Cuma, Eylül 11, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Annelikte Görünmeyen Yas: Anne Olurken Değişen Benliğin Ardından

Annelikte Görünmeyen Yas: Anne Olurken Değişen Benliğin Ardından

Bir bebeğin dünyaya gelişi çoğunlukla hayatın en önemli başlangıçlarından biri olarak anlatılır. Yeni bir yaşam, yeni bir ilişki ve yeni bir kimlik… Ancak bazı başlangıçlar, yalnızca yeni bir şey kazanmayı değil, kişinin daha önceki yaşam biçiminin bazı parçalarıyla vedalaşmayı da gerektirebilir.

Annelik yalnızca bebeğin bakımını üstlenmekten ibaret bir rol değişimi değildir. Gebelikten doğum sonrasına uzanan süreç; beden algısında, günlük yaşam düzeninde, ilişkilerde, sosyal ve mesleki rollerde ve kişinin kendilik algısında önemli değişimleri beraberinde getirebilir. Annelik rolüne geçiş, kadının mevcut kimliğini yeni rolüyle yeniden yapılandırdığı dinamik bir psikososyal süreçtir.

Bu dönüşüm yalnızca kazanımlardan oluşmaz. Doğum sonrası dönemi inceleyen çalışmalar, kadınların yeni kimliklerine ve annelik rollerine uyum sağlarken aynı zamanda ilişkilerindeki, bedenlerindeki, günlük yaşamlarındaki ve bireysel alanlarındaki değişimlerle de baş etmek durumunda kaldıklarını göstermektedir. Bu süreçte sevgi, mutluluk, anlam ve yeterlik duygularının yanında yorgunluk, kaygı, yalnızlık ve önceki yaşamına yönelik özlem de görülebilir. Kadınların yeni yaşamlarına uyum sağlamaları, yalnızca bebeğin ihtiyaçlarına yanıt vermeleriyle değil, kendileri için değişen yaşamı anlamlandırabilmeleriyle de ilişkilidir.

Dolayısıyla annelik deneyimini tek bir duyguyla açıklamak mümkün değildir.

Bir kadın çocuğunu çok severken eski yaşamının bazı parçalarını özleyebilir. Anne olmaktan memnuniyet duyarken yalnız kalmaya ihtiyaç duyabilir. Yeni kimliğini benimserken önceki benliğinin bazı yönlerinin kaybını hissedebilir.

Bu durum, anneliğe ilişkin bir yetersizlik göstergesi değildir.

Aksine, önemli bir yaşam geçişinin beraberinde getirebileceği psikolojik yeniden yapılanmanın bir parçası olabilir.

Belki de annelik hakkında yalnızca “Neyi kazandın?” diye sormak yerine, “Anne olurken hayatının hangi parçaları değişti?” sorusuna da alan açmak gerekir.

Bir Başlangıcın İçinde Saklı Kayıplar

Yas kavramı çoğunlukla bir kişinin ölümünün ardından yaşanan kayıpla ilişkilendirilse de psikolojik açıdan kayıp deneyimi yalnızca ölümle sınırlı değildir. Bir yaşam biçiminin, rolün, beklentinin, ilişkinin veya kişinin kendisiyle ilgili sahip olduğu bir algının değişmesi de kayıp duygularını beraberinde getirebilir.

Bu yazıda “yas” kavramı klinik bir yas bozukluğu anlamında kullanılmamaktadır. Buradaki yas; anneliğe geçiş sırasında önceki yaşam biçiminin bazı unsurlarına, alışılmış özgürlüklere, ilişki biçimlerine, zamana veya benlik algısının bazı parçalarına yönelik özlem ve kayıp duygularını ifade eden psikolojik bir çerçevedir.

Annelik bu açıdan önemli bir yaşam geçişidir.

Kadın yalnızca yeni bir role uyum sağlamakla kalmaz; aynı zamanda mevcut yaşam düzenini yeniden organize etmek durumunda kalabilir. Zamanın kullanımı, uyku düzeni, iş yaşamı, sosyal ilişkiler, partnerle geçirilen zaman ve bedenle kurulan ilişki değişebilir. Önceden kendiliğinden yapılan pek çok davranış artık planlama, yardım veya fedakârlık gerektirebilir.

Doğum sonrası döneme ilişkin nitel araştırmalar, kadınların bu süreçte yeni bir kendilik algısı geliştirmeye, annelik yeterliklerini oluşturmaya ve değişen aile ve yakın ilişkilerine uyum sağlamaya çalıştıklarını göstermektedir. Bunun yanında özerklik, kişisel alan ve kendi ihtiyaçlarına yer açabilme de kadınların iyi oluşları açısından önemli başlıklar arasında yer almaktadır.

Örneğin mesleki kimliğine önemli bir anlam yükleyen bir kadın, doğum sonrasında iş yaşamından uzak kalmanın yarattığı değişimi bir kayıp olarak deneyimleyebilir. Bir başka kadın partneriyle kurduğu ilişkinin biçim değiştirmesinden zorlanabilir. Bir diğeri ise daha önce kendisine ait olan zamanın, sosyal hayatın veya yalnız kalabilme imkânının azalmasıyla baş etmekte güçlük yaşayabilir.

Bu deneyimlerin her biri kişisel anlam taşır.

Bu nedenle annelikteki psikolojik uyumu yalnızca bebeğe bağlanma veya bakım verme yeterliği üzerinden değerlendirmek yeterli değildir. Kadının kendisiyle, bedeniyle, partneriyle, sosyal çevresiyle ve mesleki kimliğiyle kurduğu ilişkinin de değerlendirilmesi gerekir.

Çünkü annelik kimliği yalnızca “anne rolünü yerine getirmek” değildir. Kadının annelik rolünü mevcut benlik algısı ve diğer yaşam rolleriyle bütünleştirebilmesi de bu sürecin önemli bir parçasıdır.

“İyi Anne” Olma Baskısı ve Şemaların Aktivasyonu

Annelik deneyimini zorlaştıran unsurlardan biri yalnızca bakım sorumluluklarının artması değildir. Kadının nasıl bir anne olması gerektiğine ilişkin toplumsal beklentiler ve kişinin zaman içinde içselleştirdiği standartlar da bu sürece eşlik eder.

“İyi anne” çoğu zaman sabırlı, fedakâr, sürekli ulaşılabilir, çocuğunun ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önünde tutan ve hata yapmayan kişi olarak düşünülür.

Bu beklentiler katılaştığında annelik, ilişkisel bir deneyim olmaktan uzaklaşıp sürekli değerlendirilmesi gereken bir performansa dönüşebilir.

Şema Terapi açısından bakıldığında anneliğe geçişin kendisinin yeni bir şema oluşturduğunu söylemek doğru değildir. Ancak yoğun sorumluluk, bakım verme ve yeterli olma gereksinimi, kişinin daha önceki yaşam deneyimleriyle şekillenmiş bazı erken dönem uyumsuz şemalarını daha görünür hâle getirebilir.

Örneğin Kendini Feda şeması belirgin olan bir kadın, çocuğunun ihtiyaçlarını karşılamayı kendi ihtiyaçlarını sürekli ertelemenin doğal bir sonucu olarak yaşayabilir. Dinlenmek, yardım istemek veya kendisi için zaman ayırmak suçlulukla ilişkilendirilebilir.

Yüksek Standartlar şeması belirgin olduğunda ise annelik “her şeyi doğru yapma” çabasına dönüşebilir. “Daha sabırlı olmalıyım”, “Her şeyi eksiksiz yapmalıyım”, “Çocuğum için hiçbir şeyi atlamamalıyım” gibi düşünceler, kişinin kendi sınırlarını fark etmesini zorlaştırabilir.

Onay Arayıcılık şeması belirgin olan bir anne için ise çevreden gelen değerlendirmeler kendi annelik yeterliğinin temel ölçütü hâline gelebilir. Başka annelerle yapılan karşılaştırmalar sonucunda “Ben neden bunu yapamıyorum?” veya “Yeterince iyi bir anne miyim?” soruları yoğunlaşabilir.

Burada önemli olan, bakım verme davranışının kendisini patolojik olarak değerlendirmek değildir. Asıl mesele, bakım verme ile kişinin kendi ihtiyaçlarını sistematik biçimde yok sayması arasındaki ayrımı görebilmektir.

Şema Terapi’nin mod yaklaşımı da bu noktada anlamlı bir açıklama sunabilir.

Bir tarafta “Daha fazlasını yapmalısın”, “Yeterince iyi değilsin” veya “Çocuğunun her ihtiyacını karşılamalısın” şeklinde çalışan Talepkâr ya da Eleştirel Ebeveyn modu bulunabilir. Diğer tarafta ise dinlenmeye, anlaşılmaya, desteklenmeye ve kendi ihtiyaçlarının görülmesine ihtiyaç duyan İncinebilir Çocuk modu ortaya çıkabilir.

Bu iki mod arasındaki gerilim, annenin kendi ihtiyacını fark ettiği anda suçluluk yaşamasına neden olabilir.

Oysa kişinin kendi ihtiyacını fark etmesi, çocuğunun ihtiyaçlarını önemsemediği anlamına gelmez.

Şema Terapi açısından amaç, annenin ihtiyaçlarını çocuğun ihtiyaçlarıyla karşı karşıya getirmek değildir. Amaç, Sağlıklı Yetişkin modunun güçlenmesiyle hem çocuğun hem annenin ihtiyaçlarını gerçekçi biçimde değerlendirebilmektir.

“Çocuğumun bana ihtiyacı var” düşüncesi ile “Benim de dinlenmeye ihtiyacım var” düşüncesi birbirini dışlamaz.

Bu nedenle annelik döneminde psikoterapötik çalışmada yalnızca mevcut stres kaynaklarına değil, kişinin hangi şemalarının ve baş etme biçimlerinin aktive olduğuna da bakmak anlamlı olabilir. Böylece annenin kendisini yalnızca bakım veren rolü üzerinden tanımlaması yerine, kendi ihtiyaçlarını da tanıyabildiği daha bütünlüklü bir benlik algısının desteklenmesi mümkün olabilir.

Eski Benliğe Dönmek Değil, Değişen Benlikle Bütünleşmek

Annelik sonrasında kadınlardan sıklıkla “eski hâline dönmesi” beklenir.

Eski bedenine, eski düzenine, eski enerjisine, eski sosyal hayatına ve hatta eski benliğine…

Oysa anneliğe geçiş, mevcut kimliğin üzerine yalnızca yeni bir rol eklenmesi değildir. Kadının kendilik algısının ve yaşam rollerinin yeniden düzenlendiği bir süreçtir.

Bu nedenle psikolojik açıdan daha işlevsel soru “Nasıl eski hâlime dönerim?” olmayabilir.

Daha anlamlı soru şudur:

“Yeni hayatımın içinde kendime nasıl yeniden yer açabilirim?”

Bu sorunun yanıtı her kadın için farklıdır.

Bazısı için mesleki yaşamına yeniden dönmek, bazısı için partneriyle ilişkisini yeniden yapılandırmak, bazısı için sosyal çevresiyle bağını sürdürmek, bazısı için yardım istemeyi öğrenmek, bazısı için ise kendi ihtiyaçlarının da meşru olduğunu kabul etmek anlamına gelebilir.

Buradaki amaç annelikten önceki kimliğe bütünüyle geri dönmek değildir.

Amaç, annelikle birlikte ortaya çıkan yeni kimliğin içinde kadının önceki benliğinin değerli parçalarını koruyabilmesi ve bunları yeni yaşamıyla uyumlu biçimde bütünleştirebilmesidir.

Bu açıdan psikolojik uyum, “eski benliğe dönmekten” çok, değişen benlikle yeni bir ilişki kurabilme kapasitesi olarak düşünülebilir.

Annelik Her Zaman Patoloji Değildir

Annelikte yaşanan her zorlanmayı ruhsal bir bozukluk olarak değerlendirmemek de en az klinik belirtileri gözden kaçırmamak kadar önemlidir.

Bir annenin zaman zaman yalnız kalmak istemesi, eski hayatını özlemesi, yorulması, kendi ihtiyaçlarını düşünmesi veya annelik rolüne ilişkin ambivalan duygular yaşaması tek başına bir ruhsal bozukluk göstergesi değildir.

Ancak yoğun ve süreklilik gösteren depresif belirtiler, belirgin kaygı, işlevsellikte bozulma, yoğun umutsuzluk, kendine zarar verme düşünceleri ya da anne ve bebeğin güvenliğini tehdit eden düşünceler profesyonel değerlendirme gerektirir. Perinatal dönemde depresyon ve anksiyete gibi ruhsal durumların sistematik biçimde taranması ve gerektiğinde uygun değerlendirme ve tedaviye yönlendirme yapılması önemlidir.

Bu nedenle klinik yaklaşım iki uçtan da kaçınmalıdır:

Annelikte yaşanan her güçlüğü patolojikleştirmek ve klinik açıdan anlamlı belirtileri “anneliğin doğal zorluğu” olarak görmezden gelmek.

Perinatal psikolojik destek yalnızca belirtileri azaltmaya yönelik olmamalıdır. Kadının yeni yaşamını nasıl anlamlandırdığı, annelik kimliğini nasıl oluşturduğu, yeterlik algısı, ilişkilerindeki değişimler, beden algısı, kişisel alanı ve diğer yaşam rolleriyle anneliği nasıl bütünleştirdiği de değerlendirilmelidir.

Çünkü annenin ruhsal iyilik hâli yalnızca bebeğe bakım verme kapasitesiyle ölçülemez.

Annenin kendisi de bakımın öznesidir.

Görünmeyen Yasa Alan Açmak

Annelikte görünmeyen yasın konuşulması, anneliğin değerini azaltmaz. Aksine, annelik deneyimini daha gerçekçi, bütünlüklü ve insani bir çerçeveye taşır.

Bir kadın çocuğunu çok severken kendisini özleyebilir. Yeni yaşamından anlam bulurken eski yaşamının bazı parçalarının kaybını hissedebilir. Annelik kimliğini benimserken bireysel kimliğini korumaya ihtiyaç duyabilir.

