi enerjinin daha güçlü olduğu değildir. Çünkü daha güçlü bir enerji yoktur; bağlama daha uygun kullanılan enerji vardır.

Maskülen enerji daha çok yön vermek, başlatmak, sınır çizmek ve kriz çözmek üzerinden kendini gösterebilir. Feminen enerji ise bağ kurmak, dönüştürmek, büyütmek ve süreklilik yaratmak üzerinden. Biri kaya gibiyse diğeri dalga gibidir. Dalga kayadan zayıf değildir. Sadece gücünü başka türlü gösterir.

Bir toplantı düşünün. Bir kadın sakin bir şekilde oturuyor. Sesini yükseltmiyor. Kimsenin sözünü kesmiyor. Ama biri onun fikrini sahiplenmeye kalktığında, sakin bir sesle “Bu fikir bana ait, detaylarını da anlatabilirim” diyor. Ne bağırıyor ne saldırıyor. Ama sınırı belli. Bu, yumuşaklığın güçsüzlük olmadığını gösteriyor.

Aynı odada bir erkek düşünün. Sesini yükseltiyor, masaya vuruyor, herkesin sözünü kesiyor. Güçlü görünmeye çalışıyor ama konuya hâkim değil. Sertlik var. Ama güç yok. Çünkü enerji yanlış yerde.

Belki de bütün tartışmanın özeti bu: Güç, sert kalabilmek değil; doğru yerde kalabilmek. İlişkilerde de mesele kadın mı daha güçlü, erkek mi daha güçlü, feminen enerji mi üstün, maskülen enerji mi üstün sorusu değil. Mesele, iki insanın farklılıklarını kaybetmeden aynı ilişkide birbirini tamamlayabilmesi.

Çünkü ilişki, iki kişinin aynı olmasıyla değil; farklılıklarının birbirine karşı savaşmak yerine birbirine alan açmasıyla derinleşir.

Onur Yılmaz
Onur Yılmaz
Başta satış, pazarlama, proje geliştirme, kurumsal iletişim ve saha operasyonlarında olmak üzere, kamu ve özel sektörde medya, gayrimenkul, tesis yönetimi ve ilaç sektörlerinde çalıştı. Şu an iletişim ve proje danışmanlığı yapıyor. Türkiye Yardım Sevenler Derneği üyesi ve İstanbul Vakfı gönüllüsü. “Dönüşen Gayrimenkul” ve “Sözleşmeli Prens / ilişkilerde feminen ve maskülen denge” adında iki kitap; gayrimenkul sektörü, gezi, iletişim ve kadın-erkek ilişkileri ile ilgili birçok yazı yayınladı. Hobi olarak şiir ve şarkı yazıyor, müzisyenlik ve DJ’lik yapıyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar