Giriş
Bazı durumlarda insanlar, kendileri için önemli olan bir hedefe yaklaşırken duraksayabilir. Hazırlanması gereken bir işi erteleyebilir, iyi giden bir ilişkide yakınlık arttıkça huzursuzlanabilir ya da yeni bir başlangıç ihtimali belirginleştiğinde geri çekilebilir. Dışarıdan bakıldığında bu tablo, kişinin kendi yolunu kesmesi gibi görünebilir. Ancak bu davranışların arkasında çoğu zaman yalnızca isteksizlik, tembellik ya da bilinçli bir kendine zarar verme hali bulunmayabilir.
Kendini sabote etme olarak adlandırılan bu durum, kişinin zorlayıcı duygularla baş etmeye çalıştığı bir yol olarak düşünülebilir. Bu yol, kısa vadede kontrol hissi, geçici rahatlama ya da olası başarısızlık karşısında açıklama alanı sağlayabilir. Uzun vadede ise kişinin hedeflerine, ilişkilerine ve kendi potansiyeline yaklaşmasını zorlaştırabilir. Bu nedenle kendini sabote etme davranışları, yalnızca “Neden yapmıyorum?” sorusuyla değil, “Yapmaya yaklaştığımda hangi duygu benim için zorlaşıyor?” sorusuyla da anlaşılmaya çalışılabilir.
Gelişme
Kendini sabote eden davranışların arkasında çoğu zaman tek bir neden bulunmayabilir. Bir hedefe yaklaşmak, yalnızca o hedefe ulaşma ihtimalini değil, hedefin kişi için taşıdığı anlamları da gündeme getirebilir. Başarı, bazı kişiler için takdir edilmenin yanında görünür olmayı, beklentinin artmasını ya da aynı performansı sürdürememe kaygısını çağrıştırabilir. Yakınlık, sevilme ihtimalinin yanında incinme ya da terk edilme ihtimalini de harekete geçirebilir. Değişim ise yeni bir başlangıçtan çok, alışılmış davranış ve ilişki biçimlerinden uzaklaşmak gibi hissedilebilir.
Bu nedenle kişi bazen hedefin kendisinden değil, hedefe yaklaştığında ortaya çıkan duygulardan uzaklaşmaya çalışıyor olabilir. Bir işi son ana bırakmak, önemli bir konuşmayı ertelemek, iyi giden bir ilişkiyi sınamak, bir fırsatı “zaten bana uygun değil” diyerek küçültmek ya da başlamadan vazgeçmek bu durumun farklı görünümleri olabilir. Davranışlar farklılaşsa da altta benzer bir kaygı bulunabilir: “Gerçekten denersem ve olmazsa, bu benim için ne anlama gelecek?”
Bu soru, benlik değeriyle de ilişkili olabilir. Öz-değerin başarıya, onaya ya da performansa sıkı biçimde bağlandığı durumlarda başarısızlık yalnızca bir sonuç gibi yaşanmayabilir. Daha kişisel ve daha sarsıcı bir anlam taşıyabilir. Böyle durumlarda kişi, sonucun kendisinden çok sonucun kendisi hakkında ne söyleyeceğiyle meşgul olabilir. Performansı zorlaştırabilecek bir engelin önceden oluşması ya da öne çıkarılması, olası başarısızlığın kişisel anlamını yumuşatmaya hizmet ediyor olabilir (Berglas & Jones, 1978). Örneğin, tam olarak denememek, başarısızlık ihtimalinin “yetersizim” duygusuna doğrudan bağlanmasını zorlaştırabilir.
Kendine engel olma örüntülerinde tanıdık olanı sürdürme eğilimi de etkili olabilir. İnsan yalnızca iyi gelen deneyimlere değil, bildiği ilişki ve duygu düzenlerine de tutunabilir. Daha önce yakınlık, eleştirilme, kontrol edilme ya da kayıpla birlikte yaşandıysa, güvenli bir ilişki kişiye yabancı gelebilir. Daha önce başarı, yüksek beklenti, baskı ya da yalnız kalma ile birleştiyse, ilerlemek huzurdan çok tedirginlik yaratabilir. Bu durumda kişi farkında olmadan eski düzenini korumaya çalışabilir. Tanıdık olan acı verici olsa bile, bilinmeyene göre daha öngörülebilir hissedilebilir (Peel & Caltabiano, 2021).
Bu örüntülerin sürmesinde kısa vadeli rahatlama etkili olabilir. Geri çekilmek, incinme ihtimalini azaltıyor gibi hissettirebilir. Hiç denememek, başarısızlıkla yüzleşmeyi erteleyebilir. İlişkide karşı tarafı sınamak, terk edilme korkusunu yönetmeye çalışma biçimi haline gelebilir. Bir fırsatı küçümsemek, ona ulaşamama ihtimalinin yaratacağı hayal kırıklığını hafifletebilir. Ancak kısa vadede koruyucu görünen bu yollar, zamanla kişinin hareket alanını daraltabilir. Savunmacı davranışlar benliği korumaya hizmet ederken benzer döngülerin sürmesine de katkıda bulunabilir (Rhodewalt, 2008). Bu sebeple kendini sabote etme davranışlarını yalnızca “yanlış seçimler” ya da “irade eksikliği” üzerinden okumak eksik kalabilir; duygusal bağlamla birlikte ele alındığında daha anlaşılır hale gelebilir.
Sonuç
Kendini sabote etme, kişinin kendisine karşı yürüttüğü bilinçli bir mücadeleden çok, zorlayıcı duygular karşısında geliştirdiği bir korunma biçimi olarak düşünülebilir. Bu tür davranışlara yalnızca “Neden bunu yapıyorum?” sorusuyla yaklaşmak yeterli olmayabilir. “Bu davranış beni hangi duygudan koruyor olabilir?” sorusu da kişinin kendisini anlamasına yardımcı olabilir. Çünkü bazı durumlarda başarısızlık korkusu, başarılı olmanın getireceği beklenti, görünür olma kaygısı, yakınlaşma korkusu ya da reddedilme beklentisi benzer döngüleri besleyebilir.
Bu döngülerin değişmesi, davranışı yalnızca durdurmaya çalışmaktan çok, davranışın taşıdığı işlevi anlamaya çalışmakla mümkün hale gelebilir. Geri çekilmenin arkasındaki incinme korkusu, vazgeçmenin arkasındaki yetersizlik hissi ya da sürekli hazırlıksız kalmanın arkasındaki değerlendirilme kaygısı fark edildikçe davranışın otomatikliği azalabilir. Kişinin kendisini sabote eden tarafını düşman gibi görmek yerine, onun neyi korumaya çalıştığını anlamaya başlaması daha esnek seçeneklere alan açabilir.


