Cuma, Ağustos 21, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Bir Şeye İnanmak Onu Gerçek Kılar mı? Beklentinin Görünmez Gücü

İnsan; zeki, düşünen ve sosyal bir varlık olma nitelikleriyle diğer canlılardan ayrılır. Ancak insanı insan yapan bu temel özellikler, aynı zamanda onu önyargı, kalıpyargı ve ayrımcılık gibi karmaşık sosyal süreçlerle de tanıştırır. Adeta bir bilgisayar gibi işleyen insan beyni, her gün karşı karşıya kaldığı sınırsız bilgi yüküyle baş edebilmek için bilişsel cimrilik yapar; yani zihinsel enerji tasarrufuna gider. İnsan zihni, karşılaştığı uyarıcıları tek tek ve uzun uzun çözümlemek yerine sınıflandırır ve kestirme yollar arar. İşte önyargılarımızın ve kalıpyargılarımızın temeli de bu sınıflandırma sürecine dayanır.

Bu zihinsel işleyişin en çarpıcı sonuçlarından biri ise beklentilerimizin gerçeğe dönüştüğü kendini gerçekleştiren kehanet olgusudur. Peki, bir şeye inanmak, onu gerçekten var edebilir mi?

Thomas Teoreminden Beklenti Etkisine

Sosyolog Robert Merton, 1948 yılında Thomas teoremi üzerine yaptığı çalışmalar sonucunda kendini gerçekleştiren kehanet terimini ortaya atmıştır. Thomas teoremi, “Bir durum gerçek olarak algılanıyorsa, o durumun sonuçları kişinin gerçeği olacaktır” der. Merton’a göre; belli bir duruma ilişkin baştaki yanlış tanımlamalar ve beklentiler, zamanla yeni davranışlara yol açarak en nihayetinde bu yanlış durumun bizzat gerçeğe dönüşmesine neden olur.

Günümüzde Pygmalion Etkisi (Beklenti Etkisi) olarak da bilinen bu süreç; genellikle liderlerin, öğretmenlerin veya antrenörlerin takipçileri üzerindeki etkisini açıklamak için kullanılır. Kendilerinden yüksek performans beklenen öğrencilerin veya potansiyellerine inanılan çalışanların daha başarılı oldukları, liderin beklentisinin bir süre sonra kişinin gerçeğine dönüştüğü artık bilinen bir gerçektir.

Deneyler Ne Söylüyor? Labirentteki Fareler ve Sınıftaki Öğrenciler

Beklenti etkisinin gücünü kanıtlayan en ünlü çalışmalardan biri, 1963 yılında psikolog Robert Rosenthal ve Kermit Fode tarafından yapılmıştır. Bu araştırmada bir grup öğrenciye, deneyde kullanacakları farelerin “ortalamadan daha zeki” olduğu; diğer gruba ise farelerinin “genetik olarak dezavantajlı” olduğu söylenmiştir. Oysa fareler tamamen rastgele seçilmiştir. Sonuç oldukça çarpıcıdır: Farelerinin zeki olduğuna inanan öğrenciler onlara daha şefkatli davranmış ve bu gruptaki fareler labirent deneyinde çok daha üstün bir performans göstermiştir. Dezavantajlı olduğuna inanılan gruptaki farelerin bazıları ise başlangıç çizgisinden dahi ayrılmamıştır. Rosenthal bu olguyu, “bir kişinin davranışına ilişkin beklentinin, kendini gerçekleştiren bir kehanete dönüşmesi” olarak tanımlamıştır.

Benzer bir etki insanlar üzerinde de kanıtlanmıştır. Rubovits ve Maehr’in (1973) çalışmasında, öğretmenlerin öğrenciler üzerindeki beklentileri incelenmiştir. Dörder kişilik öğrenci gruplarına ders veren öğretmenlerin davranışları analiz edildiğinde; etnik kökene ve baştan verilen (tamamen rastgele belirlenmiş) “üstün zekalı” veya “ortalama” etiketlerine göre öğretmenlerin tutumlarının değiştiği görülmüştür. Beklentilerin düşük olduğu öğrencilere daha az dikkat yöneltildiği, bu öğrencilerin daha az yüreklendirilip daha çok eleştirildiği ve yanıtlarının daha sık reddedildiği tespit edilmiştir.

Toplumsal Potansiyelin Kaybı ve Önyargılar

Kendini gerçekleştiren kehanet; cinsiyet, ırk ve etnik kökene dayalı ayrımcılığın sürmesinde ve eğitimde fırsat eşitsizliklerinin yaşanmasında kritik bir rol oynar.

Örneğin; matematikte son derece başarılı olabilecek bir kız öğrencinin, toplumsal kalıpyargılar yüzünden çevresinden “matematikten anlamayacağına” dair aldığı sözlü ya da sözsüz mesajları düşünelim. Bu olumsuz geribildirimler, öğrencinin motivasyon kaybı yaşamasına ve zamanla başarısının gerçekten düşmesine neden olur. Sonunda öğrenci de bu durumu, “Aslında gerçekten matematikten anlamıyorum” şeklinde kabullenerek baştaki yanlış kehaneti gerçekleştirmiş olur.

Elbette beklentilerin gerçekleşmediği “kendini gerçekleştirmeyen kehanet” durumları da mevcuttur. Ancak yapılan meta-analiz çalışmaları, kendini gerçekleştiren kehanetin bir kural, gerçekleştirmeyenlerin ise yalnızca bir istisna olduğunu destekler niteliktedir.

Özellikle anne-baba, öğretmen veya yönetici gibi hayatımızdaki “önemli diğerlerinin”, bireysel gelişimimiz üzerinde muazzam bir gücü vardır. Gerçekte var olmayan birtakım farklılıkların (cinsiyetler, ırklar veya sosyal sınıflar arası sonradan oluşturulmuş suni farklar) hayata geçmesi ve toplumsal önyargıların pekişerek güçlenmesi, büyük oranda bu beklenti etkisinin bir sonucudur. Karşımızdakinden ne beklediğimiz ve ona nasıl davrandığımız, çoğu zaman ondan ne alacağımızı belirleyen en temel faktördür.

Kaynakça

  • Merton, R. K. (1948). The Self-Fulfilling Prophecy. The Antioch Review, 8(2), 193210.
  • Rosenthal, R., & Fode, K. L. (1963). The effect of experimenter bias on the performance of the albino rat. Behavioral Science, 8(3), 183-189.
  • Rosenthal, R. (1966). Experimenter Effects in Behavioral Research. New York: Appleton-Century-Crofts.
  • Rubovits, P. C., & Maehr, M. L. (1973). Pygmalion black and white. Journal of Personality and Social Psychology, 25(2), 210-218. SEÇBİR (İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji ve Eğitim Çalışmaları Birimi). Ayrımcılık: Çok Boyutlu Yaklaşımlar. Web: www.secbir.org
Nesra Aygün
Nesra Aygün
Nesra Aygün, İstanbul’da eğitim hayatını tamamladıktan sonra, psikoloji alanında hem akademik hem de profesyonel tutkusunu sürdürmektedir. 2021 yılında Biruni Üniversitesi’nde Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik alanında yüksek lisansını, 2023 yılında ise İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi’nde psikoloji lisansını tamamlamıştır. Bakırköy’deki ofisinde bireysel, çift ve ergen terapisi hizmeti sunmaktadır. Depresyon, anksiyete, travma, bağımlılık ve yas üzerine çalışmaktadır. Ayrıca cinsel terapi, mindfulness ve özşefkat temelli terapi alanlarında da danışmanlık vermekte, uzmanlık alanlarında yazılar kaleme almaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar