Cumartesi, Eylül 5, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

İçimizdeki Eleştirel Ses Kimin Sesi?

Kendimize Konuşma Biçimimiz Nereden Gelir?

İnsan dünyaya kendisi hakkında hazır fikirlerle gelmez. “Ben değerliyim.”, “Yeterliyim.”, “Hata yapabilirim.” ya da tam tersine “Sevilmek için başarılı olmalıyım.” gibi düşünceler zaman içerisinde gelişir. Çocuk, kendisini büyük ölçüde çevresindeki insanların ona nasıl davrandığı üzerinden tanımaya başlar. Bir çocuk hata yaptığında nasıl karşılandığına, üzüldüğünde teselli edilip edilmediğine, başarılarının nasıl değerlendirildiğine ve ihtiyaçlarının ne ölçüde dikkate alındığına bakarak kendisi hakkında bir iç dünya oluşturur. Sürekli eleştirilen bir çocuk zamanla dışarıdan gelen eleştiriyi beklemeden kendisini eleştirmeyi öğrenebilir. Böylece başlangıçta dışarıdan gelen bir ses, zaman içerisinde kişinin kendi iç sesi gibi hissedilmeye başlayabilir. Yetişkinlikte kimse onu eleştirmese bile kişi kendi kendisine aynı sertlikle yaklaşabilir. Bu nedenle insanın kendisiyle kurduğu ilişkinin geçmiş ilişkilerinden bağımsız olduğunu düşünmek yanıltıcı olabilir.

İçselleştirilen Eleştiri

Psikodinamik yaklaşım, erken dönem ilişkilerin kişinin iç dünyasında iz bıraktığını ve zaman içerisinde bazı ilişki biçimlerinin içselleştirilebildiğini savunur. Çocuk için önemli olan kişilerin değerlendirmeleri, yalnızca o anı etkilemekle kalmaz; kişinin ilerleyen yıllarda kendisini nasıl değerlendireceğinin de temelini oluşturabilir. Örneğin çocukluk döneminde sık sık “Daha iyisini yapabilirdin.” mesajıyla karşılaşan bir birey, yetişkinlikte önemli bir başarı elde ettiğinde bile rahatlamakta zorlanabilir. Bir hedefe ulaştığında kısa süreli bir memnuniyet yaşasa da hemen ardından “Ama bunu zaten yapman gerekiyordu.” düşüncesi ortaya çıkabilir. Burada dikkat çekici olan, kişinin artık dışarıdan eleştirilmiyor olmasıdır. Eleştiren kişi adeta içeride yaşamaya devam etmektedir. Bu durum her zaman belirgin bir ebeveyn eleştirisiyle açıklanamaz. Bazen okul ortamı, akran ilişkileri, sosyal beklentiler veya kişinin kendisi için önemli gördüğü başka figürler de bu iç sesin oluşumunda rol oynayabilir.

Eleştirel Ses Bizi Neden Bırakmaz?

İçimizdeki eleştirel ses çoğu zaman yalnızca zarar veren bir mekanizma gibi görünür. Ancak psikolojik açıdan bakıldığında bazı işlevleri de olabilir. İnsan zihni, kişinin ait olduğu çevrenin beklentilerini anlamaya ve ilişkilerini korumaya çalışır. Çocuk için “Yeterince iyi olursam kabul edilirim.” düşüncesi, o dönemde bir tür güvenlik stratejisi olabilir. Daha başarılı olmak, daha sessiz davranmak, hata yapmamak veya başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koymak, çocuğun çevresiyle bağını korumasına yardımcı olmuş olabilir. Fakat çocuklukta işe yarayan bir strateji, yetişkinlikte kişinin önünde bir engele dönüşebilir. Yetişkin olduğunda artık koşullar değişmiş olsa bile kişi hâlâ aynı kurallara göre yaşamaya devam edebilir: Hata yapma, herkesi memnun et, zayıflığını gösterme, başarısız olma, daha fazlasını yap. Bu nedenle kendini acımasızca eleştiren kişinin davranışını yalnızca “özgüven eksikliği” olarak değerlendirmek yeterli olmayabilir. Bazen bu eleştiri, geçmişte kişinin kendisini korumasına yardımcı olmuş bir sistemin günümüzde de çalışmaya devam etmesidir.

Mükemmeliyetçilik ve Sürekli Yetersizlik Hissi

İçsel eleştirinin en görünür sonuçlarından biri mükemmeliyetçilik olabilir. Mükemmeliyetçi bireyler çoğu zaman yalnızca başarılı olmak istemez; hata yapmamayı ve eksik görünmemeyi de isterler. Ancak mükemmeliyetçiliğin paradoksal bir tarafı vardır. Kişi ne kadar başarılı olursa olsun, içindeki standart sürekli biraz daha yükselir. Bir hedef tamamlandığında yeni bir hedef belirlenir. Bir hata düzeltildiğinde başka bir kusur bulunur. Böylece başarı, kişinin kendisini yeterli hissetmesini sağlayan bir sonuca dönüşmek yerine, sürekli ertelenen bir rahatlama vaadine dönüşür. “Yeterli miyim?” sorusunun cevabı hiçbir zaman kalıcı olarak “evet” olmaz. Bu durum zamanla tükenmişliğe, yoğun kaygıya, erteleme davranışlarına ve kişinin kendi başarılarını küçümsemesine neden olabilir. Birey dışarıdan oldukça başarılı görünürken iç dünyasında sürekli yetersiz hissedebilir.

Kendimize Daha Az Acımasız Olabilir miyiz?

İçsel eleştiriyle mücadele etmek, kişinin kendisine sürekli olumlu cümleler söylemesi anlamına gelmez. Amaç gerçekçi olmayan bir “Her şey harika.” düşüncesi oluşturmak da değildir. Daha sağlıklı olan, kişinin kendi zihnindeki eleştirel sesi fark etmeye başlamasıdır. “Bunu neden yapamadım?” yerine “Şu anda neyi yapamadığım için zorlanıyorum?” demek bile önemli bir değişiklik yaratabilir. Aynı şekilde “Ben başarısızım.” düşüncesi ile “Bu konuda başarısız olduğum bir deneyim yaşadım.” cümlesi arasında büyük bir fark vardır. İlk ifade kişinin bütün benliğini hedef alırken, ikincisi belirli bir deneyime odaklanır. Kişinin kendisini eleştirmesi ile davranışını değerlendirmesi birbirinden ayrılmalıdır. Hataları görmek gelişimin bir parçasıdır; ancak hatayı kişinin bütün değerinin kanıtı haline getirmek başka bir şeydir.

Terapi Sürecinde İç Sesle Karşılaşmak

Psikoterapide kişinin kendisiyle nasıl konuştuğu önemli bir çalışma alanıdır. Birey bazen terapistin karşısında kendisini anlatırken bile kendisini küçümseyebilir, yaşadığı duyguları önemsizleştirebilir veya “Bunu söylemem saçma olacak.” diyerek geri çekilebilir. Bu noktada terapinin amacı yalnızca olumsuz düşünceleri değiştirmek değildir. Özellikle psikodinamik çalışmada, kişinin kendisine neden bu kadar sert davrandığı ve bu sesin hangi ilişki deneyimleriyle bağlantılı olabileceği araştırılabilir. “Bu düşünce ne zaman ortaya çıkıyor?”, “Bu sesi duyduğunda ne hissediyorsun?”, “Bu ses sana kimi hatırlatıyor?”, “Kendinden ne bekliyorsun?” gibi sorular, kişinin iç dünyasındaki örüntüleri fark etmesine yardımcı olabilir. Böylece kişi zamanla eleştirel sesi ile kendi gerçek ihtiyaçlarını birbirinden ayırmayı öğrenebilir.

Sonuç: İçimizdeki Ses Bize Ait mi?

İçimizdeki eleştirel ses tamamen dışarıdan gelen bir ses değildir; zamanla bizim düşünce biçimimizin bir parçası haline gelir. Ancak bize ait olması, onun değiştirilemez olduğu anlamına gelmez. İnsan geçmişinden etkilenir fakat geçmişinin bütün kurallarına sonsuza kadar bağlı değildir. Kendimize nasıl konuştuğumuzu fark etmek, geçmişte öğrendiğimiz ilişki biçimlerini yeniden değerlendirmek için önemli bir başlangıçtır. Belki de kendimize sormamız gereken soru “Neden kendimi bu kadar eleştiriyorum?”dan önce şudur:

“Kendimle konuşurken aslında kimin cümlelerini kullanıyorum?”

Bu sorunun cevabı, kişinin yalnızca kendisini daha iyi anlamasına değil, kendisiyle kurduğu ilişkinin yeniden şekillenmesine de kapı aralayabilir.

Kaynakça

  • Bowlby, J. (1988). A secure base: Parent-child attachment and healthy human development. Routledge.
  • Freud, S. (1923). The ego and the id. Hogarth Press.
  • McWilliams, N. (2011). Psychoanalytic diagnosis: Understanding personality structure in the clinical process (2nd ed.). Guilford Press.
  • Winnicott, D. W. (1965). The maturational processes and the facilitating environment. Hogarth Press.
  • Young, J. E., Klosko, J. S., & Weishaar, M. E. (2003). Schema therapy: A practitioner's guide. Guilford Press.
İlayda Çayırgan
İlayda Çayırgan
İlayda Çayırgan, lisans eğitimini Bahçeşehir Üniversitesi Psikoloji bölümünde, yüksek lisansını ise Okan Üniversitesi Klinik Psikoloji programında tamamlamıştır. Psikodinamik yaklaşımla çalışan Çayırgan, yetişkin bireylerle yürüttüğü klinik çalışmalarında özellikle rüyalar ve psikopatolojiler üzerine yoğunlaşmaktadır. Yazılarında ise adli psikoloji, psikopatoloji ve rüya analizi gibi konulara yer vermektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar