Cumartesi, Ağustos 8, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Başkalarının Düşünceleri Neden Bu Kadar Önemli?

Herhangi bir davranışın ardından zihnimizde dolaşan sorulardan biri de şudur: “Acaba hakkımda ne düşündüler?” Bir grup içinde fikir belirtirken, iş yerinde bir hata yaptığımızda, bir tartışma yaşadığımızda ya da sosyal bir ortamda istemediğimiz bir davranışı sergilediğimizi düşündüğümüzde, olayın kendisinden çok insanların bizi nasıl değerlendirdiği zihnimizi daha fazla meşgul edebilir. Hatta bazen yaşanan olay unutulur ama başkalarının gözünde imajımızın nasıl olduğuna dair sorgulamalar uzun süre bizimle kalabilir. Peki, başkalarının düşüncelerine verdiğimiz bu aşırı önem nereden geliyor?

İnsanların ne düşündüğünü önemsememiz aslında tek başına sorun değildir. Hepimiz ilişkilerimiz içerisinde nasıl göründüğümüzü az çok merak ederiz. Birinin yüzündeki ifadeyi, ses tonundaki değişikliği ya da söylediklerimize verdiği tepkiyi fark ederiz. Çünkü ilişkilerimizi sürdürebilmek için karşımızdakini anlamaya ihtiyaç duyarız. Ancak insanların düşüncelerini kendi değerimizin ölçütü haline getirmeye başladığımızda yoğun endişe yaşamamız daha olası hale gelebilir. Bir eleştiri duyduğumuzda veya hata yaptığımızı düşündüğümüzde kendimizle ilgili sert yargıya varmak da çok hızlı bir süreç haline gelebilir. “Hata yaptım” demek yerine “Demek ki yetersizim”, “Hiçbir işi beceremiyorum”, “Yine sorun yarattım” gibi içsel yargılamalara hemen kapılırız.

Bu süreçte kimi zaman bir adım daha ileri gider ve karşımızdakinin zihninden geçenleri de okumaya çalışırız. Ne düşündüğünü bilmeden karşımızdaki kişinin ne düşündüğünü tahmin etmeye başlarız. Sessizlikler, kısa konuşmalar veya bir yüz ifadesini kendimizle ilgili olumsuz bir değerlendirme olarak yorumlayabiliriz. Oysa bu ifadelerin bizimle ilgili olduğuna dair ortada kesin bir kanıt yoktur. Gördüğümüz sinyallerin birçok anlamı olabilir. Karşımızdaki kişi yorgun, dalgın, meşgul ya da tamamen başka bir şey düşünüyor olabilir. Ancak kaygılı olduğumuzda bu sinyalleri kendi beklentimiz yönünde yorumlamaya daha yatkın olabiliriz. Karşımızdaki kişinin ne düşündüğünü kesin olarak bilemeyebiliriz. Burada amaç bu belirsizliği ortadan kaldırmak değil, bilmediğimiz bir şeyi kesin bir gerçek gibi kabul etmemeyi öğrenmektir.

Zamanla bu durum yalnızca belli olaylarla ve düşüncelerimizle sınırlı kalmayıp davranışlarımıza da etki edebilir. Kişi söyleyeceği şeyleri önceden defalarca düşünmeye, davranışlarını sonrasında tekrar tekrar gözden geçirmeye ya da yanlış anlaşılmamak için kendini sürekli kontrol etmeye başlayabilir. Aslında başkalarının olumsuz değerlendirmelerinden kaçıyorken, kendi davranışları üzerinde daha fazla baskı yaratabilir. Söyleyeceklerini seçmek, nasıl göründüğünü kontrol etmek ve karşısındakinin tepkisini sürekli takip etmek kısa vadede kişiyi daha güvenli hissettirse de uzun vadede kişinin kendisi gibi kalmasını zorlaştırabilir.

Başkalarının düşüncelerine verdiğimiz önemin altında yalnızca o an yaşanan olay değil, kendimizle ilgili geliştirdiğimiz temel inançlarımız da etkili olabilir. Kendini yeterince değerli, başarılı ya da kabul edilebilir hissetmeyen biri için başkalarının eleştirisi yalnızca bir görüş olmaktan ziyade kendi yetersizliğiyle ilgili bir kanıt olarak algılanabilir. “Beni beğenmedi” yerine “Beni beğenmediğine göre demek ki yeterince iyi değilim” düşüncesi kişi tarafından otomatik olarak doğruymuş gibi kabul edilebilir. Böyle bir durumda kişi yalnızca başkalarının düşüncelerini merak etmez, bu düşünceleri kendi değerinin ölçütü olarak görmeye başlar. Bu yüzden bazı kişiler için eleştirilmek, hata yapmak ya da yanlış anlaşılmak aslında olduğundan daha büyük bir problem olarak hissedilebilir.

Peki ne yapmak gerekir?

Burada amaç insanların ne düşündüğünü önemsememeyi öğrenmek değil, onların düşüncelerini kendimizle ilgili kesin gerçekler olarak kabul etmemeyi öğrenmektir. Bunun için kendimize farklı sorular sormayı deneyebiliriz. Örneğin: “Şu anda beni gerçekten rahatsız eden şey insanların ne düşündüğü mü, yoksa onların düşündüğünü sandığım şeylere benim de inanmam mı?” “Bunu gerçekten biliyor muyum yoksa tahmin mi ediyorum?” “Başkasının benim hakkımda böyle düşünmesi, bunun gerçekten doğru olduğu anlamına gelir mi?”

‘’Tek bir davranışım bütün kimliğimi tanımlar mı?‘’

Bu sorular başkalarının düşünceleriyle kendi hakkımızdaki yargılarımız arasına mesafe koymamıza yardımcı olabilir.

Sonuç olarak,

Başkalarının düşüncelerini tamamen önemsememek de sağlıklı değildir. Ancak düşünceleri kendi değerimizin tek ölçütü haline getirmemek mümkündür. İnsanlar zaman zaman eleştirebilir, yanlış anlayabilir ya da beklediğimizden farklı bir yönde değerlendirebilir. Fakat bunların hiçbiri tek başına kim olduğumuzu belirlemez. Başkalarının bizi nasıl gördüğünü kontrol edemeyiz. Ama onların gözünden kendimize bakıp bakmayacağımız konusunda daha fazla söz sahibiyiz. Yapabileceğimiz şey bu sesleri susturmak değil, bu seslerin arasında kendi sesimizi de duyabilmektir.

Aslıhan Parim
Aslıhan Parim
Aslıhan Parim İstanbul’da doğdu. Psikoloji lisans eğitimini 2022 yılında Girne Amerikan Üniversitesi'nde onur öğrencisi olarak tamamladı. Klinik psikoloji yüksek lisansını ise 2025 yılında Yakın Doğu Üniversitesi'nde yine onur öğrencisi olarak tamamladı. Pembe Köşk Psikiyatri Hastanesi, Yakın Doğu Üniversite Hastanesi ve Helen Psikoloji'de stajlarını gerçekleştirerek çeşitli alanlarda pratik deneyim kazandı. Yüksek lisans tezini ‘’İş Bağımlılığı, Mükemmeliyetçilik ve Belirsizliğe Tahammülsüzlük Düzeyleri Arasındaki İlişkilerin İncelenmesi’’ üzerine yazmıştır. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ve Şema Terapi eğitim programlarını tamamlamış ve halihazırda çeşitli eğitimler almaya devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar