Perşembe, Haziran 18, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Kusursuzluk Kıskacında Cinsellik: Aynı Nehirde İki Kez Yıkanılmaz

Günümüzde “kusursuzluk” dayatmasıyla yatak odasına giren birey, partnerinin gözlerinde sevgiyi değil, kusurlarının onayını aramaktadır. Oysa bağ kurmak, kusursuzlukta değil, kusurlarımızın paylaşıldığı o güvenli alanı oluşturmaktadır. Biyolojik olarak cinsellik, neslin devamını sağlayan kuşaktan kuşağa aktarım olarak; haz alma, sevme, sevilme, onaylanma ve takdir edilme ihtiyaçlarının kurulmasıyla ilişkili olarak değer yargılarımızı, normlarımızı, yaşam stilimizi, cinsiyet rollerimizi ve evliliğimizi etkileyen önemli bir faktörü oluşturmaktadır (Yılmaz Esencan & Kızılkaya Beji, 2026). Cinsellik, doğumdan ölüme kadar devam eden yeme, içme, nefes alma gibi bir ihtiyacı oluştururken; ahlak, manevi ve kültürel olarak değerlerimizi, tutumlarımızı, davranışlarımızı, görünümümüzü, inançlarımızı ve duygularımızı da içinde barındırır.

Bireyin topluma aidiyet duyması, psiko-sosyal faktörler açısından iyi hissedebilmesi, bir birey olarak toplumda kendini kabul etmesi; aynı zamanda kendini bir insan olarak kabul etmesi ile mümkündür. Ötekinin bizi nasıl gördüğü estetik müdahalelere kapı aralarken; partnerimizin bedenimizi kabul etmesini, onaylamasını, beğenmesini isterken aynı zamanda toplum tarafından tercih edilebilir olduğumuzu kanıtlamaya çalışırız. Çünkü kültürel kodlar, beden standardına uyum sağlamayanları ötekileştirme, damgalanma, eleştiri ve önyargıya maruz bırakmaktadır (Arpacı, 2020). Bedenimizin yalnızca bir tüketim nesnesine indirgendiği bu noktada şunu hatırlatmak gerekir ki; bedenimiz bir savaş veya tüketim alanı değildir (Baudrillard, 2023).

Daha iyisine ulaşma güdüsü, beden algımızı değiştirerek estetik cerrahi uygulamalarını ulaşılabilir hale getirmektedir (Çarboğa, 2022). “Janus: Güzelliğin Gerçek Yüzü” kitabında Janus’un iki yüzü olan karanlık ve aydınlık taraftan bahsedilir (Güzel, 2024). Burada beden algımızın beğeni, onaylanma ve haz odaklı olması karanlık yüzü iken, aydınlık taraf ise orijinal kadın bedenidir. Kendi kendimizi yeni bir “ben” olarak değerlendirirken, aslında hiç olmadığımız birine estetik algısı dayatmasıyla dönüşüyoruz. Güzellik algımız kadınları Janus’taki gibi güzel-çirkin, kilolu-zayıf, uzun-kısa gibi ikili bir dikotomiye dönüştürürken bireyleri kimlik bunalımına itmektedir.

Erkekler için beden değerlerin bir göstergesi sayılmadığı kültürümüzde; erkeği güç, kadını ise cinsellik üzerinden değerlendirmektedir (Alptekin & Delibaş, 2021). Böylelikle kadının gücü ve rolü dezavantajlı konuma itilmektedir. Eski çağlarda kadını “labirent” (gizemli ve karmaşık), erkeği ise “piramit” (hiyerarşik ve dikey) olarak almalarının arka planını bu ayrım oluşturmaktadır. Ancak bugün, bu canlı süreci “donuk bir heykel” gibi kusursuz tutma arzusu, Heraklitus’un “Aynı nehirde iki kez yıkanılmaz” düsturuyla çatışıyor. Nehir sürekli akar, değişir ve tazelenir; oysa biz, cinselliği bir gösterge haline getirerek bu akışı durdurmaya, her seferinde “ilk günkü gibi kusursuz” veya “estetik standartlara uygun” bir görüntü sunmaya çalışıyoruz.

Bu akışı yeniden kazanmak adına; doğal nehrin akışını kusursuzluklarla doldurmaya çalışırken bir insan olarak bedenimizi kabul etmiyoruz. Bir birey olarak ilk başta kendi bedenimizi kabul ederek estetik algısına uymak zorunda değiliz; onaylanma açlığının giderilmesi olarak cinselliğe bakmamalıyız. Partnerimizle olan bağlarımızın zayıflamaması için kendi bedenimizi ve kusurlarımızla bizleri seven insanların olması ancak onaylanma ihtiyacımızı gideren bir faktördür. Bedeniniz yeniden dönüştürülmeye ve sevilmeye değerdir. “Kusursuzluk” kıskacından çıkış, bedeni yeniden inşa etmekten değil; partneriyle kurduğu bağı, birbirinin kırılganlıklarını onurlandıran sahici bir iletişimi ve sağlıklı bir cinselliğe dönüştürmekten geçmektedir.

Aleyna Akkuş
Aleyna Akkuş
Aile ve Evlilik Danışmanlığı uzmanlığım çerçevesinde; bireylere, çocuklara ve çiftlere çözüm odaklı profesyonel destek sunmaktayım. İletişim ve sosyoloji disiplinlerinden beslenen birikimimle, aile içi dinamikler ve ebeveynlik süreçlerinde rehberlik ediyorum. Bilimsel temelli içerik üretimi ve profesyonel danışmanlık süreçlerimle, bireylerin ve ailelerin, karşılaştıkları zorluklarla başa çıkabilecekleri kendi potansiyellerini fark etmelerine ve hayatlarında kalıcı, sağlıklı bir denge kurmalarına eşlik ediyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar