Salı, Haziran 9, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Yakınlık Her Zaman İç İçe Geçmek midir?

İnsan, doğası gereği bağ kurmaya ihtiyaç duyan bir varlıktır. Sevilmek, anlaşılmak, görülmek ve birine ait hissedebilmek, psikolojik iyi oluşun önemli parçalarından biridir. Ancak ilişkilerde sıkça karşılaşılan temel sorunlardan biri, yakınlık arttıkça bireyselliğin giderek kaybolmaya başlamasıdır. Özellikle romantik ilişkilerde “bir olmak”, zaman zaman kişinin kendi sınırlarını fark etmeden silikleştirmesine neden olabiliyor.

Klinik pratikte sıklıkla karşılaştığımız durumlardan biri, kişinin ilişki içinde zamanla kendi ihtiyaçlarını ikinci plana atmasıdır. Başlangıçta “uyum sağlamak”, “fedakarlık yapmak” ya da “ilişkiyi korumak” gibi görünen davranışlar, uzun vadede kişinin kendi benliğiyle temasını zayıflatabilir. Kendi sosyal çevresinden uzaklaşmak, yalnız kalma ihtiyacını bastırmak, sürekli açıklama yapma zorunluluğu hissetmek ya da partnerinin duygusal durumuna göre hareket etmek, bunun en yaygın örneklerindendir.

Oysa sağlıklı bir ilişki, iki insanın birbirine bağımlı hale geldiği değil; bağ kurarken bireyselliğini de koruyabildiği bir yapı üzerine kuruludur. Kişisel alan ihtiyacı çoğu zaman yanlış anlaşılır. Pek çok kişi bunu uzaklaşma, ilgisizlik ya da sevgisizlik olarak yorumlar. Ancak psikolojik açıdan baktığımızda, kişisel alan, bireyin duygusal düzenleme kapasitesiyle yakından ilişkilidir. İnsan zaman zaman yalnız kalmak, düşünmek, üretmek, dinlenmek ya da yalnızca kendi iç dünyasına dönebilmek ister. Bu ihtiyaç, ilişkinin zayıfladığı anlamına gelmez; aksine kişinin kendi benliğini koruyabildiğini gösterir.

Bağlanma kuramı açısından değerlendirildiğinde, özellikle terk edilme korkusu yoğun olan bireylerde yakınlık, zaman zaman kontrol davranışına dönüşebilir. Sürekli iletişim halinde olma ihtiyacı, partnerin yalnız kalma isteğini kişisel algılama, anında geri dönüş bekleme ya da mesafeyi tehdit olarak yorumlama gibi davranışların temelinde çoğu zaman güvensizlik duygusu yatar. Kişi, ilişkideki küçük bir mesafeyi bile duygusal terk edilme olarak deneyimleyebilir.

Bilişsel Davranışçı Terapi perspektifinden baktığımızda ise bu süreçte otomatik düşüncelerin oldukça etkili olduğunu görüyoruz. “Eğer yalnız kalmak istiyorsa beni sevmiyordur”, “Her şeyi birlikte yapmıyorsak ilişkimiz kötüye gidiyordur” ya da “Bana hemen dönüş yapmıyorsa önemsemiyordur” gibi düşünceler, kişinin ilişkide yoğun kaygı yaşamasına neden olabilir. Çoğu zaman bu düşünceler, mevcut durumdan çok geçmiş yaşantıların izlerini taşır.

EMDR çalışmalarında da sıkça gördüğümüz üzere, kişinin bugünkü ilişkisel tepkileri yalnızca mevcut ilişkiyle ilgili değildir. Geçmişte yaşanan ihmal, eleştirilme, reddedilme ya da duygusal ihtiyaçların karşılanmaması gibi deneyimler, yetişkinlik ilişkilerinde aşırı yakınlık ihtiyacı, yoğun kaygı ya da sınır problemleri olarak karşımıza çıkabilir. Kişi, bazen bugünkü partnerine değil, geçmişte incinmiş tarafına tepki veriyor olabilir.

Bu nedenle ilişkilerde kişisel alan konusu yalnızca bireysel özgürlük meselesi değildir. Aynı zamanda kişinin psikolojik bütünlüğünü koruyabilmesiyle ilgilidir. Sağlıklı sınırlar, ilişkiyi zayıflatmaz; aksine daha güvenli ve sürdürülebilir hale getirir. Çünkü gerçek yakınlık, iki insanın birbirine temas ederken kendi benliğini kaybetmemesidir.

İnsan, en sağlıklı bağı, yanında kendisi olabildiği yerde kurar.

ilknur polat
ilknur polat
Arel Üniversitesi Psikoloji Lisans ve Klinik Psikoloji Yüksek Lisans eğitimlerini tamamladım. Alana dair yetkinliğimi arttırmak ve deneyim kazanmak adına pek çok eğitim aldım. EMDR 2.Düzey terapistim. Kendi Özel Sağlık Meslek Hizmet Birimimde çalışıyorum. Uzun yıllardır Rotary derneğindeyim.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar