Cumartesi, Temmuz 25, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

İnsan Bazen Tavsiye Değil, Tanıklık İster

İnsan Bazen Tavsiye Değil, Tanıklık İster "Boşver, takma kafana." "Herkesin başına geliyor." "Zamanla geçer." "Bu kadar büyütme." Zor zamanlardan geçen birine söylenen bu cümlelerin çoğu iyi niyetle kurulur. Karşımızdaki kişinin acısını hafifletmek, onu rahatlatmak ya da bir an önce kendini daha iyi hissetmesini sağlamak isteriz. Ancak bazen tam da bu çaba, kişinin anlaşılmadığını hissetmesine neden olabilir.

Örneğin, iş yerinde zor bir gün geçiren biri arkadaşına "Bugün herkesin önünde eleştirildim, çok kötü hissediyorum" dediğinde, çoğu zaman aldığı cevap "Boşver, o hep böyle yapıyor, üstüne alınma" olur. Bu cümle teselli niyetiyle söylense de kişinin yaşadığı duygunun önemsiz olduğu hissini pekiştirebilir. Oysa "Bu gerçekten üzücü olmalı, anlatmak ister misin?" demek aynı iyi niyeti taşırken çok farklı bir etki yaratır.

İnsan, yaşadığı zorlayıcı bir deneyimi paylaştığında her zaman bir çözüm aramaz. Çoğu zaman ihtiyacı olan şey, yaşadığı duygunun görülmesi, anlaşılması ve taşıdığı yükün biri tarafından fark edilmesidir. Oysa günlük yaşamın hızında, çoğu zaman dinlemekten çok cevap vermeye; anlamaktan çok çözüm üretmeye yöneliyoruz.

Karşımızdakinin duygusuna eşlik etmek yerine, onu mümkün olduğunca hızlı bir şekilde o duygudan çıkarmaya çalışıyoruz. Psikolojik açıdan bakıldığında ise anlaşılmak ile sorunların çözülmesi aynı şey değildir. Bazen kişi yaşadığı güçlüğü değiştiremese bile, bu yükü tek başına taşımadığını hissettiğinde duygularını düzenlemesi kolaylaşabilir.

Duygusal Geçerlilik Nedir? Psikolojide duygusal geçerlilik (emotional validation), kişinin yaşadığı duygunun onaylanması ya da haklı bulunması anlamına gelmez. Daha çok, yaşadığı duygunun anlaşılmaya çalışılması ve o deneyimin kişinin bakış açısından anlamlı olduğunun kabul edilmesini ifade eder.

Bir başka deyişle, "Senin yerinde olsam ben de böyle hissedebilirdim." mesajını verebilmektir. Özellikle Diyalektik Davranış Terapisi'nin (Dialectical Behavior Therapy; DBT) kurucusu Marsha Linehan, duygusal geçerliliğin yoğun duygular yaşayan bireylerin duygu düzenleme becerilerini destekleyen en önemli kişilerarası becerilerden biri olduğunu vurgulamaktadır (Linehan, 1993). Çünkü insanlar çoğu zaman yaşadıkları duygunun ortadan kaldırılmasına değil, önce anlaşılmasına ihtiyaç duyar.

Neden Hemen Çözüm Sunuyoruz? Bir yakınımızın acı çektiğini görmek çoğu insan için rahatsız edicidir. Bu rahatsızlığı azaltmanın en hızlı yolu ise çoğu zaman tavsiye vermek, çözüm üretmek ya da duyguyu küçültmeye çalışmaktır.

"Boşver." "Geçer." "Takma kafana." Bu ifadeler çoğu zaman umursamazlıktan değil, çaresizlikten doğar. Karşımızdaki kişinin acısını dindirmek isteriz. Ancak bazen bu cümleler, karşımızdaki kişi tarafından "Şu an hissettiğin şey o kadar da önemli değil." olarak algılanabilir.

Araştırmalar, bireylerin yaşadıkları olumsuz duyguların küçümsenmesi ya da geçersiz kılınmasının, duygu düzenleme süreçlerini zorlaştırabildiğini ve psikolojik sıkıntıyı artırabildiğini göstermektedir (Shenk & Fruzzetti, 2011). Sosyal Destek Neden İyileştiricidir? Sosyal destek, yalnızca zor zamanlarda yanında birilerinin olması anlamına gelmez.

Aynı zamanda kişinin anlaşıldığını, kabul edildiğini ve yaşadığı yükü tek başına taşımadığını hissetmesini sağlar. Cohen ve Wills'in (1985) ortaya koyduğu "stres tamponu" (stress-buffering) modeli, algılanan sosyal desteğin stresin psikolojik ve fizyolojik etkilerini azaltabildiğini göstermektedir. Benzer şekilde Holt-Lunstad ve arkadaşlarının (2010) gerçekleştirdiği kapsamlı meta-analiz çalışmasında, güçlü sosyal ilişkilerin yalnızca ruh sağlığını değil, fiziksel sağlığı ve yaşam süresini de olumlu yönde etkilediğini ortaya koymuştur.

Bu bulgular, iyileştirici olanın her zaman doğru cümleyi kurmak olmadığını düşündürmektedir. Bazen kişinin yaşadığı deneyime eşlik edildiğini hissetmesi, verilen en değerli destek olabilir. Bazen Sessizlik de Bir Destektir Destek vermek çoğu zaman doğru cümleyi bulmaya çalışmakla eş anlamlı görülür.

