Pazar, Haziran 28, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Ruh sağlığı

“Ruhum o kadar yorgun ki, sanki uzun bir yolculuktan dönmüşüm de, ne gidecek bir evim kalmış ne de bekleyenim.” — Tezer Özlü

Bazen sabahları yataktan kalkmakta zorlanmak, yalnızca alarmı erteleme isteği ya da yoğun bir haftanın geride bıraktığı kas ağrısı değildir. Dinlenmekle geçmeyen, tatile gitmekle hafiflemeyen, kahve ile uyanmayan bir yorgunluk vardır. Adeta üstümüze yapışan, bizi ağırlaştıran bir tortu gibi. İşte bu, bedenin değil, ruhun yorgunluğudur. Ve ruh, konuşamadığı zaman beden aracılığıyla fısıldar: “Durdur artık bu akışı, taşıyamıyorum.”

Bu Yorgunluk Bize Ne Anlatıyor?

İnsan ruhunun derinliklerine baktığımızda, dinmeyen yorgunluk genellikle içsel bir savaşın ve bastırmanın sonucudur. Enerjimiz dışarıdaki işlere harcandığı için değil, içerideki çatışmaları baskı altında tutmaya çalışırken tükendiği için biter.

Bastırılan Duyguların Ağırlığı: Öfke, kırgınlık, yas ya da hayal kırıklığı gibi yüzleşmekten korktuğumuz duyguları derine gömmek devasa bir enerji gerektirir. Farkında olmadan, o duygular su yüzüne çıkmasın diye kapının arkasında nöbet tutarız. Kapıyı tutmaktan yoruluruz.

İdeal Kendilik ve “Meli/-Malı” Tuzakları: Çocukluğumuzdan beri taşımayı öğrendiğimiz rolleri düşünelim. “Hep güçlü olmalıyım”, “Kimseyi hayal kırıklığına uğratmamalıyım”, “Her şeyi kontrol etmeliyim” beklentileri, sırtımızda taşımak zorunda kaldığımız birer görünmez yüktür. Ruh, bu yapay mükemmelliği sürdürmeye çalışırken tükenir.

İçsel Çatışma: Gerçek arzularımız ile bizden beklenenler (ya da kendimizden beklediklerimiz) arasındaki uçurum büyüdükçe, kronik yorgunluk bir savunma mekanizması olarak devreye girer. Sistem, daha fazla hasar almamak için kendini “güvenli mod”a alır ve şalteri indirir.

Bu Yorgunluğu Nasıl Anlarız?

Ruhun bu sesini ayırt etmek, iyileşmenin ilk adımıdır. Eğer yorgunluğunuz şu özellikleri taşıyorsa, yönünüzü içeriye çevirme vakti gelmiştir:

  1. Uykudan Bağımsızdır: 10 saat uyusanız bile sabah aynı isteksizlikle uyanırsınız.
  2. Görünürde Bir Sebep Yoktur: Fiziksel olarak ağır bir iş yapmamış olsanız da içinizde bir “tükenmişlik” hissi vardır.
  3. Duygusal Küntlük Eşlik Eder: Sadece bedensel olarak değil, hissel olarak da boşlukta, donuk veya aşırı hassas hissedersiniz.

Bu Yorgunlukla Neler Yapılabilir? Nasıl Güçlenilir?

Bu durumdan aceleyle, kendimizi zorlayarak veya yeni bir “başarı listesi” çıkararak çıkamayız. Çünkü bizi yoran şey zaten performansa dayalı bu sistemin kendisidir. Güçlenmek, yükü daha sıkı kavrayarak değil, bazı yükleri bırakarak mümkündür.

Semptomu Susturmayın, Dinleyin: Yorgunluğu yok edilmesi gereken bir düşman gibi görmeyi bırakın. Kendinize şu soruyu sorun: “Eğer bu yorgunluk bir dil konuşsaydı, bana ne söylerdi? Beni hangi zorunluluktan, hangi yüzleşmeden korumaya çalışıyor?”

Gölgedeki Duygulara Alan Açın: İçinizdeki kırgın veya öfkeli parçanın sesini duymaya çalışın. Ağlamak, öfkelenmek ya da “artık yapamıyorum” demek güçsüzlük değil; ruhun enerjisini tüketen o baskıyı serbest bırakmaktır.

Sınırları Yeniden Çizin: “Hayır” diyemediğimiz her durum, içsel enerjimizden verilmiş bir ödünçtür. Sınır koymak, bencilce bir eylem değil, ruhsal bir hayatta kalma refleksidir.

Şefkatli Bir Kabul: Kendinize her zaman üretken olmak zorunda olmadığınızı hatırlatın. Bazen sadece durmak, hiçbir şey yapmamak ve o “boşluk” hissinin içinde kalabilmek ruhu besler.

DİNMEYEN YORGUNLUK bir son değil, aslında bir çağrıdır. Ruhun, bugüne kadar kurduğunuz ve artık size dar gelen o eski dengeden çıkıp, kendinizle daha dürüst ve şefkatli bir ilişki kurmanız için yaptığı sessiz bir devrim çağrısıdır. Kendinize bu çağrıyı duymak ve anlamak için zaman tanıyın.

Esra KABLAN
Esra KABLAN
Ben Esra Kablan, klinik psikoloğum. İnsan ruhunun derinliklerine duyduğum merak, beni yıllar önce bu mesleğe yönlendirdi. Özellikle kişilik bozuklukları, duygu durum bozuklukları ve çocuk ile ergen davranış sorunları üzerine çalışıyor; her danışanın yaşantısında kendine özgü bir iz taşıdığına inanıyorum. Psikodinamik kuram, insan davranışlarını yalnızca görünen yüzüyle değil, kökleriyle anlamama yardımcı oluyor. Psikolojiye olan ilgim yalnızca akademik değil; bu alanda yazmak, paylaşmak ve okurla buluşmak benim için bir başka tutku. Bu köşede, hem mesleki bilgilerimi sade bir dille aktaracak hem de hep birlikte yaşamın görünmeyen katmanlarına dokunacağız. Yüzmenin, müziğin, kitapların ve seyahatin ruhuma iyi geldiğini söylemeden geçemem. Çünkü ruh sağlığı sadece terapi odasında değil, hayatın her alanında şekillenir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar