Çarşamba, Haziran 17, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Travma ve Benlik: Saklanan Kendiliği Yeniden Ortaya Çıkarmak

Travmanın Benlik Üzerindeki Etkileri
Çocukluk dönemi, bireyin kendisi ve dünya hakkındaki temel inançlarının şekillendiği önemli bir gelişim dönemidir. Bu dönemde yaşanan travmatik deneyimler, kişinin kendisiyle ve çevresiyle kurduğu ilişkiyi doğrudan etkiler. Travma yaşamış bireyler için geçmiş, çoğu zaman geride kalmış bir anı olmaktan çok, etkileri günümüzde devam eden bir deneyim niteliği taşır. Bu nedenle kişi, kendi bedeninin içinde güvensiz hisseder, duygularını anlamakta zorlanır ve zamanla kendisine yabancılaşabilir.

Kişinin kendisiyle olan bağının zayıflaması, çeşitli duygusal belirtilerle kendini gösterir. Birey, kendisini terk edilmiş, değersiz ya da sevilmeye layık olmayan biri olarak algılayabilir. Başkalarıyla sürekli kıyaslama yaparak kendisini daha eksik, daha yetersiz veya daha başarısız görmeye başlayabilir. Bu olumsuz benlik algısı, zamanla kişinin kendi kimliğinden uzaklaşmasına neden olur.

İçsel Boşluk ve Kendine Yabancılaşma
Travma yaşamış bireylerde sıklıkla içsel bir boşluk hissi görülür. Kişi, ne kadar başarılı olursa olsun ya da ne kadar sevgi görürse görsün, kendisiyle ilgili geliştirdiği değersizlik ve sevilmeme inançlarını dönüştüremediğinde bu duygular varlığını sürdürür. Bu durum, yoğun yalnızlık, umutsuzluk ve yaşamın anlamını sorgulama ile birlikte ortaya çıkabilir.

Bazı bireyler bu boşluğu doldurabilmek için farklı yollar arasa da yaşadıkları eksiklik hissi devam eder. Kendilerini dünyaya ait değilmiş gibi hissedebilir ve yaşamla kurdukları bağın zayıfladığını düşünebilirler. Bu durum, yalnızca duygusal bir sıkıntı değil, aynı zamanda kişinin kendisiyle ve çevresiyle kurduğu ilişkinin zedelenmesinin bir sonucudur.

Travma ve Kontrol Duygusu
Travmanın etkisi altında kalan bireyler, çoğu zaman yaşadıkları duygusal acıyla başa çıkabilmek için duygularını bastırmaya çalışırlar. Korkan küçük bir çocuğun güvenli bir alan bulup saklanması gibi, kişi de kendi iç dünyasında saklanabilir. Ancak bu durum, zamanla kişinin kendi özünden uzaklaşmasına neden olur.

İyileşme süreci, kişinin kendi yaşamı üzerindeki etkisini ve gücünü yeniden fark etmesiyle başlar. Kişi, yaşamındaki her olayı kontrol edemese de yaşadıklarına verdiği anlamı değiştirebilir. Travma yaşamış bireylerin iyileşme yolculuğundaki önemli adımlardan biri, yaşamlarında değişim yaratabilecek bir güce sahip olduklarını fark etmeleridir.

Farkındalık arttıkça, kişinin yaşamı üzerindeki etkisi de artar. Birey, düşüncelerini, duygularını ve davranışlarını daha iyi tanımaya başladıkça seçimleri üzerinde daha fazla söz sahibi olur. Kontrol duygusunun güçlenmesi, kişinin kendisini daha güvenli ve daha güçlü hissetmesine katkı sağlar.

Duygularla Yeniden Bağ Kurmak
Travma yaşamış bireyler, bedenlerinde taşıdıkları duyguları görmezden gelerek ya da bastırarak iyileşemezler. Bu nedenle, kişinin duygularıyla yüzleşmesi, onları tanıması ve kabul etmesi gerekir. Acı veren duygularla mücadele etmek yerine, onları anlamaya çalışmak iyileşme sürecinin önemli adımlarından biridir.

Duygularımızı reddetmek, bastırmak ya da onlardan kaçmaya çalışmak, iyileşme sürecini zorlaştırır. Buna karşılık, duygularımızı fark edip sahiplenmeye başladığımızda değişim de başlar. Çünkü kabul edilen duygular, anlaşılabilir, anlamlandırılabilir ve dönüştürülebilir. Kişi, acısıyla, korkusuyla ve üzüntüsüyle yüzleşebildiğinde kendisiyle yeniden bağ kurmaya başlar.

İyileşmenin Kökeni
Diana Fosha’nın şu sözleri, iyileşmenin özünü açıklar: “İyileşmenin kökeni; sevgi dolu, uyumlu ve kendine hâkim bir kişinin kalbinde ve zihninde var olma ve anlaşılma algısında yatmaktadır.” İnsan, anlaşıldığını ve kabul edildiğini hissettiğinde kendisiyle yeniden bağ kurmaya başlar. Güvenli ilişkiler, kişinin travmanın yarattığı yalnızlık ve çaresizlik duygularını aşmasına yardımcı olur. Böylece birey, geçmişin yükünü taşımaya devam etse bile onun tarafından yönetilmek yerine kendi yaşamının yönünü belirlemeye başlayabilir.

Travma, insanı yalnızca yaşadığı olaylarla değil, kendisi hakkında geliştirdiği inançlarla da etkiler. Bazen kişi, yaşadığı acılardan korunabilmek için kendi iç dünyasında saklanır ve zamanla kendisine yabancılaşır. Ancak iyileşme, saklanan bu kendiliğin yeniden ortaya çıkabilmesiyle mümkündür. Belki de iyileşmek, geçmişi unutmak değil; geçmişin bugünkü yaşamımızı yönetmesine izin vermemeyi öğrenmektir.

Kaynakça
van der Kolk, B. A. (2025). Beden kayıt tutar: Travmanın iyileşmesinde beyin, zihin ve beden. Nobel Akademik Yayıncılık.

Merve Akkaya
Merve Akkaya
Merhaba, ben Merve Akkaya. Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde mezuniyet aşamasındayım. Lisans eğitimim boyunca NP İstanbul Beyin Hastanesi, NP Feneryolu Tıp Merkezi, Moodist Hastanesi ve Kim Psikoloji’de staj yaparak klinik gözlem ve psikoterapi alanında deneyimler edindim. Uzm. Psk. Gizem Çetinden Temel BDT (Bilişsel Davranışçı Terapi) eğitimini ve Prof. Dr. Nevzat Tarhan koordinatörlüğünde nörobilim temelli pozitif psikoterapi eğitimimi tamamladım. Aynı zamanda lisans eğitimim devam ederken uluslararası süpervizyon programlarıyla mesleki gelişimimi destekledim. Şu anda Dr. Cengiz Demirsoy süpervizyonluğunda NP Feneryolu Tıp Merkezi’ndeki stajıma devam etmekteyim. Bununla birlikte, Moodist Hastanesi'nde genel psikiyatri alanında asistan psikolog olarak görev yapmaktayım.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar