Hayatım boyunca başladığı işi bitirmekte zorlanan insanlardan biri oldum. Yeni fikirler üretmeyi severdim ama aynı heyecanı sürdüremiyordum. İlham geldiğinde resim yapmaya başlardım; bir süre sonra motivasyonum düşer, ilgim başka bir yere kayar ve yaptığım şey yarım kalırdı. Yarım kalmış birçok bestem ve resmim var. Bu nedenle kendimi yıllarca “istikrarsız biri” olarak tanımladım.
Bunu bir şekilde değiştirmem gerektiğini düşündüğüm bir dönemde, 108 günlük Mahabhuta Element Serisi hayatıma girdi. Toprak elementi 40 gün, ateş elementi 21 gün, hava ve su elementleri ve sonunda tüm elementlerin tekrar edildiği son sekiz günlük bölüm… Toplamda 108 gün boyunca, tek bir gün bile atlamadan uygulanması gereken bir yoga pratiği.
Bu seriye en az beş kez başlayıp yarıda bıraktım. Ancak bir süre sonra “artık yeter” diyerek sonunda tamamlamayı başardım. Bugün geriye dönüp baktığımda, bana en büyük katkısının esneklik, kuvvet ya da yoga becerisi olmadığını görüyorum. Asıl değişen şey beynimdi.
Motivasyon Yanılgısı ve Sistemlerin Gücü
İnsan, motivasyonuyla değil, inşa ettiği sistemiyle yaşar. Kendimizi geliştirmek istediğimiz her konuda aynı yanılgıya düşüyoruz: “Motivasyonum gelince başlayacağım.” Oysa motivasyon, güvenilebilecek en zayıf psikolojik kaynaklardan biridir. Hiçbir sporcu her gün motive uyanmaz. Hiçbir yazar her gün ilhamla masaya oturmaz. Hiçbir meditatör her sabah büyük bir istekle mindere yönelmez.
Bizi geliştiren şey motivasyon değil, tekrardır. Spor psikolojisinde performansı belirleyen en önemli kavramlardan biri de budur. Davranışın sürdürülebilir olması, o davranışı yapmayı istemekten ziyade, onu kimliğinizin doğal bir parçası hâline getirebilmenizle ilgilidir. Bir gün istemeyerek de olsa yapılan bir egzersiz; çoğu zaman büyük bir motivasyon patlamasıyla başlayıp üç gün sonra bırakılan programlardan çok daha değerlidir.
Beynin Mimarı: Nöroplastisite
Beyin tekrarları sever. Nöroplastisite, beynin yaşam boyunca kendini yeniden organize edebilme yeteneğidir. Eskiden beynin çocukluktan sonra değişmediği düşünülüyordu. Artık biliyoruz ki beyin, hayat boyu yeni sinaptik bağlantılar kurabiliyor, mevcut bağlantıları güçlendiriyor ve tekrar eden davranışlara göre kendini yeniden şekillendiriyor.
Her tekrar, beynin o davranış için kullandığı sinir ağlarını biraz daha güçlendirir. Bir davranış ne kadar sık uygulanırsa, beynin onu gerçekleştirmek için harcadığı enerji de zamanla o kadar azalır. Yani başlangıçta yoğun bir irade gücü gerektiren bir eylem, zamanla otomatikleşmeye başlar. İşte alışkanlık ve istikrar dediğimiz şey aslında tam olarak budur.
Nörobilim açısından bakıldığında, “disiplinli insan” ile “disiplinsiz insan” arasında doğuştan gelen büyülü bir fark yoktur. Fark, hangi sinir yollarını tekrar tekrar kullandıklarıdır.
Minimum Etkili Doz ve Kimlik Temelli Alışkanlıklar
Bazı günler isteğim olmasa da yalnızca mata çıkmak yeterliydi. Bu seri boyunca öğrendiğim en önemli şeylerden biri buydu. Bazı günler bir saat boyunca çalıştım, bazı günler ise yalnızca iki üç hareket yaptım. Ama o mata çıkmaktan asla vazgeçmedim. Yazın sıcağında, tatile giderken bile o matı yanımda götürdüm.
Davranış biliminde buna Minimum Effective Dose (En Küçük Uygulanabilir Davranış) deniyor. Araştırmalar gösteriyor ki alışkanlık oluşurken önemli olan davranışın büyüklüğü değil, tekrar edilme sıklığıdır. Bu yüzden 60 dakika yoga yapmak yerine, zor zamanlarda sadece 3 dakika yapmak bile hiç yapmamaktan çok daha değerlidir.
Çünkü mesele mükemmel bir performans sergilemek değil, beyne şu mesajı vermektir: “Ben bu işi yapıyorum ve bu benim hayatımın bir parçası.” Davranış psikolojisinde bu yaklaşıma “kimlik temelli alışkanlık” deniyor. Her küçük tekrar, yalnızca kasları değil, kişinin kendisiyle ilgili inancını da değiştirir. Bir gün bile tamamen kopmamak, beynin oluşturduğu davranış zincirinin devam etmesini sağlar. James Clear bunu çok güzel özetler:
“Attığınız her adım, olmak istediğiniz kişiye verdiğiniz bir oydur.” Bugün sırf zinciri kırmamak için 2 hareket yaptığınızda beyniniz şunu öğrenir: “Ben bedenine bakan, spor yapan biriyim.” Ancak tamamen bıraktığınızda mesaj şuna dönüşür: “Demek ki artık bunu yapan biri değilim.” Bu yüzden davranış zincirini kırmamak, yapılan egzersizin süresinden çok daha kritiktir.
Öz-Yeterlilik ve Sınırları Çizebilmek
Psikolog Albert Bandura bu durumu Öz-Yeterlilik (Self-efficacy) kavramıyla açıklar. Bir işi tekrar tekrar tamamladıkça, zihinde “Bunu yapabilirim” algısı kemikleşir. Üstelik bu algı yalnızca matın üzerinde kalmaz; iş hayatına, ilişkilere, yazarlık süreçlerine ve hayatın her alanına taşınır.
Tabii bu süreçte en büyük mücadelem sadece matın üzerinde ve kendimle değildi. Bu yolculukta bana sık sık, “Bugün de yapmayıver, ne olacak?” diyen arkadaşlarım oldu. Ve hayatımda ilk kez büyük bir rahatlıkla, “Hayır” diyebildim. Burada aslında koruduğum şey sadece yoga pratiğim değildi; kendime verdiğim sözdü. Çünkü o mat artık yalnızca fiziksel egzersiz yaptığım bir yer olmaktan çıkmıştı; orası benim sınırlarımı koruduğum alandı. Bir insanın kendi oluşturduğu düzeni muhafaza etmesi, başkalarının beklentilerine göre sürekli esnetmesinden çok daha değerlidir. Ben bu seride asanalardan ziyade bunu öğrendim.
Bedenin Psikolojisi: Elementlerin Dili ve Hava Elementindeki Kriz
Beden, bazen zihnin anlatamadığı hikâyeleri söyler. Mahabhuta Serisi’nde her element yalnızca bedendeki farklı bölgeleri çalıştırmakla kalmıyor, aynı zamanda farklı psikolojik temaları da görünür kılıyor: Toprak: Güven, köklenme ve istikrarı; Ateş: İrade, cesaret ve dönüşümü; Hava: Nefes, özgürlük ve korkularla yüzleşmeyi; Su: Duygusal akış, kabul ve sezgiyi temsil ediyor.
Bu nedenle seri boyunca yaşadığım fiziksel deneyimlerin, o dönem zihnen çalıştığım psikolojik konularla şaşırtıcı bir biçimde örtüştüğünü fark ettim. En çarpıcı deneyimimi ise hava elementinde yaşadım. O süreçte, tam da ruhsal olarak “korkularımla yüzleşmek” üzerine yoğunlaştığım bir çalışmanın içindeydim. Hava elementine geçmemle birlikte, astımım ve alerjim yılların en yoğun dönemini yaşatacak şekilde tetiklendi. Serinin fiziksel olarak en kolay pratiği olması gereken hava elementi, benim için en zor bölüme dönüştü. Çünkü en temel korkularımdan biri nefessiz kalmak, sıkışmak ve hareket edememekti.
Bazen beden, zihnin yıllardır taşıdığı yükü konuşur. Elbette bunun tek nedeni yoga ya da tek başına ruhsal çalışmalarım değildi; ben bunu bütüncül bir dönüşüm olarak görüyorum. Çünkü gerçek iyileşme yalnızca bedende ya da yalnızca zihinde gerçekleşmiyor. Şifa; fiziksel, zihinsel ve duygusal katmanların birbirine temas ettiği o ortak kesişim kümesinde ortaya çıkıyor.
Kas Hafızası ve Sıradan Günlerin Cesareti
Son sekiz gün ise bana beynin asla unutmadığını gösterdi. Serinin sonunda dört element arka arkaya uygulanıyor; bu, yaklaşık iki saat süren oldukça yoğun bir pratik demek. Başlamadan önce ciddi bir gerginlik hissettim. Çünkü ateş ve toprak elementlerini yaklaşık iki aydır yapmıyordum ve en zorlayıcı hareketler o çalışmalardaydı. Fazlasıyla zorlanacağımı düşündüm.
Ama pratiğe başladıktan birkaç dakika sonra şaşkınlık içinde kaldım. Vücudum hareketleri unutmamıştı. Kas hafızası yerindeydi, koordinasyonum ve dayanıklılığım büyük ölçüde korunmuştu. Egzersiz üzerine yapılan nörobilimsel çalışmalar da bunu destekliyor. Düzenli fiziksel aktivite yalnızca kasları değil; motor öğrenmeden sorumlu sinir ağlarını, sinaptik bağlantıları ve öğrenmeyle ilişkili nöroplastik süreçleri de güçlendirir. Egzersiz; BDNF (Beyin Türevli Nörotrofik Faktör) gibi proteinlerin salgılanmasını artırarak hipokampusta nörogenezi (yeni sinir hücresi yapımını) destekler; öğrenme, hafıza ve stres toleransının gelişmesine katkıda bulunur. Yani tekrar edilen hiçbir emek gerçekten kaybolmuyor.
Geleceğe Kalanlar
Bugün geriye dönüp baktığımda, bu 108 gün bana sadece yoga öğretmedi; bana sürekliliği öğretti. Kendi alanımı ve sınırlarımı korumayı öğretti. Canım istemediğinde bile hareket edebilme disiplinini öğretti. Ve belki de en önemlisi… İnsanı değiştiren şeyin büyük motivasyonlar değil, sıradan günlerde verilen küçük ve kararlı kararlar olduğunu öğretti. Çünkü karakter, hayatımızdaki o büyük kırılma anlarında değil; kimsenin bizi görmediği sıradan bir salı akşamında, “Bugün de devam edeceğim” diyebildiğimiz anlarda inşa ediliyor.
Artık motivasyonun gelmesini beklemiyorum. Canım istemediğinde de küçük bir adım atıyorum. Çünkü biliyorum ki bizi dönüştüren şey devasa sıçramalar değil; o sıradan günlerde gösterdiğimiz süreklilik cesaretidir.


