Bugün Filistin İçin Yazıyorum
Bugün Filistin için yazıyorum. Belki kelimelerim oradaki çocuklara ulaşmayacak, belki hiçbir cümle onların yaşadığı acıyı anlatmaya yetmeyecek. Yine de yazıyorum. Çünkü bazen bir çocuğun söyleyemediği sözleri bir başkasının söylemesi gerekir. Bugün onların adına, onların sessizliğini kelimelere dönüştürmek için yazıyorum.
Bu kez savaşın rakamlarından, yıkılan binalardan ya da siyasi tartışmalardan söz etmek için değil; sesi duyulmayan çocukların yerine birkaç kelime söyleyebilmek için yazıyorum. Onların sessizliğini kelimelere dönüştürmek, yaşadıklarını unutmamak ve unutturmamak için yazıyorum.
Bir çocuğun dünyası oyunlardan, okuldan, ailesinden ve geleceğe dair kurduğu küçük hayallerden oluşmalıdır. Fakat savaş, çocukların dünyasına ait olmaması gereken korkuları onların hayatının bir parçası hâline getiriyor.
Küçücük Kalplere Sığan Büyük Acılar
Savaş, çocukların dünyasındaki en temel güven duygusunu parçalar. Evler yıkılır, okullar sessizleşir, sofralar boşalır ve çocuklar henüz anlamlandırabilecek yaşta olmadıkları acılarla karşı karşıya kalır.
Bazı çocuklar yakınlarını kaybediyor. Bazıları ağır yaralanıyor, bazıları kollarını veya bacaklarını kaybederek hayatlarına devam etmek zorunda kalıyor. Bir çocuğun dün koştuğu ayaklarının bugün olmaması, yarının nasıl olacağını düşünmek zorunda kalması, taşıması gereken bir yük değildi.
Üstelik bedenlerinde kalan yaralar kadar ruhlarında kalan yaralar da vardır. Korku, kayıp, açlık ve belirsizlik; çocukların zihninde uzun yıllar sürebilecek izler bırakabilir.
Küçücük bedenlerine rağmen taşıdıkları acı, çoğu yetişkinin bile dayanmakta zorlanacağı kadar büyüktür. Buna rağmen bazıları yeniden gülümser, yeniden oyun oynar, yeniden bir şeyler çizer ve yeniden hayal kurar o çocuklar.
Bu, yaşadıklarını unuttukları anlamına gelmez. Tam tersine, bütün acılara rağmen hayata tutunmaya devam ettiklerini gösterir.
Annelerin Sessiz Gücü
Bu acının diğer tarafında anneler var. Çocuğunun yarasını sararken kendi gözyaşlarını saklayan, açlığını belli etmeden çocuğuna yiyecek arayan, belki korkmasına rağmen güçlü görünmeye çalışan anneler…
Bir anne için evladının acısını görmekten daha ağır çok az şey olabilir. Kimi anneler çocuklarını kaybetmenin acısını yaşarken hayatta kalan çocuklarına sarılmaya devam ediyor. Kendi kalpleri parçalanmış olsa bile onların yanında ayakta durmaya çalışıyorlar.
Açlığın ve İmanın İçinde
Savaş yalnızca bombaları değil; açlığı, susuzluğu ve yoksunluğu da beraberinde getiriyor. Bir çocuğun en temel ihtiyaçları olan yiyeceğe ve suya ulaşamaması, insanlığın vicdanında büyük bir yara bırakıyor. Yardıma muhtaç insanlara ulaşması gereken insani yardımların gecikmesi veya engellenmesi ise bu acıyı daha da derinleştiriyor.
Fakat bütün bu yokluğun içinde iman, insanın kalbinde bir sığınak oluyor. Bir anne çocuğunun başında dua ederken, bir çocuk korkunun içinde Allah’a yönelirken, insan bütün gücünün tükendiği yerde Rabbine sığınıyor.
İman, yaşanan acıları yok saymak değildir. Aksine Allah’ın her şeyden haberdar olduğuna, hiçbir gözyaşının ve hiçbir haksızlığın karşılıksız kalmayacağına inanmaktır. Dünyada kaybedilenlerin ve yarım kalanların Allah’ın rahmetiyle ahirette çok daha güzel bir karşılığa kavuşacağına güvenmektir.
Çalınan Çocukluklar ve Hayaller
Savaş çocukların yalnızca bugününü değil, yarınını da etkiler. Bir çocuk doktor olmak, öğretmen olmak, futbolcu olmak veya sanatçı olmak isteyebilir. Arkadaşlarıyla okul bahçesinde koşmak, bisiklete binmek, doğum gününde balonlarla oynamak isteyebilir.
Fakat bazı çocuklar bunların yerine bombaların sesini öğreniyor. Havai fişeklerin gökyüzünde oluşturduğu renkleri izlemesi gereken yaşta, gökyüzündeki patlamaların ne anlama geldiğini öğreniyor.
Bir çocuğun gece duyduğu ses, ona yaklaşan bir eğlenceyi değil, yeni bir korkuyu hatırlatıyor.
İşte savaşın bir çocuktan çaldığı en büyük şeylerden biri de budur: Çocukluğun kendisi.
Biliriz ki Allah Hiçbir Şeyi Unutmaz
İnsanın dünyada gördüğü adaletsizlikler karşısında sorduğu en büyük sorulardan biri şudur: Bütün bunların hesabı nasıl sorulacak?
İman burada bize Allah’ın hiçbir şeyi unutmadığını hatırlatır. Gizli kalan hiçbir gözyaşı, duyulmayan hiçbir feryat, yapılan hiçbir iyilik ve işlenen hiçbir kötülük Allah’ın ilminden uzak değildir. İnsanların görmediği yerde bile Allah görür, insanların unuttuğu yerde bile Allah unutmaz.
Kur’an’da şöyle buyurulur: “Kim zerre ağırlığınca hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre ağırlığınca şer işlemişse onu görür.”
(Zilzâl, 7-8)
Bu nedenle dünyada karşılıksız kalmış gibi görünen hiçbir şey aslında karşılıksız değildir. Bir annenin sabrı, bir çocuğun çektiği acı, bir insanın yaptığı iyilik ve bir mazluma yapılan zulüm Allah katında kaybolmaz.
Çünkü herkesin yaptığının karşılığını göreceği büyük bir gün vardır. O gün dünya hayatındaki güç, makam ve üstünlüklerin hiçbir anlamı kalmayacak; hakikat bütün açıklığıyla ortaya çıkacaktır. Mazlumun hakkı sorulacak, zalimin yaptığı zulmün hesabı verilecektir.
Güzel Diyarlar Ülkesine Atlarına Binip Giden Çocuklar
Belki de bu çocukları yalnızca yaşadıkları acılarla hatırlamamak gerekir. “Güzel diyarlar ülkesi” onlar için bir hayal değildir. İman edenler için orası gerçektir: Cennet.
Dünyada tamamlayamadıkları çocukluklarının, yarım kalan hayatlarının ve yaşadıkları acıların Allah’ın rahmetiyle çok daha güzel bir karşılığa kavuşacağına inanıyoruz. Orada korku yoktur, açlık yoktur, savaş yoktur, ayrılık yoktur. Orada acının yerini huzur, gözyaşının yerini mutluluk alır.
Çünkü mümin için ölüm, yok oluş değil; Allah’a dönüş yolculuğudur. Dünyada kısa süren bir hayatın ardından, sonsuz ve güzel bir hayata kavuşma umudumuz vardır.
Sonuç Olarak
Elimizden gelen ne ise onu yapmalıyız. Bir çocuğun yarasına merhem olabilecek bir bağışsa bağış, zulme ortak olmamak için bir boykotsa boykot, yaşananları daha fazla insana duyurmaksa duyurmak, mücadele etmekse mücadele etmek, haykırmaksa haykırmak… O çocuklar gibi cesur ve davasına bağlı olmalıyız.
Belki yaptığımız şey dünyayı bir anda değiştirmeyecek. Fakat mazlumun yanında durmak, imkânımız ölçüsünde iyiliği çoğaltmak ve zulüm karşısında sessiz kalmamak yine de bizim sorumluluğumuzdur. Bu yazı da dünyaya karşı bir haykırış olsun dilerim.
Hani hep “Psikolojim bozuldu.” deriz ya… Peki ya o savaştaki çocukların psikolojisi? Kur’an bize “Hiç düşünmezler mi?” diye sorar. Öyleyse düşünelim. O çocukların yaşadıkları bizim çocukluğumuz olsaydı? O bombalar bizim üzerimizden uçsaydı? Ya bizim evladımız sakat kalsaydı? Biz de aynı korkuyla uyansaydık, aynı açlıkla güne başlasaydık, aynı kayıplarla büyüseydik… Yine bu kadar duyarsız kalabilir miydik?
Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma. Kur’an’ın bize hatırlattığı gibi, Allah zalimlerin yaptıklarını görür ve onları “gözlerin dehşetle fırlayacağı bir güne” erteler. O gün hiçbir zulüm gizli kalmayacak, hiçbir gözyaşı unutulmayacak ve herkes yaptığının karşılığını görecektir.
Öyleyse bugün neye sessiz kaldığımıza, kimin yanında durduğumuza ve hangi tarafta olduğumuza dikkat edelim. Çünkü gün gelecek, herkesin durduğu yer ortaya çıkacak. O gün geldiğinde bizim de duruşumuz, davamız ve kimin yanında olduğumuz belli olsun.
Unutmayalım: Bugün durduğun yer, yarın vereceğin hesabın şahididir.


