Mitolojinin en korkutucu figürlerinden biri olarak bilinen Medusa, çoğu zaman saçları yılandan oluşan ve bakışlarıyla insanları taşa çeviren bir canavar olarak hatırlanır. Onun adı geçtiğinde akla ilk gelen şey korku, tehlike ve yıkımdır. Ancak hikâyenin farklı anlatımlarına yakından bakıldığında şu soru ortaya çıkar: Medusa gerçekten bir canavar mıydı, yoksa onu yalnızca bu şekilde görmeye mi alıştık?
Mitolojinin bazı anlatımlarına göre Medusa’nın hikâyesinin kökenine indiğimizde karşımıza bir canavar değil, güzelliğiyle tanınan genç bir kadın çıkar. Athena’nın tapınağında yaşadığı istismarın ardından hayatı geri dönülmez biçimde değişir. Ancak olayın en dikkat çekici yanı, cezalandırılan kişinin istismarı gerçekleştiren değil, Medusa olmasıdır. Günümüzde sosyal psikolojide “mağdur suçlayıcılığı” (victim blaming) olarak adlandırılan bu durum, yaşanan haksızlığın sorumluluğunun mağdura yüklenmesi anlamına gelir. Böylece Medusa yalnızca zarar gören kişi değil, aynı zamanda suçlu ilan edilen kişi hâline gelir.
Uğradığı haksızlığın ve şiddetin ardından suçlu ilan edilen birey, toplum tarafından dışlanabilir ve canavarlaştırılabilir. Medusa'nın saçlarındaki yılanlar, maruz kaldığı travmanın bıraktığı derin psikolojik yaraları temsil ediyor olabilir. Çünkü travma yalnızca yaşanıp biten bir olay değildir. Bazen insanın kendisine, diğer insanlara ve dünyaya bakışını değiştiren kalıcı izler bırakabilir. Peki ya o meşhur, insanları taşa çeviren bakışlar neyi simgeler?
İnsanlar çoğu zaman bir kişinin yaşadığı deneyimlerden çok, bu deneyimlerin ardından ortaya çıkan davranışlarına odaklanırlar. Bir insanın neden öfkeli, mesafeli ya da savunmacı olduğunu anlamaya çalışmak yerine, yalnızca görünen davranışları değerlendirmek daha kolaydır. Oysa davranışların arkasında çoğu zaman görünmeyen bir hikâye bulunur.
Psikolojik açıdan bakıldığında Medusa’nın bakışı bir saldırıdan çok, kendisini koruma çabası olarak okunabilir. Travma yaşayan bazı bireyler zaman zaman kendilerini koruyabilmek için duygusal duvarlar örebilirler. Başkalarına güvenmekte zorlanabilir, ilişkilerinde daha mesafeli davranabilir ya da çevrelerinden gelebilecek olası tehditlere karşı daha hassas hâle gelebilirler. Dışarıdan bakıldığında bu davranışlar sert, soğuk ya da anlaşılması güç görünebilir. Ancak çoğu zaman bunlar kişinin yaşadığı deneyimlerin ardından geliştirdiği savunma mekanizmalarıdır. Bu, kırılganlığını gizlemek zorunda kalan, yeniden incinmekten korkan bir ruhun kendisini dünyaya kapatma hâlidir.
Medusa’nın trajedisi, Perseus’un gelip onun başını kesmesiyle son bulur. Ancak Perseus bile Medusa’yla doğrudan göz göze gelemez; ona kalkanının yansımasından, yani bir aynadan bakar. Çünkü çıplak gerçekle, bir kurbanın gözlerindeki acı ve adaletsizlikle yüzleşmek çoğu zaman sanıldığından daha zordur. Klinik düzeyde bu detay, travmalarla yüzleşme ve iyileşme biçimimize dair sembolik bir anlatıdır. Ağır yaralar çoğu zaman bir anda değil, güvenli bir ortamda ve zaman içinde, ani travmatik anıyı parça parça, sindirilebilir dozlarda işleyerek anlamlandırılabilir. Terapötik süreç, danışana bu koruyucu sınırı ve ihtiyaç duyduğu "onarıcı ilişki deneyimini" sunabilir. İnsan bazen kendi hikâyesine bile doğrudan bakamaz; canavar ilan edildiği o ağır yaralarla filtresiz yüzleşmek zihni yeniden yıkıma uğratabilir. Bu yüzden kişi, önce kendi gerçeğini güvenli bir yansımanın içinden görmeye ihtiyaç duyar. Doğrudan göz göze gelmenin zor olduğu anlarda, terapötik alan güvenli bir ayna işlevi görür; danışan kendi "kırılgan kendiliğine" önce o şefkatli yansımadan bakarak adım adım iyileşir. Bugün Medusa’nın hikâyesine yeniden baktığımızda onu yalnızca bir canavar olarak görmek yeterli olmayabilir. Belki de Medusa, yaşadığı deneyimlerin ardından değişen ve bu değişim nedeniyle toplum tarafından dışlanan bir karakterdi. Onun hikâyesi, insanların görünmeyen yaraları ne kadar kolay gözden kaçırabildiğini ve bazen mağduru anlamak yerine onu etiketlemeye ne kadar yatkın olabildiğini hatırlatmaktadır.
Bu nedenle asıl soru hâlâ aynı: Medusa gerçekten bir canavar mıydı, yoksa biz onun yaralarını görmek yerine yalnızca yılanlarına mı baktık?
Kaynakça
- Mağdur Suçlayıcılığı (Victim Blaming), Travma, Sosyal Psikoloji, Savunma Mekanizmaları, Mitoloji


