Pazartesi, Ağustos 10, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Aynı İlişkinin İçinde İki Farklı Deneyim

Aynı İlişkinin İçinde İki Farklı Deneyim

Bir ilişki bittikten sonra, aynı ilişkiyi yaşamış iki insanı dinlediğinizde farklı ilişkilerden bahsediyorlarmış gibi hissedebilirsiniz.

Birinin ilişkinin dönüm noktası olarak hatırladığı bir olay, diğeri için sıradan bir gün olabilir. Birinin incindiği bir söz, diğeri için üzerinde durulacak kadar önemli değildir. Aynı sessizlik, aynı tartışma, aynı olay… Yaşanan olay ortak olsa da geriye kalan deneyim çoğu zaman ortak değildir.

Peki, aynı ilişkiyi yaşayan iki insan, bunu nasıl bu kadar farklı deneyimleyebilir?

Olay Aynı, Deneyim Farklı

Yaşanan olay aynıdır. Farklı olan, o olayı nasıl yorumladığımızdır.

Bazen saatlerce cevap gelmeyen bir mesaj, iki kişide bambaşka duygular uyandırabilir. Biri “Yoğundur, müsait olunca yazar.” diye düşünürken, bir başkası “Artık eskisi kadar önemsemiyor.” diye hissedebilir. Telefon ekranında görünen şey aynıdır. Değişen, o mesaja yüklenen anlamdır.

Benzer bir durum ilişkilerde birçok olay için geçerlidir. Partneriniz “Biraz yalnız kalmak istiyorum.” dediğinde biri bunu dinlenme ihtiyacı olarak görebilir. Bir başkası ise “Benden uzaklaşıyor.” diye düşünebilir.

Yaşanan olay değişmez. Değişen, o olayın iki insanda bıraktığı etkidir.

İnsan zihni yaşadıklarını olduğu gibi kaydetmez. Yaşanan olaya verdiğimiz anlam, hissettiklerimiz ve aklımızdan geçenler de o deneyimin bir parçası olur. Bu yüzden aynı olay, iki insan için aynı anlama gelmeyebilir.

Neden Farklı Yorumluyoruz?

Hiçbirimiz ilişkilere sıfırdan başlamıyoruz. Her birimiz, daha önce yaşadıklarımızı da yeni ilişkilerimize taşıyoruz.

Partnerinizle küçük bir tartışma yaşadığınızı düşünün. Tartışmanın ardından o biraz sessizleşti.

Bazı insanlar bu sessizliği, “Biraz zamana ihtiyacı var.” diye yorumlayabilir.

Bazıları ise aynı sessizlikten bambaşka sonuçlar çıkarabilir.

“Galiba beni eskisi kadar sevmiyor.”

“Demek ki benim için o kadar da önemli değilim.”

“Yine geri planda kaldım.”

Aslında bu düşünceler yalnızca yaşanan olayla ilgili değildir. O olaydan, kendimizle ilgili de bir sonuca varmaya başlarız.

Çünkü yaşanan olayları olduğu gibi değerlendirmeyiz. Daha önce yaşadıklarımız, kurduğumuz ilişkiler ve zaman içinde geliştirdiğimiz inançlar, olaylara nasıl anlam vereceğimizi etkileyebilir.

Bu nedenle bazen bizi en çok üzen şey, yaşanan olayın kendisi değildir. O olayın bize kendimiz hakkında ne söylediğine inanmamızdır.

Bu durum yalnızca romantik ilişkilere özgü değildir. İnsanlarla kurduğumuz pek çok ilişkide, aynı olayın farklı kişiler için farklı anlamlar taşıdığını görebiliriz. Ancak romantik ilişkiler, duygusal yakınlığın ve beklentilerin yoğunluğu nedeniyle bu farklılıkların daha görünür hâle gelebildiği alanlardan biridir.

Peki, kimin gerçeği doğru?

Bu noktada akla şu soru gelebilir: O halde kimin yaşadığı gerçek?

Aslında bu sorunun tek bir cevabı yok.

Bazen bir olay gerçekten incitici olabilir. Ancak bazı durumlarda yaşadığımız acıyı büyüten şey, o olaydan kendimizle ilgili çıkardığımız anlam olabilir.

Örneğin, tartışmadan sonra partnerimizin sessizleşmesi canımızı sıkabilir. Ama bizi asıl üzen bazen o sessizliğin kendisi değil; “Galiba beni eskisi kadar sevmiyor.”, “Demek ki benim için o kadar da önemli değilim.” ya da “Yine geri planda kaldım.” diye düşünmeye başlamamız olabilir.

Bazen yaşanan olay ile o olaydan çıkardığımız anlam birbirine karışabilir. Bunu fark etmek, yaşadığımız duyguyu küçümsemek değil; o duygunun nereden beslendiğini anlamaya yardımcı olabilir.

Karşımızdakini anlamaya çalışmak, kendi duygularımızdan vazgeçmek değildir. Aynı şekilde kendi duygularımıza sahip çıkmak da karşımızdakini haksız ilan etmek anlamına gelmez.

Bu yüzden ilişkilerde her zaman ilk sorulması gereken soru “Kim haklı?” olmayabilir. Bazen daha önemli olan, aynı olayın iki kişi için ne ifade ettiğini konuşabilmektir.

Çünkü aynı ilişkiyi paylaşmak, her zaman aynı ilişkiyi yaşamak anlamına gelmez.

Özge Yeşilova
Özge Yeşilova
Klinik Psikolog Özge Yeşilova, lisans eğitimini İstanbul Aydın Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde tamamladıktan sonra Klinik Psikoloji alanında uzmanlaşmıştır. Eğitim ve mesleki deneyim sürecinde Bakırköy Adliyesi ve Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi başta olmak üzere farklı kurumlarda, farklı danışan gruplarıyla çalışma fırsatı bulmuştur. Yetişkinlerle bireysel psikoterapi alanında çalışmakta, kaygı bozuklukları, ilişki problemleri, travma, duygusal zorlanmalar, özdeğer sorunları, bağlanma örüntüleri ve yaşamın farklı dönemlerinde ortaya çıkan psikolojik güçlükler üzerine odaklanmaktadır. Psikoterapi sürecinde bilişsel davranışçı terapi (BDT), şema terapi ve bütüncül yaklaşımları danışanın ihtiyacına göre birlikte değerlendirmekte, kişinin kendi iç dünyasını daha iyi anlamasına ve uzun vadede daha sağlıklı başa çıkma becerileri geliştirmesine eşlik etmeyi önemsemektedir. Amacı yalnızca mevcut sorunların hafiflemesi değil, kişinin kendisiyle, ilişkileriyle ve yaşamıyla daha dengeli bir bağ kurabilmesidir. Yazılarında psikolojiyi daha anlaşılır, samimi ve gündelik hayatla temas eden bir dille ele almayı önemser. İnsanların kendilerinden bir parça bulabileceği, düşündüren ve duygularına temas eden bir alan açmayı amaçlar.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar