Bir arkadaşınıza harika giden bir işinizden, sevgilinizle birbirinizi ne kadar sevdiğinizden ya da sınavdan 100 aldığınızı anlatırken içinizden “Aman! Ya nazar değerse…” diye geçirdiniz mi? Anneniz sizi överken araya “Maşallah benim çocuğuma” şeklinde küçük bir ekleme yapıyor mu? Ya da Instagram hikayelerinde dolaşırken karşınıza yüzüne kocaman mavi boncuk emojisi koyulmuş bir bebek fotoğrafı gördünüz mü? Nazarı, bireylerin iyi ya da kötü amaçlı bakışlarının sonucu ortaya çıkan olumsuzluk olarak tanımlayabiliriz (Şevli, 2023). İnsanlık tarihi kadar eski ve köklü bir geçmişe sahip olan nazar inancı, günümüzde etkisini kaybetmişe benzemiyor. 21. yüzyılda yapay zekayı konuştuğumuz bu günlerde bile bu inanç nasıl oluyor da bunu başarıyor? Bu sorunun cevabı sanılanın aksine mavi boncuklarda ya da enerjilerde değil; cevap kendi zihnimizin içinde. Bu yazıda, tahtaya üç kere vurmadan önce, nazarın arkasındaki psikolojik gerçeğe göz atacağız.
Kontrol Mekanizması
Hayat belirsizliklerle doludur. Her sene çıkmış soruları soran hocanız, bu sene yeni tipte sorular sormak isteyebilir. Ya da akşam “Seni çok seviyorum, sensiz yapamam” diyen sevgiliniz ertesi gün size ‘günaydın’ mesajı yerine ayrılık mesajı atabilir. Günlük hayatta buna benzer sayısız belirsizlik yaşıyoruz, ancak insan beyni belirsizlikten kelimenin tam anlamıyla nefret eder. Bu durumda beynimiz, kendisini korumak için bir kontrol illüzyonu yani bir kontrol mekanizması oluşturur. Zihnimiz, gelecekte yaşanabilecek olumsuzlukları önleyebileceğine inanarak kendisine bir güven alanı yaratır. Yani “Aman sus” diyerek sözü gizlediğinde, gelecekteki olası kötülükleri de kontrol edebileceğine inanır.
Evrimsel Korku ve Haset
Geleneksel toplumlarda nazar inancının bireyleri mütevazı olmaya zorladığını biliyor muydunuz? Yapılan araştırmalara göre ilkel toplumlarda kaynakların sınırlı bulunmasından dolayı bir kişinin çok zengin olması, diğerlerinin aç kalması demekti. Tam da bu noktada “Nazar değer” korkusu devreye giriyor. Bu korku, bireylerin başarıları ya da paraları ile övünmelerini engelleyerek onları mütevazı olmaya zorluyor. Böylece topluluk içerisinde olabilecek haset (kıskançlık) krizlerinin de önüne geçilmiş oluyor.
Dijital Nazar
Günümüzde nazar, fiziksel gözlerden ziyade algoritmalara taşındığını fark ettiniz mi? Eskiden komşulardan, akrabalardan ya da tanıdıklardan bir şeyleri saklarken, bugün artık başarılarımızı ve mutluluklarımızı Instagram hikayelerinden ya da X (Twitter) tweetlerinden saklıyoruz. Eğer sıkı bir sosyal medya kullanıcısıysanız, mutlaka “Twitter nazarını” duymuş, hatta tweet attıktan hemen sonra bozulan işleri veya ilişkileri anlatan birçok insana denk gelmişsinizdir. Dijital çağda nazar inancı etkisini kaybetmek yerine sadece şekil değiştirdi.
Sonuç
Nazar inancına psikolojik açıdan baktığımızda; aslında her şeyin kendi zihnimizde başlayıp yine orada bittiğini görebiliyoruz. Sosyal medyanın da hayatımıza daha çok entegre olduğu bu zamanlarda, yaptığımız herhangi bir paylaşımda içten içe hayali bir toplumsal baskı ve kaygıyı eskiye nazaran daha çok hissediyoruz. Bu nedenle paylaşılan iyi bir haberin sonradan bozulmasını “İnternette paylaştım, nazar değdi” diyerek etiketliyoruz. Belki de “Aman sus, nazar değmesin” cümlesinde kötü enerjiyi değil kendi kırılgan yanımızı korumaya çalışıyoruzdur. Belki de mutlulukları saklamak yerine, onları korkusuzca yaşayacak kadar zihinsel olarak güçlenmenin vakti gelmiştir. Ama yine de siz bilirsiniz, ne olur ne olmaz, tahtaya üç kere vurmaktan zarar gelmez!


