Doğum denildiğinde çoğu zaman kulağımıza ulaşan hikâyeler zorlu, travmatik ve korkutucu olanlardır. Yakın çevremizden, sosyal medyadan ya da internetten duyduğumuz bu anlatılar, henüz doğum yapmamış kadınların zihninde doğuma dair son derece olumsuz bir tablo oluşturabilir. Oysa her doğum hikâyesi aynı değildir.
Hatta şu anda takip ettiğim bir gebe danışanımın annesi, hastaneye giderken oldukça hızlı ve sorunsuz bir şekilde doğum yapmış. Buna benzer sakin, güvenli ve olumlu doğum deneyimleri de yaşanıyor. Ancak nedense bu hikâyeler çok daha az anlatılıyor.
Medyanın Doğum Algımızdaki Rolü: Hürrem Sultan’ın Doğum Sahnesi
Doğuma dair korkularımız sadece kulaktan dolma hikâyelerle değil, popüler kültür ve medya eliyle de sürekli besleniyor. Televizyon dizilerinde ya da sinemada ne zaman bir doğum sahnesi görsek, genellikle acı içinde çığlık atan, dehşet içindeki kadın figürleriyle karşılaşıyoruz. Örneğin, yıllarca ekranlarda hayranlıkla izlenen Muhteşem Yüzyıl dizisindeki Hürrem Sultan’ın doğum sahnelerini hatırlayın. Aşırı abartılı şovlar, acıdan yatakları yumruklayan, kontrolünü tamamen kaybetmiş bir kadın imajı ve sanki bir ölüm-kalım savaşı veriliyormuş gibi yansıtılan o anlar hafızalarımıza kazındı. Reyting ve dramatik etki uğruna yapılan bu tür abartılı canlandırmalar, doğumun doğasındaki o sakin, ritmik ve güçlü odağı tamamen gölgeliyor. Ekran karşısındaki milyonlarca genç kadının ve anne adayının bilinçaltına ise şu tehlikeli mesajı ekiyor: “Doğum dehşet verici bir acı ritüelidir.”
Olumsuz Anlatıların Gölgesindeki Gerçek: Tokofobi
Doğuma dair sürekli olarak negatif, dramatik ve korku dolu hikâyelere maruz kalmak, kadınlar üzerinde sadece geçici bir endişe yaratmakla kalmaz; psikolojik bir rahatsızlığı da tetikleyebilir. Araştırmalar, literatürde tokofobi diye adlandırılan bu durumun gebeliğe ve doğuma karşı duyulan patolojik, aşırı ve kontrol edilemez korku anlamına geldiğini gösterir. Sosyal çevremizde ve dijital dünyada sürekli “korku” temalı doğumların paylaşılması, kadınların kendi bedenlerine olan güvenini zedelemekte, ağrı algısını yükseltmekte ve bu fobinin yaygınlaşmasına doğrudan zemin hazırlamaktadır. Fobi temelde iki ana grupta incelenir:
Primer (Birincil) Tokofobi: Daha önce hiç doğum yapmamış kadınlarda, genellikle ergenlik döneminden itibaren dizilerdeki o abartılı sahneler, kulaktan dolma korkunç hikayeler ve travmatik görsellerle beslenerek gelişen doğum korkusudur.
Sekonder (İkincil) Tokofobi: Geçmişte yaşanmış zorlu, tıbbi müdahaleli veya travmatik bir doğum deneyiminin ardından (bir nevi Post-Travmatik Stres Bozukluğu olarak) ortaya çıkan korkudur.
Korku Kültürünün Bedensel Faturası: “Korku-Gerginlik-Ağrı” Döngüsü
Peki bu zihinsel korku bedenimizde neye yol açıyor? İngiliz doğum uzmanı Dr. Grantly Dick-Read tarafından ortaya konan “Korku-Gerginlik-Ağrı” döngüsü, zihnimizdeki olumsuz imajların doğumu nasıl fiziksel olarak zorlaştırdığını açıklar. Doğuma dair korku duyduğumuzda, bedenimiz bir tehdit algılar ve savunma mekanizması olarak “savaş veya kaç” tepkisi verir. Bu durum, rahim kaslarının gerilmesine ve doğumun ana hormonu olan oksitosinin (sevgi ve doğum hormonu) baskılanarak yerine adrenalin salgılanmasına neden olur. Sonuç olarak rahim kasları birbiriyle savaşır, doğum yavaşlar ve hissedilen ağrı katlanarak artar. Yani medyadaki Hürrem Sultan sahneleri veya sosyal medyadaki travmatik anlatılar, sadece zihnimizi bulandırmakla kalmaz; bedenimizi de biyolojik olarak kilitler.
Peki, Anlatılmayan Olumlu Doğum Hikâyeleri Nerede?
Belki de doğuma dair algımız, duyduğumuz hikâyelerin seçilmiş olmasından etkileniyor. İnsanlar çoğu zaman sıra dışı, zorlayıcı ve dramatik deneyimleri birer “hayatta kalma mücadelesi” gibi paylaşırken; sakin, doğal akışında ve olumlu geçen doğumlar “olağan” kabul edildiği için daha az görünür oluyor. Oysa bir kadının doğumda kendini güçlü, güvende ve huzurlu hissetmesi de en az diğer deneyimler kadar gerçektir ve paylaşılmayı hak eder. Bizler dizilerin yarattığı o yapay travma sahnelerinin yerine gerçek, coşkulu ve huzurlu doğum deneyimlerini koymaya başladığımızda, bu kolektif algı kökten değişebilir. Korkuyu değil, coşkuyu ve güveni çoğaltmamız gerekiyor. Doğumun sadece tıbbi bir kriz anı değil; kadının kendi gücüyle bağ kurduğu, saygı dolu ve şefkatli bir dönüşüm yolculuğu olabileceğini hatırlatmalıyız.
Bu Döngüyü Birlikte Kırabiliriz
Bu yazıyı okuyan sizlerden bir ricam var: Eğer çevrenizde duyduğunuz, yaşadığınız veya tanık olduğunuz olumlu, güçlendirici ve sakin doğum hikâyeleri varsa benimle paylaşın. Medyanın ve toplumun dayattığı o korku dolu anlatılara karşı, gerçek ve pozitif deneyimleri görünür kılarak doğuma dair daha dengeli, sağlıklı ve gerçekçi bir bakış açısı geliştirebilme sürecimde bana çok yardımı dokunur. Geleceğin anne adaylarına korku yerine umut ve bedenlerine güven miras bırakalım. Hikâyelerinizi Instagram üzerinden @mindbirth.psych hesabına direkt mesaj olarak ya da e-posta yoluyla benimle paylaşabilirsiniz.