Oysa psikolojik açıdan güven veren ilişkilerin en önemli özelliklerinden biri, kişinin duygularını değiştirmeye çalışmadan onlarla birlikte kalabilmektir. Bazen "Bunun senin için ne kadar zor olduğunu görebiliyorum.", "Bunu yaşarken kendini yalnız hissetmiş olmalısın." demek; bazen yalnızca yargılamadan dinlemek ya da kişinin yanında sessizce kalabilmek, aceleyle sunulan çözümlerden çok daha iyileştirici olabilir. Çünkü insanın taşıdığı yük her zaman konuşulanlarla hafiflemez; bazen o yükü tek başına taşımadığını hissetmesiyle hafiflemeye başlar.

Ya Kendimize Söylediklerimiz? Başkalarından duyduğumuz her cümle zamanla iç sesimizin bir parçasına dönüşebilir. Sürekli "Abartıyorsun.", "Ortada bu kadar üzülecek bir şey yok." ya da "Boşver." mesajlarıyla karşılaşan bir kişi, bir süre sonra aynı cümleleri kendisine söylemeye başlayabilir.

"Benden daha kötü durumda olan insanlar var." "Bu kadar üzülmemeliyim." "İnsanlar bana destek olmaya çalışırken ben hala kendimi kötü hissediyorum." "Sahip olduklarıma minnet duymam gerekirken neden hala acı çekiyorum?" Bu düşünceler ilk bakışta kişiyi motive edecek ya da güçlü hissettirecek gibi görünse de çoğu zaman tam tersi bir etki yaratır. Çünkü duygular, mantıklı bulunmadıkları için ortadan kaybolmaz. Aksine, anlaşılmadıklarında ve bastırıldıklarında daha yoğun hissedilebilirler.

Duygusal geçerlilik yalnızca başkalarına sunabileceğimiz bir beceri değildir; aynı zamanda kendimizle kurduğumuz ilişkinin de temel taşlarından biridir. Kendi yaşadığımız deneyimi küçümsemek ya da başka insanların yaşadıklarıyla kıyaslayarak değersizleştirmek, iyileşmeyi hızlandırmaz. Çünkü psikolojik acı bir yarış değildir; bir başkasının daha büyük bir yük taşıyor olması, bizim yükümüzü hafifletmez.

Belki de kendimize sorabileceğimiz en şefkatli soru, "Bunu hissetmemeliyim." yerine, "Şu an yaşadığım duygunun bana anlatmaya çalıştığı ne olabilir?" sorusudur. Bazen iyileşme, duyguları susturmakla değil; onları yargılamadan dinleyebilmekle başlar. Sonuç İnsan ilişkileri çoğu zaman doğru cümleleri kurmak üzerine şekilleniyor.

Oysa psikolojik olarak iyileştirici olan her zaman en doğru tavsiyeyi vermek değildir. Bazen bir duygunun aceleyle değiştirilmeye çalışılmadan görülmesi, anlaşılması ve taşınmasına eşlik edilmesi çok daha güçlü bir destek olabilir. Belki de zor zamanlardan geçen birine — ya da kendimize — verebileceğimiz en kıymetli şey her zaman bir çözüm değildir.

Bazen yalnızca "Seni duyuyorum, bu gerçekten zor görünüyor." diyebilmek ya da sessizce yanında durup dinleyebilmektir. Çünkü insan bazen tavsiye değil, tanıklık ister.

Kaynakça

  • Kaynakça
  • Cohen, S., & Wills, T. A. (1985). Stress, social support, and the buffering hypothesis. Psychological Bulletin, 98(2), 310–357.
  • Holt-Lunstad, J., Smith, T. B., & Layton, J. B. (2010). Social relationships and mortality risk: A meta-analytic review. PLOS Medicine, 7(7), e1000316.
  • Linehan, M. M. (1993). Cognitive-behavioral treatment of borderline personality disorder. Guilford Press.
  • Shenk, C. E., & Fruzzetti, A. E. (2011). The impact of validating and invalidating responses on emotional reactivity. Journal of Social and Clinical Psychology, 30(2), 163–183.
SİNEM GÜL AYDEMİR
SİNEM GÜL AYDEMİR
Sinem Gül, 2011 yılında İzmir Ekonomi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezun olduktan sonra, 2015 yılında Ege Üniversitesi’nde Aile Danışmanlığı Yüksek Lisans programını tamamlamıştır. Eğitim sürecinde birey ve aile terapisi alanlarında teorik ve uygulamalı bilgiler edinmiş, psikolog, aile danışmanı ve çift terapisti olarak çeşitli alanlarda görev almıştır. Özellikle ilişki sorunları, evlilik çatışmaları, aile içi iletişim ve bireysel danışmanlık konularında yoğun deneyim kazanmış, danışanlarına bilimsel ve etik ilkeler doğrultusunda hizmet sunmaya özen göstermiştir. Mesleki gelişimini sürdürmek amacıyla birçok eğitim ve sertifikaya sahip olan Gül, Yaşar Üniversitesi ve Hiebert Enstitüsü iş birliğiyle gerçekleştirilen süpervizör destekli Evlilik ve Aile Terapisi eğitimini de başarıyla tamamlamıştır. Psikoterapi teknikleri, travma terapisi, stres yönetimi gibi konularda yetkinliğini artırmış; aynı zamanda çeşitli sosyal sorumluluk projelerinde aktif görev almıştır. 2017 yılından bu yana Adalet Bakanlığı’na bağlı olarak cezaevinde psikolog olarak çalışmakta, mahkumların psikolojik destek ve rehabilitasyon süreçlerine katkıda bulunmaktadır. İngilizceye ileri, İspanyolcaya ise temel düzeyde hakim olan Gül, mesleki bilgisini güncel tutarak danışanlarına en iyi hizmeti sunmayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar