Aldatılmanın Psikolojisi: Kırılan Sadece Güven Değildir
Bir ilişkide aldatılmak, çoğu zaman yalnızca partnerin başka biriyle kurduğu ilişkiyi öğrenmek anlamına gelmez. Aldatılma, kişinin ilişkiye, partnerine ve hatta kendi algılarına duyduğu güveni sarsabilen güçlü bir psikolojik deneyimdir. Bu nedenle aldatılma sonrasında yaşanan yoğun üzüntü, öfke, kaygı ve kafa karışıklığı yalnızca “ilişkinin bitmesi” ile açıklanamayabilir.
Aldatılmanın ardından kişinin zihninde aynı sorular tekrar tekrar dönebilir:
“Bunu nasıl fark etmedim?”
“Bana söylediklerinin hangisi gerçekti?”
“Neden böyle yaptı?”
“Bende bir eksiklik mi vardı?”
Bu soruların ortaya çıkması, kişinin yaşadığı olayı anlamlandırma ve yeniden kontrol duygusu kazanma çabasının bir parçası olabilir.
Aldatılma neden bu kadar sarsıcıdır?
Romantik ilişkiler yalnızca duygusal yakınlık değil; aynı zamanda güven, bağlılık, aidiyet ve gelecek beklentisi üzerine kuruludur. Bu nedenle aldatılma, ilişkinin temel yapı taşlarından birkaçını aynı anda sarsabilir.
Fife, Weeks ve Stellberg-Filbert (2013), aldatılmanın ilişkide “güven ve ilişki istikrarının kaybına” yol açabildiğini belirtmektedir. Araştırmacılara göre aldatılma sonrasında kişi yalnızca partnerine yönelik güvenini değil, ilişkinin güvenli olduğuna dair algısını da yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir.
Bu noktada aldatılan kişi için en zorlayıcı deneyimlerden biri belirsizliktir. Çünkü güven kaybolduğunda zihin geleceği öngörmekte zorlanır. Partnerin geç cevap vermesi, telefonunu saklaması ya da günlük davranışlarındaki küçük değişiklikler bile kişinin zihninde daha büyük anlamlar kazanabilir.
Dolayısıyla aldatılma sonrasında ortaya çıkan sürekli kontrol etme, sorgulama ve geçmiş olayları yeniden inceleme davranışları her zaman “takıntılı olmak” şeklinde değerlendirilmemelidir. Bunlar, sarsılan güvenin ardından kişinin yeniden güvenlik hissi oluşturmaya çalışma biçimleri olabilir.
“Beni aldattı” düşüncesinden “Ben yetersiz miyim?” düşüncesine
Aldatılmanın en yaralayıcı taraflarından biri, kişinin partnerinin davranışını kendi değeriyle ilişkilendirmesidir.
“Daha güzel olsaydım…”
“Daha ilgili bir eş olsaydım…”
“Aramızdaki sorunları daha erken fark etseydim…”
Bu düşünceler oldukça yaygındır. Ancak partnerin aldatma davranışının sorumluluğunu doğrudan aldatılan kişinin kişisel özelliklerine yüklemek doğru değildir. Aldatma davranışının ortaya çıkmasında bireysel özellikler, ilişki dinamikleri ve çeşitli bağlamsal etkenler rol oynayabilir (Fincham & May, 2017).
İlişkide sorunların bulunması, aldatmayı haklı çıkarmaz. Bir ilişkide memnuniyetsizlik varsa bunun ifade edilmesi, sınırların yeniden belirlenmesi, çift terapisine başvurulması veya ilişkinin sonlandırılması gibi seçenekler vardır.
Bu nedenle “Aldatıldım çünkü yeterli değildim.” düşüncesi ile “İlişkimizde sorunlar olabilir ve partnerim bununla baş etmek için aldatmayı seçti.” düşüncesi birbirinden ayrılmalıdır.
Öfke, özlem ve sevgi aynı anda yaşanabilir.
