Çarşamba, Ağustos 12, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Kendimi Bulmaya Çalışırken Kendimi Kaybetmek

Son yıllarda “kendini bulmak”, “kendinin en iyi versiyonuna dönüşmek”, “iyileşmek” ve “kendini gerçekleştirmek” gibi ifadeleri hayatımızın pek çok alanında duymaya başladık. Daha iyi hissetmek, kendimizi tanımak ve yaşamımızı daha anlamlı hale getirmek elbette kıymetli amaçlar. Ancak bazen bu arayış, fark etmeden başka bir baskıya dönüşebiliyor: Sürekli kendimizi düzeltmemiz, geliştirmemiz, eksiklerimizi tamamlamamız ve bir önceki halimizden daha iyi olmamız gerektiği düşüncesine.

Bugün sosyal medyada karşımıza çıkan içeriklerin önemli bir kısmı bize nasıl daha iyi yaşayacağımızı anlatıyor. Daha disiplinli olmalı, daha erken kalkmalı, spor yapmalı, sağlıklı beslenmeli, meditasyon yapmalı, sınır koymalı, travmalarımızı iyileştirmeli, ilişkilerimizi gözden geçirmeli ve kariyerimizde ilerlemeliyiz. Bunların her biri tek başına faydalı olabilir. Fakat hepsi aynı anda birer “yapılması gereken” haline geldiğinde, kişinin yaşamı kendisini olduğu haliyle deneyimlediği bir alan olmaktan çıkıp sürekli üzerinde çalışması gereken bir projeye dönüşebiliyor.

Kişisel gelişimin en önemli paradokslarından biri burada ortaya çıkıyor. İnsan kendisini tanımak için çıktığı yolda, zaman zaman kendisini sürekli değerlendiren bir gözlemciye dönüşebiliyor. “Bunu neden hissettim?”, “Burada neden böyle davrandım?”, “Acaba bağlanma stilim ne?”, “Bu ilişki bana iyi geliyor mu?”, “Yeterince sınır koyuyor muyum?”, “Çocukluk travmalarımın etkisi ne?” gibi sorular farkındalık sağlayabilir. Ancak insanın her duygusunu, her davranışını ve her ilişkisini sürekli analiz etmesi, bir noktadan sonra yaşamın kendisini deneyimlemeyi zorlaştırabilir. Her anın anlamını çözmeye çalışırken o anın içinde bulunmak mümkün olmayabilir.

Terapi de bu noktada yanlış anlaşılmaması gereken önemli bir alan. Terapi, kişinin sürekli kendisini “onaracağı” ya da kusursuz hale getireceği bir süreç değildir. İnsan olmak, tamamen çözülebilecek bir problem olmak anlamına gelmez. Terapi bazen bir duyguyu ortadan kaldırmaktan çok, o duyguyla kurduğumuz ilişkiyi değiştirmemize yardımcı olur. Kaygının hiç olmayacağı, kırılmayacağımız, hata yapmayacağımız ya da ilişkilerde hiç zorlanmayacağımız bir noktaya ulaşmak gerçekçi değildir. Psikolojik iyilik hali, bütün zor duygulardan kurtulmak değil; onları taşıyabilme, anlamlandırabilme ve hayatımıza rağmen değil, hayatımızla birlikte var edebilme kapasitesidir.

“Daha iyi bir ben” olma düşüncesi de fark edilmeden kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiyi sertleştirebilir. Çünkü bu düşüncenin içinde bazen şu gizli mesaj bulunur: “Şu anki halim yeterince iyi değil.” Böyle düşündüğümüzde gelişim, meraktan ve ihtiyaçtan değil, eksiklik hissinden beslenmeye başlar. Kendimize şefkat göstermek yerine kendimizi sürekli düzeltmeye çalışırız. Bir hedefe ulaştığımızda kısa süreli bir rahatlama yaşar, ardından yeni bir eksik buluruz. Böylece hayat, tamamlanmayı bekleyen sonsuz bir yapılacaklar listesine dönüşebilir.

Oysa kendini bulmak belki de sandığımız gibi bir “sonuca ulaşmak” değildir. İnsan değişen, gelişen, çelişen ve zaman zaman kendisiyle bile şaşırtıcı biçimde farklılaşabilen bir varlıktır. Bugün istediğimiz bir şeyi yarın istemeyebilir, bir dönem güçlü olduğumuz bir konuda başka bir dönemde zorlanabiliriz. Bazen kendimizi bulmak, kim olduğumuza kesin bir cevap vermekten çok, değişebilme hakkımızı kabul etmektir. Kendimizi tek bir kimliğe, kişilik özelliğine ya da psikolojik açıklamaya indirgememektir.

Belki de zaman zaman kendimize “Kendimi nasıl geliştirebilirim?” sorusundan önce “Şu an kendime gerçekten nasıl davranıyorum?” diye sormak gerekiyor. Çünkü kendini geliştirme çabası, kendini kabul etmenin karşıtı olmak zorunda değil. Tam tersine, değişim en sağlıklı biçimde kendimizi yetersiz gördüğümüz için değil, kendimize değer verdiğimiz için gerçekleşebilir. Bazen gelişmek daha çok çalışmak değil, dinlenmeye izin vermektir. Daha fazla sınır koymak değil, bir ilişkide esnek olabilmektir. Her duyguyu çözümlemek değil, bazı duyguların yalnızca yaşanmasına izin vermektir.

Belki de ihtiyacımız olan şey sürekli “daha iyi” bir versiyonumuza ulaşmak değil, olduğumuz kişiyle daha barışık bir ilişki kurabilmektir. Çünkü insanın değeri, tamamladığı kişisel gelişim programlarının, aştığı problemlerin ya da ulaştığı ideal benliğin toplamı değildir. Kendimizi bulmak bazen daha fazlasını eklemekten değil, üzerimize yapışmış “olmam gereken kişi” tanımlarından biraz uzaklaşmaktan geçer. Ve belki de asıl iyileşme, kendimize sürekli “Nasıl değişmeliyim?” diye sormayı bırakıp zaman zaman “Olduğum halimle burada kalmama izin var mı?” diyebildiğimiz yerde başlar.

Elif ÇITIR
Elif ÇITIR
Elif ÇITIR lisans eğitimini İstanbul Atlas Üniversitesi, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji bölümünde tamamlamıştır.Eğitim hayatı boyunca ruh sağlığı alanında farklı deneyimler edinmek, kendi alanında gelişmek adına psikolojinin farklı sektörlerinde görev yapma imkanı olmuştur.Bunların yanı sıra Psikoloji Kulübü Yönetim Ekibindeki görevi ile birçok seminer gerçekleştirip sertifikalar almıştır.Mesleki hayatında psikolog olarak bireylerin zihinsel ve duygusal sağlığını desteklemek amacıyla çalışan bir uzmandır.Çocuk, ergen, yetişkin, aile danışmanlığı konusunda geniş bilgi ve deneyime sahip olan Çıtır aynı zamanda oyun terapisi alanında da uzmanlaşmıştır.Çıtır bunların yanı sıra birçok dergide pozitif psikoloji ve kişisel gelişim üzerine yazılar kaleme almaktadır.Kendini sürekli geliştiren Çıtır farklı çalışmalar ve eğitimler aracılığıyla bilgi dağarcığını genişletmekte ve alanında en güncel yaklaşımları takip etmektedir.Bireylerin hayatında olumlu değişiklikler yaratma tutkusuyla seanslarında onlara destek olmayı ve yaşam kalitelerini arttırmayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar