Cuma, Temmuz 24, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Kaygılı Bağlananların Vadisi ya da Beni Nasıl Daha Çok Severler?

Hepimiz sevilmek isteriz. Ancak bazı insanlar için sevilmek tek başına yeterli değildir. Partnerlerinden sık sık ilgi görmek, sevildiklerini duymak ya da ilişkinin güvende olduğuna dair sürekli işaretler almak isterler. Partnerlerinin mesajına geç cevap vermesi, ses tonundaki küçük bir değişiklik ya da daha az ilgi göstermesi bile yoğun kaygıya neden olabilir. Peki bunun nedeni nedir?

Bağlanma kuramına göre bunun en önemli nedenlerinden biri kaygılı bağlanma stilidir. Bağlanma stilleri yaşamın ilk yıllarında bakım verenlerle kurulan ilişki sonucunda şekillenmeye başlar. Çocuk, ihtiyaç duyduğunda sevgiye ve ilgiye tutarlı şekilde ulaşabiliyorsa, zamanla dünyanın güvenli bir yer olduğuna ve insanların yanında kendini rahat hissedebileceğine dair bir inanç geliştirir. Ancak sevginin bazen var olup bazen yok olduğu ya da yalnızca belirli davranışlardan sonra gösterildiği aile ortamlarında farklı bir bağlanma örüntüsü gelişebilir.

Bu noktada çocuk sevginin koşulsuz olmadığını düşünmeye başlayabilir. “Uslu olursam beni severler.” “Başarılı olursam benimle gurur duyarlar.” “Hata yaparsam sevgilerini kaybedebilirim.” Bu düşünceler bilinçli olarak oluşmaz. Çocuk yalnızca çevresindeki ilişki dinamiklerini anlamaya ve güvenliğini korumaya çalışır. Zamanla anne ve babasının hangi davranışlara nasıl tepki verdiğini gözlemlemeye başlar. Böylece sevgiyi kaybetmemek için davranışlarını düzenlemeyi öğrenir.

Yıllar geçse bile bu öğrenilmiş ilişki biçimi tamamen ortadan kalkmayabilir. Bu nedenle kaygılı bağlanan bireyler yetişkinlikte de partnerlerinin davranışlarını sürekli analiz edebilirler. “Neden bugün daha kısa yazdı?” “Acaba bana kırıldı mı?” “Yanlış bir şey söyledim de fark etmedim mi?” Bazen ortada gerçekten çözülmesi gereken bir problem vardır. Ancak çoğu zaman herhangi bir sorun olmamasına rağmen beyin olası bir reddedilmeyi önceden fark etmeye çalışır. Çünkü geçmiş deneyimler, kişinin zihnine yakınlığın her an kaybedilebileceğini öğretmiştir.

Bu durum zamanla yalnızca ilişkiyi değil, kişinin günlük yaşamını da etkileyebilir. Sürekli düşünmek, ihtimalleri hesaplamak ve partnerin davranışlarını yorumlamaya çalışmak zihinsel olarak oldukça yorucudur. Kişi ilişkiden keyif almak yerine, ilişkiyi koruyabilmek için sürekli tetikte kalabilir.

İlginç olan nokta ise kaygılı bağlanmanın yalnızca yoğun sevgi ihtiyacıyla sınırlı olmamasıdır. Araştırmalar, kaygılı bağlanma stiline sahip bireylerin zaman zaman duygusal olarak ulaşılması zor partnerlere ilgi duyabildiğini göstermektedir. İlk bakışta bu durum çelişkili görünebilir. Madem kişi daha fazla sevgiye ihtiyaç duyuyor, neden sevgisini açıkça gösterebilen birini değil de daha mesafeli birini seçiyor?

Bu sorunun tek bir cevabı yoktur. Ancak psikolojide en sık kabul gören açıklamalardan biri, insanların çocuklukta öğrendikleri ilişki örüntülerini yetişkinlikte de tanıdık bulmalarıdır. Tanıdık olan her zaman sağlıklı olmayabilir; fakat beyin için tanıdık olan, çoğu zaman daha öngörülebilir hissettirir.

Bu nedenle çocuklukta sevgiyi kazanmak için sürekli çaba gösteren bir birey, yetişkinlikte de benzer dinamiklerin bulunduğu ilişkilerin içinde kendini bulabilir. Özellikle kaçıngan bağlanma stiline sahip partnerlerle kurulan ilişkilerde bu döngü daha belirgin hâle gelebilir. Kaygılı bağlanan kişi daha fazla yakınlık isterken, kaçıngan partner daha fazla mesafeye ihtiyaç duyabilir. Taraflar birbirlerini incitmek istemeseler bile farklı bağlanma ihtiyaçları zamanla ilişkiyi zorlayabilir.

Ancak burada unutulmaması gereken önemli bir nokta vardır. Kaygılı bağlanma bir karakter özelliği ya da değiştirilemeyecek bir kader değildir. Bağlanma örüntüleri yaşam boyu aynı kalmak zorunda değildir. Güvenli ilişkiler kurmak, psikoterapi desteği almak ve kişinin kendi bağlanma stilini tanımaya başlaması zaman içinde daha güvenli ilişki deneyimleri geliştirmesine yardımcı olabilir.

Belki de değişim, yalnızca tek bir soruyu değiştirmekle başlar. “Beni daha çok sevmesi için ne yapmalıyım?” yerine, “Bu ilişkinin içinde gerçekten sevildiğimi, değer gördüğümü ve güvende hissettiğimi söyleyebilir miyim?” Çünkü sağlıklı ilişkilerde sevgi sürekli kanıtlanmak zorunda değildir. Gerçek yakınlık; korku, belirsizlik ve sürekli onay arayışı üzerine değil, güven, karşılıklı saygı ve duygusal tutarlılık üzerine inşa edilir.

Khumar Mammad-zada
Khumar Mammad-zada
Psikoloji Bölümü mezunu olarak, aile danışmanlığına olan ilgim son iki yıl içinde giderek arttı. Bu alandaki bilgi ve deneyimimi geliştirmek amacıyla çeşitli eğitim ve seminerlere katıldım. Katıldığım seminerler ve eğitimler, aynı zamanda Rusça, İngilizce, Almanca ve Azerbaycanca dillerini bilmem, bu alanda bana önemli bir avantaj sundu ve farklı kültürlerden gelen bireylerle de etkili bir şekilde iletişim kurmamı sağladı. Yüksek lisansımı aile danışmanlığı üzerine yapmayı planlıyorum, ancak son zamanlarda ilgilendiğim yas süreci üzerine yaptığım araştırmalarla da ilgi alanımı genişletiyorum. Hedefim, bireylerin partnerleriyle yaşadıkları sorunlara ışık tutmak, ayrılık sonrası süreçlerini kolaylaştırmak ve katarsis sağlayarak onları daha sağlıklı bir şekilde iyileşmeye yönlendirmektir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar