Hayat akışında her şey her zaman yolunda gitmeyebilir. Hepimiz zaman zaman üzülebilir ve zor dönemlerden geçebiliriz. Ancak depresyon, günlük yaşamın ve akışın doğal bir parçası olan üzüntüden farklıdır. Depresyonla ilgili en büyük yanılgılardan biri, sebebini tek ve somut bir nedene bağlama çabasıdır. Oysa günümüzde yapılan çalışmalar, depresyonun çok boyutlu bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir.
Biyolojik Boyut: Beyin ve Genlerin Rolü
Yapılan moleküler biyoloji çalışmaları sonucunda, depresyonda olan bireylerin 5-HTT genlerinde bir anormallik olduğu, bu genin serotonin ileticileri üretiminde rol oynadığı bulunmuştur. Bununla birlikte, nöronlar arasındaki iletişimi sağlayan kimyasal haberciler olan nörotransmitter sistemler depresyonun arka planında önemli bir rol oynamaktadır. Özellikle üç kimyasalın seviyesindeki düşüş önemli etkilere sebep olmaktadır:
- Serotonin düştüğünde: Duygusal tepkileri düzenlemede zorluk, çökkün duygudurum, anksiyete, panik ve fobi oluşumunu tetikler.
- Noradrenalin düştüğünde: Çevrede olup bitenlere karşı farkındalık ve stresli durumlarla baş etme gücü azalır.
- Dopamin düştüğünde: Haz almada yetersizlik, motivasyon azlığı, dikkatte azalma, bilişsel yavaşlama ve apati (hayata karşı isteksiz ve tepkisiz olma) oluşur.
Kısacası, depresyon sadece “can sıkıntısı” değil; beynimizdeki bu üç önemli kimyasalın azalarak hayata karşı enerjimizi, neşemizi ve odaklanma yeteneğimizi elimizden alması durumudur.
Psikolojik Boyut: Davranışçı ve Bilişsel Görüş
Davranışçı görüşe göre depresyon, bireylerin yaşamlarındaki ödül ve cezalarda meydana gelen önemli değişikliklerden kaynaklanır. Bu süreci şu şekilde açıklayabiliriz: Bireyin hayatında olumlu yaşam olaylarının azalması, duygudurumun olumsuza gitmesine zemin hazırlar. Bu noktada sosyal ödüller (takdir edilme, onaylanma, çabanın pekiştirilmesi) kritik öneme sahiptir. Sosyal destek ve ödüllerin azalması da riski artıran faktörlerdendir. Bireyin gösterdiği çabaların sosyal açıdan pekiştirilmemesi, kişinin daha az etkin olmasına ve sosyal geri çekilmeye neden olabilir. Aktivite düzeyinin düşmesi de risk teşkil eden faktörler arasındadır.
Bilişsel görüş açısından baktığımızda ise; depresyonun başlaması ve sürdürülmesi, kişinin kendisini ve çevresindeki dünyayı algılama biçimleriyle ilgilidir. Bu durum üç temel mekanizma üzerinden özetlenebilir:
- Depresyonun Bilişsel Üçlüsü: Depresif bireyde kendisi, dünyası ve geleceğe yönelik olumsuz ve çarpıtılmış bir bakış açısı vardır:
- Kişi kendisini değersiz ve yetersiz görür. Olumsuz deneyimlerini kendi eksikliklerine bağlar.
- Yaşantılarını ve ilişkilerini olumsuz algılar; yaşamın zor olduğunu, kendisinden çok şey beklendiğini düşünür.
- Geleceği karanlık, olumsuzluklarla dolu olarak görür. Olumlu duygulanım eksikliği, depresif duygunun merkezini oluşturur.
- Otomatik Düşünceler: Planlanmadan, herhangi bir değerlendirme yapmadan, düşünmeden, çabuk ve otomatik olarak ortaya çıkan düşüncelerdir. İşlevsel olmayan şemaları yansıtırlar ve kişi tarafından doğru kabul edilirler. Depresyonda olan bireylerin otomatik düşünceleri; kayıp, kendisinden hoşnut olmama ve olumsuzluk ekseninde şekillenmektedir.
- Öğrenilmiş Çaresizlik ve Atıf (Yükleme) Kuramı: Kontrol edilemeyen olumsuz olaylar, kişide “kontrol algısı eksikliği” inancını doğurur. Yani kişi, eylemleri ile sonuçlar arasındaki bağı kopararak ne yaparsa yapsın durumu değiştiremeyeceğine inanmaya başlar. Bu inancın pekişmesi ve devam etmesi ise genellenmiş çaresizlik davranışı ile sonuçlanır. Bu olumsuz deneyimler sonucunda kişi aşağıdaki atıf örüntüsünü geliştirirse kişideki çaresizlik duygusu pekiştirilmiş olur:
- İçsel Atıf: Kişi olumsuzluğun sebebini sadece kendisi olarak görür ve kendisini suçlar. Bu da düşük benlik saygısına yol açar.
- Kalıcı Atıf: Kişi olumsuzluğun sürekli devam edeceğine inanır. Kişideki çaresizlik bilişinin sabitliğinden kaynaklı, çaresizlik zamanla kronikleşir.
- Genel Atıf: Kişi yaşanılan bir olumsuzluğu hayatının tüm alanlarına yayar ve çaresizlik hissini geneller.
Depresyon, birçok etkenin iç içe geçtiği karmaşık bir süreçtir. Depresyonun etiyolojisini anlamak, yalnızca bu bozukluğun neden ortaya çıktığını açıklamak için değil; depresyon yaşayan bireyleri anlamak ve oluşan önyargıları sorgulamak için de önem taşır. Çünkü depresyon, birçok risk faktörünün zaman içinde bir araya gelmesiyle ortaya çıkabilen ve her bireyde farklı biçimlerde deneyimlenen bir ruh sağlığı sorunudur.


