İnsan yaşamı boyunca kazalar, kayıplar, hastalıklar veya doğal afetler gibi çeşitli sarsıcı travmatik deneyimlere maruz kalmaktadır. Psikoloji bilimi, bu travmatik deneyimlerin olası etkilerine yönelik araştırmalara odaklanmış olsa da, beden ve ruh sağlığı üzerinde olumsuz kalıcı etkilerin varlığı konusunda yaptığı araştırmalarla sınırlı kalmıştır. Ancak pozitif psikoloji alanında son yapılan çalışmalar, travmatik deneyimlere verilebilecek yanıtların çok daha fazla olduğunu göstermektedir. Tıpkı Nazi toplama kamplarından sağ kurtulan Victor E. Frankl gibi, acının insan üzerinde yapıcı ve hayata anlam katan bir etkisi olduğunu ortaya koyan birçok insan vardır. Bu durum, ezbere bildiğimiz travmatik deneyimlerin insanı yalnızca çaresiz bir ruhsal sıkıntıya sürüklemediğini, aynı zamanda bu deneyimlere getirilen yorumun ve yaklaşımın, travma ile kurduğumuz ilişkiyi belirlediğini göstermektedir.
Acının İyileştirici Gücü ve Bireysel Farklılıklar
“Kansere hiç yakalanmamak bizim için daha büyük bir şans olmaz mıydı? Benim yaptığım ise bu olumsuzluktan bir başarı öyküsü çıkarabilmekti sadece. Küçük şeylerin kıymetini daha iyi anladım sayesinde. Önceleri beni ıslatan yağmur, kanserden sonra hiç ıslatmadı. Kanserden önce her gün gördüğüm güneş, dev bir nükleer reaktör değilmiş meğerse; doğuşu ve batışı başka şeymiş. Kuyruk sallayan köpek, mırıldayan kedi, penceremin kenarında ekmek bekleyen güvercin ne destansı olaylarmış. Damla damla biriken koca bir mutluluk deniziymiş hayat. Hazır bir mutluluk aramak ne büyük gafletmiş. Hiçbir şeye şaşırmamayı, güvenilen dağların çoğu zaman karlı olduğunu, güvensiz sanılan dağlarda ise enfes çiçekler yeşerdiğini ben onunla savaşırken öğrendim…”
Bu sözler, ölümünden kısa bir süre önce paylaşımda bulunan kanser hastası diş hekimi Tolga Aydın’a aittir. Hastalığının onun bilişsel süreçlerine sağladığı dönüşüm, hastalıktan önceki ve sonraki hayatı arasındaki farkındalığın artmasıyla gerçekleşmiştir. Öyleyse, neden benzer travmatik yaşantılara farklı tepkiler geliştiriyoruz? Birimizin adeta hayatını sonlandıran deneyimler, bir başkasının bilincini nasıl genişletiyor?
Psikolojik ve duygusal yönden travma, bireyin işlevini bozan bilişsel, duygusal ve duyusal sınırlılıklara yol açan ruhsal yaralanmayı ifade etmektedir (Ruppert, 2014 akt. Malas ve Sünbül, 2025). Ruhsal yaralar açan bu travmalar birey için örseleyicidir. Travma sonrası büyüme ise zorlu yaşam olayları sonucu gerçekleşen olumlu değişimler olarak tanımlanabilir. Bu doğrultuda, bazı bireyler travmanın şiddeti ve yoğunluğu sonucu “Akut Stres Bozukluğu”, “Travma Sonrası Stres Bozukluğu” (TSSB) gibi ruhsal rahatsızlıklar geliştirebilirken, bazıları bu süreçten bir büyüme ve gelişim ile çıkabilmektedir. Söz konusu durumun ortaya çıkmasında bireyin demografik özellikleri, travmatik olayın şiddeti, algılanan sosyal destek, psikolojik sağlamlık, bireylerin sahip olduğu baş etme stratejileri ve kişilik özellikleri önemli rol oynamaktadır. Ayrıca, Çimen (2020) tarafından yapılan bir araştırma, kolektivist başa çıkma stillerinin travmatik deneyimlerden sonra kişinin sorunların çözümünü kişilerarası ilişkiler, aile ve toplumun desteğinde aradığını, dini ve manevi yönelimlerin de sorunların çözümünde kullanıldığını göstermiştir. Ancak, sorunun çözümüne dair arayış, kişilik özellikleri ya da mevcut çevresel koşulların uygunluğu süreci diğerleri için de rahat geçirebilme garantisi vermemektedir. Bir başkasının ilgili sorunu tamamen görmezden gelmesi ya da kaçması da olasıdır. Tüm bu farklılıklar, deneyimin değil bireyin biricikliğini, dışsal koşulların içsel süreçler üzerinde sınırlı bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Örneğin, bazı bireyler bilincini o acı deneyimden uzaklaşmak, hissetmemek için kapatabilir, sağlıksız savunma mekanizmalarına yönelebilir veya doğrudan kronik bir ruhsal rahatsızlığa yakalanabilirken, bir kısmı da olayın tüm detaylarına hâkim, zihni oldukça berrak bir şekilde yaşantılanan deneyimin hissettirdiği tüm duygu ve düşünceleri göğüsleyebilir.
Büyüme Sonrası Süreç
Acıyı taşıyabilme becerisi olan bireylerin travma sonrası gözlemlenen büyüme süreci, Tedeschi ve Calhoun (1996) tarafından yapılan çalışmada beş ayrı boyutta gösterilmiştir (akt. Ezerbolat ve Özpolat, 2016):
- Kişilerarası ilişkilerde olumlu değişimler: Kişilerarası ilişkilerde yakınlık duygusunda, empatik davranışlarda ve kişinin duygularını diğerleriyle paylaşma gereksiniminde artma.
- Kendiliğe dair algılarda değişimler: İncinebilir olmasına karşılık bireyin kendiliğinin gücündeki artışla ilgilidir. Kişi, daha önceki deneyimlerinden de yola çıkarak “Bunun üstesinden gelebilirim” gücünü kendi içinde bulur.
- Yaşamın değerini anlama: Sıradan, günlük şeylerin farkına varılması ve önceliklerin yeniden gözden geçirilmesi.
- Yeni seçeneklerin fark edilebilmesi: Amaçların gözden geçirilmesi ve ulaşılabilir olanla olmayan arasında bir tercih yapılabilmesi; bir çeşit yeniden yapılandırma süreci.
- İnanç sisteminde değişiklikler: Dini inançların yeniden gözden geçirilip değerlendirilmesi, söz konusu travmatik olay sonrası varoluşsal deneyimin derinleştirilmesi.
Sonuç
Travmatik deneyimler, bizde derin yaralara sebep olsa da esas mühim olan, travmanın değil, ona dair getirdiğimiz yorumun duygularımızı ve vereceğimiz tepkiyi belirlediği bir “benmerkezci” sistemde yaşıyoruz. Suçladığımız insanlar, dış koşullar ve kontrolümüzde olmayan hadiselerin haksız yere başımıza geldiği inancı, aşırı telafi girişimleri çoğu zaman sonuçsuz kalıyor. Kontrol sahibi olduğumuz tek bir şeyi gözden kaçırıyor ve ihmal ediyoruz: Kendimiz.
Belki de Friedrich Nietzsche’nin o meşhur sözü, konuya ışık tutmamıza yardımcı olabilir: “Beni öldürmeyen şey güçlendirir.”
Sizce de öyle mi?
Kaynakça
Malas, E. M., & Sünbül, E. C. (2025). Travma sonrası büyümeyi etkileyen faktörler. Acad. Rev. Hum. Soc. Sci. 8(2), 109-126.
Ezerbolat, M., & Özpolat, A. G. Y. (2016). Travma sonrası büyüme: Travmaya iyi yanından bakmak. Kriz Dergisi, 24(1). https://doi.org/10.1501/Kriz_0000000353
Çimen, S. (2020). Öldürmeyen acı güçlendirir mi? Travma sonrası büyüme ve kolektivistik başa çıkma stillerinin ilişkisi. Türkiye Bütüncül Psikoterapi Dergisi. 3(5), 158-174.