Aldatılmanın ardından kişinin duygularının birbiriyle çelişmesi oldukça doğaldır.
Kişi bir gün ilişkiyi bitirmek isteyebilir, ertesi gün partnerini özleyebilir. Bir yandan yaşanan ihanete öfkelenirken diğer yandan ilişkinin güzel anılarını hatırlayabilir.
Bu durum “kararsızlık” ya da “zayıflık” olarak görülmemelidir.
Çünkü kişi yalnızca partnerinin davranışıyla değil, aynı zamanda kaybettiği güven duygusuyla, ortak geçmişiyle ve geleceğe ilişkin kurduğu hayallerle de baş etmektedir.
Bu nedenle iyileşme süreci doğrusal değildir. Bir gün daha iyi hissetmek, ertesi gün yeniden üzülmeyeceği anlamına gelmez.
Peki güven yeniden kurulabilir mi?
Aldatılma sonrasında ilişkinin devam edip etmeyeceği kadar önemli bir başka soru da şudur: Güven yeniden kurulabilir mi?
Bazı çiftler ilişkilerini yeniden yapılandırmayı tercih edebilir. Ancak güvenin yeniden kurulması yalnızca “bir daha yapmayacağım” demekle gerçekleşmez. Bunun için tutarlı davranışlar, sorumluluk alma, açık iletişim ve yaşanan zararın kabul edilmesi gerekir.
Fife ve arkadaşları (2013), aldatılma sonrasında iyileşme sürecinde empati, alçakgönüllülük, bağlılık ve özrün önemli unsurlar olduğunu vurgulamaktadır. Ayrıca affetmenin unutmak, yapılanı mazur görmek ya da yaşananları önemsizleştirmek anlamına gelmediğinin altını çizmektedir.
Dolayısıyla affetmek zorunluluk değildir. İlişkiye devam etmek de zorunluluk değildir.
Bazen iyileşmek ilişkinin yeniden kurulmasıyla, bazen ise kişinin kendisi için yeni bir yaşam kurmasıyla mümkün olabilir.
Aldatılmak kişinin değerini belirlemez
Aldatılmanın ardından kişi uzun süre “Neden?” sorusunun cevabını arayabilir. Ancak her zaman bulunabilecek tek ve kesin bir cevap yoktur. İyileşmenin önemli bir aşaması, yaşananın bütün sorumluluğunu kendi üzerine almamaktır.
Aldatılmak kişinin değersiz, yetersiz veya sevilmeye layık olmadığını göstermez.
Belki de bu süreçte sorulabilecek en iyileştirici soru:
“Bunu neden yaptı?”dan önce, “Ben yaşanan bu deneyimden sonra kendimi nasıl yeniden güvende hissedebilirim?” olmalıdır.
Çünkü aldatılmanın ardından yeniden kurulması gereken yalnızca ilişkiye duyulan güven değildir. Bazen kişinin kendi sezgilerine, sınırlarına, kararlarına ve kendilik değerine duyduğu güveni de yeniden inşa etmesi gerekir.
Ve iyileşmek, yaşananı unutmak değildir.
İyileşmek; yaşananı hatırladığında artık kendini suçlamamaktır.
Kaynakça
- Fincham, F. D., & May, R. W. (2017). Infidelity in romantic relationships. Current Opinion in Psychology, 13, 70–74. https://doi.org/10.1016/j.copsyc.2016.03.008
- Fife, S. T., Weeks, G. R., & Stellberg-Filbert, J. (2013). Facilitating forgiveness in the treatment of infidelity: An interpersonal model. Journal of Family Therapy, 35(4), 343–367. https://doi.org/10.1111/j.1467-6427.2011.00561.x
- Hall, J. H., & Fincham, F. D. (2009). Psychological distress: Precursor or consequence of dating infidelity? Personality and Social Psychology Bulletin, 35(2), 143–159. https://doi.org/10.1177/0146167208327189