Bu duygular birbirini geçersiz kılmaz.

Kendi ihtiyaçlarını fark etmek, çocuğunun ihtiyaçlarını önemsememek değildir. Yardım istemek yetersizlik göstergesi değildir. Yalnız kalmaya ihtiyaç duymak kötü bir anne olmak anlamına gelmez. Geçmiş yaşamının bazı parçalarını özlemek ise bugün sahip olduğu hayatı sevmediği anlamına gelmez.

Bazen anneliğe uyum sağlamak, her şeyi tek başına taşıyabilmekten değil; kişinin kendi ihtiyaçlarını da bu yeni yaşamın içinde görünür kılabilmesinden geçer.

Bu nedenle psikolojik destek, yalnızca belirgin bir ruhsal bozukluk ortaya çıktığında başvurulması gereken bir alan olarak düşünülmemelidir. Annelik döneminde yaşanan yoğun suçluluk, sürekli yetersizlik hissi, kişinin kendisine hiç alan açamaması, ilişkilerde belirgin zorlanma, uzun süren kaygı veya çökkünlük, günlük işlevsellikte bozulma ya da annelik rolüyle kendi benliği arasında sıkışmışlık hissi profesyonel destek için önemli nedenler olabilir.

Psikoterapi, kadının annelik rolünü sorgulamak ya da anneliğini değiştirmek için değil; bu yeni yaşamın içinde kendisiyle kurduğu ilişkiyi yeniden ele alabilmesi için bir alan sunabilir. Terapi sürecinde kişinin ihtiyaçları, sınırları, ilişkileri, beklentileri, erken dönemden gelen şemaları ve annelikle birlikte yeniden aktive olan baş etme biçimleri çalışılabilir.

Amaç kusursuz bir anne olmak değildir.

Amaç; çocuğuna bakım verirken kendisini de bakımın dışında bırakmayan, ihtiyaçlarını fark edebilen, gerektiğinde destek isteyebilen ve annelik kimliğini kendi benliğinin tamamı hâline getirmeden sürdürebilen daha bütünlüklü bir yaşam kurabilmektir.

Çünkü annelik, kadının hayatındaki bütün diğer kimliklerin yerini almak zorunda değildir.

Kadın anne olabilir, partner olabilir, mesleği olabilir, arkadaş olabilir, birey olabilir. Bu kimliklerin birbiriyle çatışmak zorunda olmadığı; zaman içinde yeniden dengelenebileceği bir alan vardır.

Belki de anneliğin görünmeyen yasına verilebilecek en sağlıklı yanıt, geçmiş benliğe geri dönmeye çalışmak değil; değişen benlikle yeniden ilişki kurmayı öğrenmektir.

Çocuğa yer açarken kendisini hayatından çıkarmamak.

Ve eğer bu süreçte kişi kendisine ulaşmakta, ihtiyaçlarını duymakta veya yaşadığı duyguları anlamlandırmakta zorlanıyorsa, profesyonel psikolojik destek bu yolculuğun önemli bir parçası olabilir.

Kaynakça

  • Kaynakça
  • American College of Obstetricians and Gynecologists. (2023). Screening and diagnosis of mental health conditions during pregnancy and postpartum. ACOG Clinical Practice Guideline No. 4.
  • American College of Obstetricians and Gynecologists. (2023). Treatment and management of mental health conditions during pregnancy and postpartum. ACOG Clinical Practice Guideline No. 5.
  • American College of Obstetricians and Gynecologists. (2018). Optimizing postpartum care. Obstetrics & Gynecology, 131(5), e140–e150.
  • Bjelica, A., Cetkovic, N., Trninic-Pjevic, A., & Mladenovic-Segedi, L. (2018). The phenomenon of pregnancy—A psychological view. Medicinski Pregled, 71(7–8), 217–222.
  • Finlayson, K., Crossland, N., Bonet, M., & Downe, S. (2020). What matters to women in the postnatal period: A meta-synthesis of qualitative studies. PLOS ONE, 15(4), e0231415.
  • Mercer, R. T. (2004). Becoming a mother versus maternal role attainment. Journal of Nursing Scholarship, 36(3), 226–232.
  • Young, J. E., Klosko, J. S., & Weishaar, M. E. (2003). Schema therapy: A practitioner’s guide. Guilford Press.
Elifnur Sular
Elifnur Sular
Psikoloji lisans eğitiminin ardından Klinik Psikoloji yüksek lisans eğitimimi tamamladım. Moodist Hastanesi ve Fransız Lape Hastanesi’nde klinik staj deneyimi edindim. BDT, şema terapisi ve EMDR temelli bireysel psikoterapi hizmeti veriyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar