Pazartesi, Haziran 15, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

“Eski Türkiye” Coşkusu: Psikopolitik Bir Hafıza ve Direniş Pratiği

Bu satırları yazarken öyle heyecanlıyım ki… Milli takımımızın maçını nereden izlesem? Hangi arkadaş grubumla bir araya gelsem? Çok güzel programlar yapmışlar, hep bir arada izlemek için; sahillerde dev ekranlar, otellerde toplu kahvaltı organizasyonları… Sanki yıllar öncesindeyim, coşkulu ve heyecanlıyım… Peki, bu duygu nereden geliyor? Bir nostalji, geçmişe olan özlem mi sadece? Yoksa altında başka hangi nedenler yatıyor?

Son dönemde etrafımızda sıklıkla şahit olduğumuz “Eski Türkiye geri geliyor” heyecanı ve mutluluğu, aslında tesadüfi bir popüler kültür dalgası değil. En sevdiğimiz sanatçıların yeni dönem konserleri ve önümüzdeki günlerde başlayacak olan Dünya Kupası’nda yıllar sonra milli takımımızla yer alacak oluşumuz, insanların içinde güçlü bir umudu yeniden tetikliyor. Bu tabloyu sadece basit bir geçmişe kaçış, zamansal bir özlem veya çocukluğa duyulan melankolik bir sığınak olarak ele alırsak, arkasındaki toplumsal dinamiği hafifletmiş oluruz.

Karşımızdaki tablo, ana akım psikolojinin nostaljiyi yalnızca bireysel bir duygu yatıştırma ya da geçici bir kaçış mekanizması olarak gören dar sınırlarına sığmayacak kadar büyük. İlk bakışta; henüz konserler başlamadan biletlerin tükenmesi, stadyumlarda toplu izleme organizasyonlarının planlanması veya markaların turnuvalara özel reklamlarında pazarlanan o ortak coşku unsurları, ticari bir geçmişe öykünme dalgası gibi görünebilir. Ancak kitlelerin bu alanlara gösterdiği devasa refleks, piyasanın sunduğu bu geçmiş özleminin çok ötesinde, toplumsal bir dayanışma ve hak arama pratiğine işaret ediyor.

Hakoköngäs’ın (2025) kolektif bellek üzerine kurduğu argümanları hatırlarsak; geçmişe ait imgeler ve kültürel semboller hiçbir zaman durağan değildir. Toplumlar, şimdiki zamandaki kimliksel krizleri ve baskıları göğüsleyebilmek adına geçmişi dinamik bir biçimde yeniden üretirler. Duygu, bellek ve insanın iç dünyası tam da bu noktada tarihsel güç ilişkilerinden beslenir. İnsanlar o alanlarda sadece bir şarkı dinleyerek ya da bir spor müsabakası izleyerek önlerine konan pasif bir geçmişi tüketmiyorlar. Aksine; omuz omuza vererek ve o şarkıları hep bir ağızdan söyleyerek, piyasanın ticari bir ürün olarak sunduğu o ortak coşkuyu; kendi seküler, modern kültürel yaşam biçimlerini ve kaybettikleri toplumsal alanı fiziksel olarak geri alma eylemine dönüştürüyorlar.

Bu süreç, Hakoköngäs’ın da vurguladığı gibi, geçmişin salt bir taklidi veya tüketimi değil; sunulan sembollerin bugünün baskın yönetim ve güç odaklarına karşı bir kolektif direnç aracına dönüştürülmesidir. Bu yeniden konumlandırma, geçmişi olduğu gibi geri getirmeyi değil; oradan süzülen ortak duyguyla bugünün daralan alanlarında otantik, kapsayıcı ve geleceğe yönelen yeni bir toplumsal hafıza yaratmayı amaçlıyor.

Bu kolektif uyanışın en çarpıcı tarafı ise bu coşkunun sadece o dönemleri bizzat yaşamış, geçmişi romantize eden yetişkinlerle sınırlı kalmaması. 2000’lerin başındaki o iklimi, o özgürlükçü ve parlak çağları hiç tatmamış olan Z ve Alfa kuşağı da bu dalganın en ön safında yer alıyor. Christie & Rutherford’un (2025) makalelerinde temellendirdikleri gibi, nostalji duygusu toplumsal kırılma, sarsıntı ve büyük tıkanma dönemlerinde kolektif kimliği korumak ve savunmak amacıyla mobilize edilir. Yazarların bu konudaki tezini buraya uyarladığımızda; genç nesil, medyadaki anlatılar ve dijital arşivler üzerinden o dönemi dolaylı yoldan öyle güçlü bir şekilde sahiplenmiştir ki; milli takımın Dünya Kupası’na gitmesi veya ikonik sanatçıların geri dönüşü, onlar için bugünün sosyo-ekonomik sıkışmışlığına, geleceksizliğine ve kültürel daralmasına karşı geliştirdikleri politik bir duruşa, somut bir direniş alanına dönüşüyor. Gençlik, deneyimlemediği bir geçmişi, bugünün krizine karşı psikopolitik bir kalkan haline getiriyor.

Bu “Eski Türkiye” arzusu ilk bakışta geçmişi aynen bugüne kopyalamak isteyen restoratif, yani eskiyi aynen onarmaya çalışan muhafazakar bir çaba gibi okunabilir. Ancak Christie & Rutherford’un (2025) net bir şekilde ortaya koyduğu üzere, “spekülatif nostalji” geçmişi mitolojik olarak kutsayıp orada takılıp kalmayı hedeflemez. Aksine, geçmişin hafızasını bir direniş alanı olarak kullanarak radikal ve alternatif bir gelecek hayal etmeyi sağlar. Dünya Kupası, Tarkan veya Şebnem; geçmişin melankolisine hapsolmanın değil, bugünün hoşnutsuzluğunu aşarak “başka bir Türkiye’nin mümkün olduğunu” tahayyül etmenin tam sınır çizgisidir. Yazarların o çok güçlü ifadesiyle, buradaki nostalji süreci toplum için varılacak ve sığınılacak bir son durak değil; yepyeni, özgür ve alternatif bir geleceğe açılan kolektif bir eşiktir.

Bilge Ayşakar
Bilge Ayşakar
Bilge Ayşakar, 2019 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Psikoloji bölümünden mezun olmuştur. Mesleki hayatına çocuk, ergen ve ebeveyn danışmanlığı ile başlamış; bu dönemde dil ve gelişim dinamiklerini psikolojik perspektifle ele alan saha çalışmalarında bulunmuştur. Ardından üç yıl boyunca organizasyonel alanda deneyim kazanmıştır. Uzmanlık yolculuğunda; Deneyimsel Oyun Terapisi, Dinamik Terapi, Çözüm Odaklı Terapi, Aile Danışmanlığı ve Cinsel Terapi alanlarında kapsamlı teorik ve süpervizyon eğitimlerini tamamlamıştır. Günümüzde, Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ekolü çerçevesinde yetişkinlere yönelik bireysel danışmanlık hizmeti vermekte ve bu alandaki süpervizyon sürecini sürdürmektedir. Psikolojiyi; sanat, felsefe, sosyoloji ve biyopolitika gibi farklı disiplinlerin kesiştiği bir keşif alanı olarak gören Ayşakar; beden algısı, cinsellik, aşk ve ilişkiler gibi temaları bu kavramlararası düzlemde ele alarak multidisipliner araştırmalarına devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar