Salı, Ağustos 25, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Çocuklarda Ekran Kullanımı ve Duygusal Düzenleme

Günümüzde telefon, tablet, bilgisayar ve televizyon çocukların hayatının oldukça doğal bir parçası hâline geldi. Özellikle eğitim, oyun ve arkadaşlarla iletişim açısından ekranlar hayatımızı kolaylaştırıyor. Bu nedenle çocukların ekranla hiç karşılaşmamasını beklemek gerçekçi değil.

Burada asıl önemli olan, çocuğun ekranı ne kadar kullandığından çok, ne amaçla ve nasıl kullandığıdır. Çünkü ekran kullanımı söz konusu olduğunda tek bir doğru süre vermek yerine çocuğun yaşı, gelişim dönemi, kullandığı içerik, uyku düzeni, sosyal ilişkileri, fiziksel aktiviteleri ve ekranın günlük yaşamındaki yeri birlikte düşünülmelidir. Özellikle çocukluk döneminde duyguları tanıma ve yönetme becerileri henüz gelişmektedir.

Çocuklar öfkelendiklerinde, sıkıldıklarında, üzüldüklerinde veya beklemek zorunda kaldıklarında bu duygularla nasıl baş edeceklerini zaman içerisinde öğrenirler. İşte bu noktada ekran bazen hızlı ve kolay bir sakinleşme yolu olarak kullanılabilir. Örneğin çocuk ağladığında, sıkıldığında veya öfkelendiğinde “Al biraz tablet izle.” demek o an için gerçekten işe yarayabilir.

Çocuk sakinleşir, ortam rahatlar ve ebeveyn de nefes alma fırsatı bulur. Burada ebeveyni suçlamak doğru değildir; hepimiz zaman zaman pratik çözümlere ihtiyaç duyabiliriz. Ancak ekran çocuğun her zor duyguda başvurduğu tek sakinleşme yöntemi hâline geldiğinde dikkat etmek gerekir.

Çünkü çocuk zamanla “Sıkıldığımda ekran”, “Üzüldüğümde ekran”, “Sinirlendiğimde ekran” şeklinde bir alışkanlık geliştirebilir. Oysa çocukların duygusal gelişimi için sıkılmayı, hayal kırıklığını, beklemeyi ve zaman zaman hiçbir şey yapmadan durabilmeyi de öğrenmeleri gerekir. Bir çocuğun canı sıkıldığında hemen ekran açmak yerine kendi oyununu kurmasına, resim yapmasına, hareket etmesine, kitapla vakit geçirmesine veya ailesiyle sohbet etmesine fırsat vermek bu becerilerin gelişmesine katkı sağlayabilir.

Bu durum “Ekran çocuğun duygusal gelişimini bozar.” anlamına gelmez. Ekranın kendisini suçlamak yerine, ekranın çocuğun hayatında hangi işlevi gördüğüne bakmak daha doğrudur. Örneğin çocuk yaşadığı bir problemi ailesiyle konuşmak yerine sürekli oyun oynayarak uzaklaşmaya çalışıyorsa, ekranın bir kaçış aracı hâline gelip gelmediğini düşünmek gerekir.

Aynı şekilde çocuk ekran olmadan yemek yiyemiyor, uyuyamıyor, bekleyemiyor veya sakinleşemiyorsa burada yalnızca süreye değil, ekranla kurulan ilişkiye de bakmak önemlidir. Ekran kullanımında içerik de en az süre kadar önemlidir. Çocuğun izlediği videonun veya oynadığı oyunun yaşına uygun olup olmadığı, içerikten keyif alırken aynı zamanda ne öğrendiği ve ekran karşısında pasif mi yoksa etkileşimli mi olduğu önem taşır.

Her ekran içeriğinin çocuk üzerindeki etkisi aynı değildir. Bunun yanında ekranın uyku düzenini etkilememesine de dikkat edilmelidir. Özellikle yatmadan hemen önce uzun süre ekran kullanmak, çocuğun uyku rutinini zorlaştırabilir.

Yeterli ve düzenli uyku ise çocukların dikkatini, öğrenmesini ve duygularını düzenleyebilmesini doğrudan etkileyen önemli bir ihtiyaçtır. Ekran kullanımı konusunda velilerin en çok zorlandığı noktalardan biri ise sınır koymaktır. Çünkü “Artık bırak.” dediğimizde çocuğun ağlaması, öfkelenmesi veya “Biraz daha!” demesi oldukça sık karşılaşılan bir durumdur.

Böyle anlarda sınır koymak kadar sınırı nasıl koyduğumuz da önemlidir. Çocuğa ekranı aniden kapatmak yerine önceden haber vermek, “On dakika sonra kapatacağız.” demek ve sonrasında ne yapılacağını söylemek geçişi kolaylaştırabilir. Örneğin “Oyunun bitince tableti bırakacağız, sonra birlikte yemek yiyeceğiz.” gibi net ve sakin bir yaklaşım çocuğun ne olacağını bilmesini sağlar.

Elbette çocuk yine de itiraz edebilir. Burada amaç çocuğun hiç tepki vermemesini sağlamak değil, ebeveynin sınırı sakin ve tutarlı bir şekilde koruyabilmesidir. Çünkü çocuklar sınırları test edebilir; bu, her zaman sınırın yanlış olduğu anlamına gelmez.

Öte yandan ebeveynlerin kendi ekran kullanımı da oldukça önemlidir. Çocuğa “Telefonunu bırak.” derken ebeveynin sürekli telefonuyla ilgilenmesi, çocuğa verilen mesajı zayıflatabilir. Çocuklar söylediklerimiz kadar yaptıklarımızı da öğrenir.

Bu nedenle aile içerisinde yemek sırasında telefonları bir kenara bırakmak, birlikte yürüyüş yapmak, oyun oynamak veya günün nasıl geçtiği hakkında konuşmak ekranın dışında da keyifli zaman geçirilebileceğini gösterir. Özellikle ergenlik döneminde ekran kullanımını tamamen yasaklamak çoğu zaman gerçekçi değildir. Çünkü telefonlar artık arkadaşlıkların, okul çalışmalarının ve sosyal hayatın da bir parçası hâline gelmiştir.

Bu dönemde “Telefonu bırak.” demekten çok “Telefonu hangi amaçlarla ve ne zaman kullandığını birlikte değerlendirelim.” yaklaşımı daha sağlıklı bir iletişim kurabilir. Bir diğer önemli nokta da ekranı her problemin nedeni olarak görmemektir. Örneğin bir çocuk son zamanlarda içine kapanmış, derslerine ilgisi azalmış, arkadaşlarıyla daha az görüşmeye başlamış ve ekran başında daha fazla zaman geçiriyorsa yalnızca “Telefon yüzünden böyle oldu.” demek yeterli olmayabilir.

Belki çocuk okulda bir problem yaşıyor, arkadaş ilişkilerinde zorlanıyor, kendisini yalnız hissediyor veya başka bir konuda desteğe ihtiyaç duyuyor olabilir. Bazen ekran problemden çok, çocuğun yaşadığı sıkıntıdan uzaklaşmak için kullandığı bir araçtır. Bu nedenle “Neden bu kadar ekran kullanıyor?” sorusunun yanında “Ekrana yöneldiğinde hayatında neler oluyor?” sorusunu da sormak gerekir.

Sonuç olarak ekranı tamamen hayatımızdan çıkarmak ne mümkün ne de gerekli. Önemli olan ekranın çocuğun hayatındaki yerini doğru belirlemek. Çocuğun uyku, oyun, hareket, okul, arkadaşlık ve aile ilişkileri için yeterli zamanı kalıyor mu?

Ekran dışında da keyif aldığı şeyler var mı? Zorlandığında yalnızca ekrana mı yöneliyor? Ebeveynleriyle duyguları hakkında konuşabiliyor mu?

Bu sorular bize yalnızca “kaç saat ekran kullandı?” sorusundan çok daha fazla bilgi verir. Çocukların teknolojiyle sağlıklı bir ilişki kurabilmeleri için onlara sadece sınır koymak değil, ekran dışında da kendilerini iyi hissetmenin yollarını öğretmek gerekir. Bazen bir çocuğun elindeki tableti kapatmak yerine yanına oturup onunla oyun oynamak, dışarı çıkmak, sohbet etmek veya sadece onu dinlemek çok daha güçlü bir mesaj verir.

Çünkü çocukların ihtiyaç duyduğu şey yalnızca ekrandan uzaklaşmak değil; ekranın dışında da keşfedebilecekleri, paylaşabilecekleri ve kendilerini güvende hissedebilecekleri bir dünyanın olduğunu deneyimlemektir.

Senanur Yılmaz
Senanur Yılmaz
Senanur Yılmaz, Hasan Kalyoncu Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden yeni mezun olmuştur. Araştırma yapmayı, yazı yazmayı, yeni şeyler keşfetmeyi ve film izlemeyi sevmektedir. Özellikle psikolojinin bağımlılık, gelişim ve ilişki alanlarına ilgi duymakta; bu alanlarda araştırmalar yürütmeyi hedeflemektedir. Eğitim sürecinde İdea, Füzyon ve Akademia Psikoloji Merkezlerinde bilişsel davranışçı terapi (BDT), bütüncül yaklaşım, varoluşçu terapi ve dinamik terapi alanlarında giriş düzeyinde eğitimler almıştır. Ayrıca Boğaziçi Kampüs bünyesinde BDT ve çocuk eğitimi programlarına katılmıştır. Zorunlu stajını ise Yeşilay Danışmanlık Merkezi bünyesinde tamamlamıştır. Bunun yanı sıra İstanbul Üniversitesi Çocuk Gelişimi ön lisans programından mezun olmuştur. Gaziantep’te yaşayan Senanur Yılmaz, mesleki gelişimine önem veren, öğrenmeye açık ve kendini sürekli geliştirmeyi hedefleyen yeni mezun bir psikologdur.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar