Cuma, Temmuz 17, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

DUYGULARINI BASTIRAN İNSAN, BİR GÜN BEDENİYLE KONUŞMAYA BAŞLAR

İnsan, yıllarca susturduğu duyguların bir gün kendi sesiyle karşısına çıkacağını hiç düşünür mü? Bazen hayat dışarıdan bakıldığında tam da olması gerektiği gibi ilerliyor görünür. İşler yolundadır, sorumluluklar yerine getiriliyordur, çevremizdeki insanlar bizi güçlü ve dayanıklı biri olarak görüyordur. Fakat tam da her şey kontrol altındaymış gibi hissettiğimiz bir anda bedenimiz bize başka bir şey anlatmaya başlar.

Bir gece ansızın nefesimiz daralır. Kalbimiz hızlanır. Omuzlarımızda nedenini açıklayamadığımız bir ağırlık hissederiz. Yapılan tüm kontroller normal çıkar; fakat içimizde taşıdığımız o görünmez yük bir türlü hafiflemez. Belki de yıllardır yanlış soruyu soruyoruz. Bazen “Bedenimde ağrıyan yer neresi?” demeden önce kendimize şu soruyu sormamız gerekiyordur: “İçimde hangi duygu uzun zamandır duyulmayı bekliyor?”

Çünkü insan yalnızca kelimeleriyle konuşan bir varlık değildir. Bazen beden, ruhun anlatamadığı hikâyeleri dile getirir. Söylenemeyen bir kırgınlık boğazda düğümlenir, bastırılan bir öfke bedende gerilim olarak kalır, vedası tamamlanmamış kayıplar insanın omuzlarında görünmez bir ağırlığa dönüşür. Beden, ruhun en dürüst arşividir.

İnsan hayat boyunca yalnızca yaşadıklarını değil, yaşayamadıklarını da taşır. Söylenmemiş sözler, ertelenmiş gözyaşları, görmezden gelinen kırgınlıklar zamanla görünmeyen bir bavula dönüşür. İnsan önce bu bavulu taşıdığını fark etmez. Çünkü çoğu zaman “alıştığını” düşünür. Oysa alışmak, iyileşmek değildir. Sadece yükün varlığına karşı duyarsızlaşmaktır.

Bastırılan hiçbir duygu gerçekten kaybolmaz. Kendisine başka bir ifade yolu bulur. Kelimelere dönüşemeyen acılar bazen bedensel belirtilerle kendini gösterir. İçeride tutulmuş bir korku kaygıya, ifade edilemeyen bir öfke gerginliğe, kabul edilmeyen bir üzüntü ise derin bir yorgunluğa dönüşebilir. Çünkü insanın içinde yarım kalan her şey, bir gün kendini tamamlamak için başka bir kapı arar.

Bazen çocuklukta duyduğumuz bir cümle, yıllar sonra kendimize yönelttiğimiz sert eleştiriler olarak karşımıza çıkar. Bazen geçmişte yaşadığımız bir hayal kırıklığı, bugün kurduğumuz ilişkilerde güvenmekte zorlanmamıza neden olur. Bazen zamanında gösteremediğimiz bir tepki, yıllar sonra bedenimizde taşıdığımız bir gerginliğe dönüşür. Çünkü zaman, yaşanan olayların izini hafifletebilir; ancak yaşanmamış duyguların izini her zaman silemez.

Modern insanın en büyük yanılgılarından biri, güçlü olmayı hiç zorlanmamak sanmasıdır. Oysa gerçek güç; hiç kırılmamak, hiç yorulmamak ya da her şeyi tek başına taşıyabilmek değildir. Gerçek güç; kendi iç dünyasına dürüstçe bakabilmek, hissettiği duyguyu kabul edebilmek ve gerektiğinde destek alabilecek kadar kendine değer verebilmektir.

Fakat günümüz insanı çoğu zaman kendi duygularına yabancılaşarak yaşıyor. Her şeye yetişmeye çalışırken kendisine geç kalıyor. Başkalarının ihtiyaçlarını anlamaya çalışırken kendi içindeki sesi duymayı unutuyor. Belki de hepimizin zaman zaman kendimize sorması gereken soru şudur: “Ben gerçekten iyi miyim, yoksa sadece iyi görünmeyi mi öğrendim?”

Çünkü duygular bastırılması gereken yükler değil, anlaşılması gereken mesajlardır. Korku bize korunmamız gereken alanları gösterir. Üzüntü kaybettiklerimizin değerini hatırlatır. Öfke ise çoğu zaman sınırlarımızın ihlal edildiğini haber verir. Bedenimizin verdiği sinyaller bazen bir sorun değil, bir çağrıdır. Durmamız için… Kendimize dönmemiz için… Uzun zamandır görmezden geldiğimiz iç dünyamızla yeniden bağ kurmamız için…

Bir ağacın kökleri görünmezdir; ancak ağacı hayatta tutan en önemli güçtür. İnsan ruhu da böyledir. Görünmeyen duygularımız, geçmiş deneyimlerimiz ve içsel ihtiyaçlarımız; bugün kim olduğumuzu şekillendirir. Köklerini ihmal eden bir ağaç nasıl zamanla güçsüzleşirse, kendi iç dünyasını ihmal eden insan da zamanla kendisinden uzaklaşır.

Belki de iyileşmek, daha fazla dayanmakla değil; kendimizi daha derinden anlamakla başlar. Çünkü insan, susturduğu duyguların ağırlığıyla değil; onları duyabildiği, kabul edebildiği ve kendine şefkatle yaklaşabildiği ölçüde hafifler. Ve bazen hayatımızdaki en büyük dönüşüm, dış dünyayı değiştirdiğimiz anda değil; yıllardır susturduğumuz iç sesimizi ilk kez gerçekten dinlediğimiz anda başlar.

Çünkü duygular ifade edilmediğinde yok olmaz; yalnızca başka yollarla kendini gösterir. Bedenin verdiği her sinyal, insanın kendi iç dünyasına açılan bir kapı olabilir. Önemli olan o kapıyı kapatmak değil, ardında ne olduğunu anlayacak cesareti gösterebilmektir.

Kendimize hiç sormadığımız o soruyu sormaya hazır mıyız: Bugüne kadar hangi duygumu duymamak için kendimi susturdum?

Esra Parmak
Esra Parmak
Lisans eğitimini Psikoloji Bölümü'nden tamamlayan Esra Parmak, bilişsel davranışçı terapi, klinik uygulamalı psikoloji ve nesnel değerlendirme alanlarında çeşitli eğitimler almıştır. Bununla birlikte, bağımlılık psikolojisi ve endüstriyel psikoloji alanlarında farklı projeler ve çalışmalar gerçekleştirmiştir. Çocuk, ergen, yetişkin, çift ve bağımlılık psikolojisi üzerine çeşitli klinik ve hastanelerde kazandığı deneyimler, bireylerin zihinsel süreçlerini ve davranışlarını daha derinlemesine anlamasına olanak sağlamıştır. Bilimsel bilgiyi anlaşılır ve erişilebilir kılmayı amaçlayan Esra Parmak, psikolojinin farklı alanlarında yürüttüğü araştırmalarla bireylerin iyi oluşuna katkı sunmayı hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar